"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Eski kötü alışkanlıklar ‘level’ atladı!

MALUMUNUZ, Sabah gazetesi Fransız oyuncu Gerard Depardieu’nün Fransa için söylediği “Bu ülkeden çekip gitmek istiyorum” cümlesini yayınlamış, Sabah okuyucuları da haberi okumadan, altını “Defol git, zaten vatan hainisin” tarzı yorumlarla doldurmuştu. Pazar günü Hürriyet’te Macaristan’ın göçmenlerle ilgili acımasız politikasını eleştiren “Ne kıymetli ülkeniz varmış!” başlıklı yazım yayımlandı. Yazının başlığını Twitter’da gören yedi-sekiz kişi hemen “zekâlarını” ve klavyelerini konuşturup “Evet çok kıymetli, defol git buradan” tarzında cevaplar yazmışlar! Birkaçı sonra benden özür dilemiş, sağ olsunlar. Ama “Yazıyı niye okuyalım ki, onunla mı uğraşacağız ya?” diyecek kadar sitcom karakteri potansiyelli tipler de var.
Son moda bu. Herkes birbirine “Defol git bu ülkeden” diyor. Sanırım bu trend’i Hürriyet’i basıp bütün Doğan Grubu ve çalışanları için “Seçimden sonra bunların hepsi defolacak bu ülkeden” diyen AK parti milletvekili Sayın Boynukalın başlattı. (Burada “Sayın” derken, yazar bize kendi zarafetini ve hoşgörüsünü anlatmaya çalışıyor, öte yandan cümlesini ironiyle süslüyor.)
Ne yazık ki yakın geçmişte ‘çık çık’larla, ‘vah vah ah ah’larla eleştirdiğimiz eski kötü alışkanlıklarımız, üstelik de “level atlayarak” geri döndü.
“Ya sev ya terk et”in bir üst modeli çıktı: “Sevsen de terk et, çünkü benden farklısın!”
“Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”’un yeni sürümü yapıldı: “Türk’ün aynı kendisi gibi düşünen Türk’ten başka dostu yok!”
“Ötekileştirme”, radyoaktif fare ısırmış gibi, özel güçlerle geri döndü: “Ötekileştirme, berikileştirme, ayrıştırma, kutuplaştırma, düşmanlaştırma, şeytanlaştırma!”
“Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” de bunların sonucunda gittikçe yükseliyor efendim, durduramıyoruz!


Gerçek troller utanç içinde!


BİZİM bildiğimiz troller 80’li yıllarda çok popülerdi. İskandinav folklörünün mağaralarda yaşayan, saçı gökyüzüne doğru uzayan, cadıya benzer çirkin ama komik suratlı hayali yaratıklarından bahsediyorum. O yıllarda trollerin küçük bebekleri anahtarlık olarak filan kullanılırdı, oyuncakları genç odalarında kütüphanelere koyulurdu. Bir tür çizgi roman kahramanıydı yani trol.
Yıllar geçti, internette tartışmaları körükleyen, ortaya bir sivri laf atıp geri çekilerek milletin kavga etmesine sebep olan kullanıcılara “trol” denmeye başladı.
Sonra en fenası oldu. Siyasi sloganları kullanarak hakaret etmek, provokasyon yapmak, kutuplaştırmak, insanları galeyana getirmek için para alan sosyal medya trolleri türedi!
Ben “Yakışıklı değil ama sempatik” yeraltı yaratıkları trollere bir özür borçlu olduğumuz kanaatindeyim.
Bu kadar aşağılık, doğru dürüst Türkçe bilmediği gibi sövgüden başka kelime de bilmeyen, sadece saldırganlık ve hakaretten para kazanan, hedef gösterip kargaşa ve düşmanlık yaratan insanlara “trol” demeyelim artık. Adını koyalım mı şunun? Esasında ne iş yaptıkları, neye hizmet ettikleri belli olsun mu?
Adlı adınca şunlara “Provokatör” diyelim mi?
Bence diyelim.

Erdoğan’ı sevmek ya da sevmemek, bütün mesele bu mu?


VATANSEVERLİĞİ, milliyetçiliği, Türkiye’nin öz evladı ve memlekete faydalı birey olmayı, “Tayyip Erdoğan’ı sevmek”...
Hainliği, bölücülüğü, “Bizans tohumu” (ne demekse) ve memleketin ayrıkotu olmayı “Tayyip Erdoğan’ı sevmemek” diye anlayıp böyle anlatanlar!
Ya da bunların tam tersini yapanlar!
Ne oluyor yahu? Erdoğan da senin benim gibi bir insan. Yiyen içen, başarıları, hataları, zaafları, iyilikleri ve kötülükleri olan bir Allah’ın kulu.
Yarın bir gün “Siyasetten sıkıldım, yazlık bir beldeye inzivaya çekiliyorum” dese... Birbirine ağız dolusu küfür etmiş, ithamlarda bulunmuş, birbirini vatan hainliğiyle suçlamış, taşla-sopayla saldırmış, düşmanlaşmış ve düşmanlaştırmış insanlar, ne yapacağız? Efendim?
Bizim gibi bir âdemoğlu yüzünden, toplumun barışını, millet olma duygusunu, “Aynı tarafta” olma hissini mahvettiğimize değecek mi?
Bir lideri sevip sevmemek meselesi uğruna, yangın yerine çevirdiğimiz memlekette, nasıl yüz yüze bakacağız?
O yangın yerinin küllerini süpürüp eski haline getirmeye ömrümüz yetecek mi?

X