Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gölgeden çıkmadan güneşe ulaşmak

ÇOCUK akşam eve gelmiş ve babasına sormuş, "Baba hayat bilgisi dersinde yönetimleri işliyoruz. Bana demokrasiyi anlatır mısın?" Babası, "Anlatmasına anlatırım yavrum ama senin bazı tanımları bilmen gerekiyor" demiş. "Bak şimdi, benim fabrikam var, para kazanıyorum, yani ben bir kapitalistim. Paranın nasıl harcanacağına annen karar verir, o hükümet. Hepimiz senin için çalışıyoruz, sen halksın. Beşikte ki kardeşin gelecek. Hizmetçimiz ise işçi sınıfı. Sen bunları öğren, ben sabahleyin sana demokrasiyi anlatırım" demiş.

Çocuk gece uyanmış, bir bakmış ki kardeşi altını pisletmiş ve durmadan ağlıyor. Hemen anne ve babasının odasına gitmiş, annesi horul horul uyuyor. Uyandırmaya çalışmış ama başaramamış. Babası yatakta değil, geçerken hizmetçinin odasına gözü ilişmiş, bir bakmış ki hizmetçiyle babası sevişiyor! Çaresiz dönüp yatmış. Ertesi sabah babası "gel oğlum sana demokrasiyi anlatayım" demiş. Çocuk "gerek yok baba, ben artık biliyorum! " yanıtını vermiş ve başlamış anlatmaya "Kapitalistler işçi sınıfını becerirken hükümet uyuyor. Halk endişeli, gelecek ise b.k içinde !"

Temel ilkeleri milli egemenlik, özgürlük ve eşitlik, çoğulculuk olan ve halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimine demokrasi diyoruz. Parlamento, anayasa, siyasi partiler ve kolluk kuvvetleri demokrasinin araçları olarak tanımlanıyor. Devlet politikasını şekillendirmede halk gerçekten egemen midir ülkemizde? Yoksa beş yılda bir sandığa giderek kendini yönetecek siyasi partilere oy vermekle sınırlı mıdır vatandaşın egemenliği? Bireyselliğin gelişmediği, sorgulamanın olmadığı, kaderciliğin ve otoriteye bağlılığın öne çıktığı toplumlarda halkın egemenliği tartışılır olmaktan öteye gidemez. Demokrasinin temel unsurları olan özgürlük ve eşitlik, insan haklarına saygı kavramları böyle yapılarda kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Günü kazanmanın hesabı yapılırken geleceğin kaybedileceği ihtimali hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Günümüzde demokrasi, devlet yönetim sistemi olmaktan ziyade birlikte yaşama kültürü olarak kabul edilmektedir.

Bu kısa analizden sonra yukarıda ki fıkrada hicvedilenlerin gerçeklik payı nedir? Ülkemizde demokrasi anlayışının doğurduğu ve neden/sonuç ilişkisine dayanan sorunlar nelerdir? İşte rakamsal verilerle ülkemizin hali:

# Hukukun üstünlüğü; Dünya sıralamasında Türkiye 92. sırada. Hukuksal düzenleme kalitesi sıralamasında ise 65 puanla 77. sırada. HSYK Yasasında yapılan değişiklikle hukuk askıya alınmış durumdadır.

# Basın özgürlüğü; RSF Örgütünün sıralamasına göre Türkiye 180 ülke içerisinde 154. sırada. Tutuklu ve yargılanan gazeteciler, sık sık getirilen yayın yasakları ile halkın haber alma özgürlüğünün kısıtlanması gibi yaptırımlar basın özgürlüğünün ne halde olduğunun göstergesi.

# Sendikalar; 12 milyonu aşkın işçiden sadece 1 milyon 190 bini sendikalı. 2003 yılında %57,5 olan sendikalaşma oranı bugün %9.68. OECD ülkeleri arasında sonuncuyuz.

# Gelir dağılımı adaletsizliği ve yaşam kalitesi; Türkiye'de en zengin %20 ile en yoksul %20'nin geliri arasında ki fark tam 8 kat. En zengin %20 ülke gelirinin %47'sini kazanırken, en yoksul %20 gelirden sadece %6'lık pay almaktadır. Gelir dağılımında ki eşitsizliğinde Türkiye Şili ve Meksika'dan sonra dünya üçüncüsü! Yaşam kalitesi sıralamasında ise 80 ülke arasında 51.sıradayız.

# Yoksulluk; Sosyal yardıma muhtaç 21 milyon vatandaşın yanı sıra, 8 milyon civarında ki gizli yoksullarla beraber yoksul vatandaş sayısı 29 milyonu bulmaktadır. SGK emeklilerinin en düşük maaşları (işçi, memur, bağ-kur ve tarım sigortalıları) ve asgari ücret açlık sınırı altındadır. Çalışanların neredeyse tamamı yoksulluk sınırı altında maaş almaktadır. Bir başka veriye göre ise her 100 aileden %73'ü yoksulluk sınırı altındadır.

# İşsizlik; Resmi rakam %10,4 olmakla birlikte iş aramaktan vazgeçen işsizlerle birlikte gerçek işsizlik oranı %19,7'dir. Şu anda ülkemizde 5 milyon 800 bin işsiz mevcuttur.

# Dış borç/iç borç; Ülkemizin 2002'de dış borcu 130 milyar dolar iken 2014'de 372 milyar dolara ulaşmıştır. İç borç ise 95 milyar dolardan 212 milyar dolara fırlamıştır.

# Vatandaşların banka borçları; Kredi kartı, tüketici kredileri ve takipteki kredi borçları toplamı 337 milyar civarındadır. Bu rakam neredeyse ülkemiz bütçesine (397 milyar) denktir.

# Cari açık; 50 yılda 63,7 milyar dolar iken, son 12 yılda 399 milyar dolara ulaşmıştır.

# Dış ticaret açığı; İhracatımız artıyor diye övünüyoruz ama dış ticaret açığımız 85 milyar dolar seviyesinde.

# İş kazaları; Türkiye %18,7 iş kazası oranıyla Avrupa'da birinci, dünyada ise El Salvador ve Cezayir'in ardından üçüncü sırada. 20013'de 1235 kişi, 2014'ün ilk sekiz ayında ise 1270 işçi yaşamını yitirdi.

# Kadın şiddeti; Ülkemizde 2012 yılında 210 kadın, 2013 yılında 237 kadın, 2014'ün ilk 10 ayında ise 226 kadın katledildi. Son 10 yılda kadın cinayetleri %1400 artış göstermiştir.

# Kadın-erkek eşitliği; Türkiye 135 ülke arasında 126. sırada.

# İnsani gelişmişlik; Türkiye 187 ülke arasında 92. sırada. Cinsiyete göre gelişim sıralamasında Sri Lanka, Pakistan ve Azerbaycan'ın gerisinde 101.sırada.

# Çocuk yaşta evlendirilen kadınlar; Türkiye %14 ile Gürcistan'ın arkasından ikinci sırada. 18 yaş altında evlenen kadın oranı %28, doğu ve güneydoğuda ise %42.

# Çocuk ve anne ölümleri; Türkiye 189 ülke arasında 108. sırada.

# AİHM mahkûmiyetleri; Türkiye 159 mahkûmiyet ile Avrupa birincisi.

# Eğitim alanında; ülkemiz 110 ülke arasında 82.sırada. Dünya Ekonomik Forumunun 2010 raporuna göre eğitim düzeyi sıralamasında ise 109. sırada.

# Tutuklu sayısı; 2002'de hapishanelerdeki tutuklu sayısı 56 bin iken 2013 sonu itibariyle tutuklu sayımız 145 bin 478'e ulaştı. Ülkemizde 328'i kapalı olmak üzere 377 cezaevi bulunuyor. Yetersiz kaldığı için yapılan 41 cezaevinin yapımı sürüyor.

# Sağlık; Dünya Sağlık Örgütüne göre Türkiye'de sağlık harcamaları artmasına rağmen hala en sonda ki 7. ülke konumunda.

# Tasarruf; Gelişmekte olan ülkelerde tasarruf oranı %33 iken Türkiye'de %12 düzeyinde.

# Eğitim düzeyi; Türkiye'de hiç diploması olmayanların oranı %12. Yüksekokul, fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunlarının oranı yine %12. Yani yüksek tahsilliler kadar tahsilsiz insanımız var.

# Vergi sistemi; Türkiye'de beyanname veren 4 milyonu aşkın gelir vergisi mükellefinin ödediği vergi, toplanan vergilerin sadece yüzde 1,53'ü! Ücretlilerin ödediği vergi ise toplam gelir vergisinin yüzde 67,1'i! Bu rakamlar vergi adaletsizliğinin tipik bir örneği.

# Yolsuzluklar; Uluslararası Şeffaflık Örgütünün 2014 listesine göre geçen yıl en sert düşüşü yaşayan tek ülke Türkiye oldu.2013' de 53.sırada olan Türkiye tam 11 sıra birden düşerek Umman ve Makedonya ile birlikte 64. sırayı paylaştı.

ÇÖZÜMSÜZLÜK YENİ SORUNLAR YARATIYOR

Örneklerde görüldüğü gibi hemen hemen her konuda dünya ve Avrupa sıralamasında konumumuz içler acısı. Yer darlığı nedeniyle diğer sorunlarımızın durumu ve dünya ülkeleri ile kıyaslaması mümkün olamamakta ancak başlık olarak ta olsa değinmekte yarar var; Eğitimde ki sistemsizlik. Atanamayan öğretmenler, üniversitelerin pasifize edilmesi, Suriyeli göçmenler, Uludere ve Afyon cephanelik patlaması olaylarının soruşturması, şike sürecinin üstünün kapatılması ve futbolun çöküşü, ağaç katliamları, yeşil alanların betona kurban edilmesi, özelleştirmeler, yabancıya toprak ve mülk satışı, tarımın yok edilmesi, savurganlık, Silivri mazlumları, TSK kumpası, polis şiddeti, yargıya müdahale, yargı tutarsızlıkları, torba yasalar, enerji santralleri, yandaş basın, komşu devletlerle ilişkiler, terör-PKK-çözüm süreci çıkmazı, laiklik karşıtı beyanlar- eylemler, sanata ve sanatçıya karşı tutum, yerinden yurdundan edilen memurlar, susturulmuş öğretim üyeleri, maliye zulmü altında ezilen iş dünyası, sansür(yayın yasakları), %10'luk baraj, seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası, denetim mekanizmasının iyi işlememesi, enerjide dışa bağımlılık, cehalet, bölünme-ayrışma, 17 Aralık-deniz feneri davaları, enflasyon-hayat pahalılığı, yaşam tarzına müdahale, ÇED Yönetmeliğinin AB anlaşmasına yüzde yüz ters hale getirilmesi, Kıbrıs, ekonomide istikrarsızlık, kişi başına düşen milli gelir, büyüme rakamları, emeklilerin hali ve hatırlayamadığımız diğer sorunlar. Hepsi çözüm bekliyor. Çözülemeyen sorunların yeni sorunlar doğuracağı kaçınılmaz bir gerçek. Ama bu demokrasi anlayışı ile bu bakış açısı ile çözüm kaf dağının arkasında gibi.

Gelişmiş bir demokrasinin egemen olduğu, hukukun üstünlüğünün kabul edildiği, bilimin yol göstericiliğinin benimsendiği, eğitimin dünya kalitesinde verildiği, gelişmiş bir ekonominin olduğu, düşünce özgürlüğünün sınırsız olduğu, kişinin özel yaşamına müdahale edilmediği ve insan haklarına saygının var olduğu bir ülke özlemimiz sadece bir ütopyadan mı ibaret?

Demokrasi herkesin eşit hakka sahip olması demektir. Hak ise kutsal bir kavramdır. Yukarıda sıraladığımız sorunlar çözüme kavuşmadan nasıl olacak eşitlik, özgürlük, hak? Yine de ümidimizi kaybetmemeliyiz. Ancak güneşin bize ulaşmasını istiyorsak, gölgeden çıkmamız gerektiğini de göz ardı etmemeliyiz!

Kadir İnanç/ADANA

***

Yayalar yolda, taşıtlar kaldırımda

ÇARPIK kentleşme ve artan nüfus sonucu tüm şehirlerimizde olduğu gibi Mersin’de bilhassa eski cadde ve sokaklarda artık yayaları yolda arabaları ise üst üste yol kenarlarında ve hatta kaldırımlarda görür olduk.

Türkiye’de 2013 yılında üretilen araç sayısı 1 milyon 126 bine ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı araştırmalara göre ise Mersin ilinde 2013 yılında trafiğe çıkan araç sayısı ise 24,500’e ulaşmıştır. Buna mevcut araç sayısını da eklersek uzun vadede artık kentleşmede ulaşımın ne derece önem kazandığı ve buna göre yolların yapılması önem arz etmektedir.

Peki, eski yapılaşma ve yollara bir çare bulamadığımıza göre bu kaldırım işgallerine “Ne yapalım çaresi yok mu diyeceğiz”

Mersin’de bilhassa Pozcu semtinde kaldırımlar esnaf tarafından kapatılarak 40 metrelik işyerlerini 100 metre yaptıkları yetmiyormuş gibi ayrıca arabalar kaldırımlarda park ederek, yayalar çoluk çocuklarınla yolun ortasında trafikteki araçların arasında yürümektedirler. Bir kaza olsa ve o insanlara bir şey olsa kim vicdan azabı çekecektir acaba?

Avrupa Birliği diyoruz, geçin bunları derim… Avrupa’da bu durumlar yaşanmaz. Mesela Londra’da parkometrelerin bulunmadığı yerlerde park etmek yasak olduğu gibi park yasağı olan yere arabanızı park ettiğinizde ceza dışında uygulanan diğer bir yöntem de metal bir kilitle lastik bağlanarak araç sabitlenmektedir.

Merak ettiğim bir konu ise tüm vatandaşların gördüğü, yaşadığı bu durumların yetkililer tarafından görülmeyişi.

Mahmut ŞENKAL/Mersin

X