"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Başkanlık sistemine geçilmiş, niye bana söylenmiyor?!

ÇOK kırgınım!

Pazartesi Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’nu topladı, akşamında da Bülent Arınç açıklama yaptı. Dedi ki, “Bu, rutin bir duruma dönüşmeyecek, bu yönde bir karar yok... Cumhurbaşkanlığı’nda ne kadar başkanlık kurulduğu gibi konular da gündemimizde yoktu”... Ben pazartesi gecesi 02.00 civarı uyudum. Dün sabah bir kalktım ki, ahan da gazete manşetleri:
Sabah: “Başkanlık için ilk adım.”!
Yeni Şafak: “Başkanlık Sistemine İlk Adım”!
Akşam: “Başkanlık Dönemi”!
Güneş: “Başkan’ın Kabinesi”!
Star: “İlk Başkanlık”!
Millet: “Saray Kabinesi”!
Arkadaş ben uyurken ne oldu? Niye kimse bir şey söylemedi? Çok önemli bir gazeteye iyi-kötü kendi çapımda yazı yazan insanım. Ülkenin yönetim şekli değişmiş, bir haber verilmez mi?
Mesajlarıma, WhatsApp’ıma baktım, saçının rengini değiştirenlerden gittiği konseri anlatanlara, sabaha kadar zınk zınk zınk fotoğraf ve geyik muhabbeti yağmış. Ama “Memleket başkanlık sistemine geçti, uyumuyorsan haber aç” diyen yok. Aaa! Saksı değilim ben!
Arkadaş setimi kesinlikle değiştiriyorum, bir. Bu yazıyı okuyup şaşıranlara aldıkları gazete setini gözden geçirmeleri tavsiyesi veriyorum, iki. Çünkü durum şu: Yukarıdaki gazeteler başkanlık sistemine geçtiğimizden yüzde yüz emin ve bunu bangır bangır manşete çıkarmışlar. Başka gazeteler ise kararsız kalmış. Onların da attıkları manşetler ve aslında demek istedikleri kanımca şöyle:
Posta: “Başkanlık Provası” (Şimdi “Başkanlık sistemi start aldı” diye abartırsak, “Yoo nereden çıktı?” diye karşı açıklama gelip, haber patlar mı? “Prova” diyelim. Zaten Saray, gösteriydi, kostümdü, bu işlere sıcak.)
Cumhuriyet: “10 saatlik başkanlık” (E bu toplantılar rutin olmayacakmış? Başbakan Yardımcısı dedi? 10 saatlik diyelim, 10 saatlik kalsın, valla zaten hiç içimize sinmiyor.)
Habertürk: “Yeni dönemin resmi” (“Başkanlık” olduğuna inanmıyoruz, ama bir niyet var!)
Hangi gazetelerin manşetinin ne zaman, nasıl doğrulanacağına bakın. Coşkulu, ünlemli manşetleri mi tercih ediyorsunuz, temkinli haberciliği mi, ona göre karar verin derim. Ama bu iş doğruysa, ben içerledim. İnanın sadece kendim için de değil. Sonuçta mizah yazarıyım, çevrem de haha ‘hihi’ tipler, ne olacak. ‘Başkanlık’a gerçekten geçildiyse, tüm halk gibi benim de yönetim sisteminin değiştiğini sabah kalkınca tesadüfen öğrenmem nispeten anlaşılabilir bir şey.
Ama Bülent Arınç’a söylenmemesi çok ayıp oldu!

Çekirdek çitlemelik ‘reklam araları’!

BAZI “tel maşa” açıklamalar, üzerinde konuşulunca mühim şeylermiş gibi değer kazanıyor. Manasız cümleler, öfke ve tepkilerle adeta hiç yoktan mana ediniyor. Onun için, ciddiye almamak, değer vermemek, omuz silkmek, son haftanın gündemini belirleyen abuk sabuk cümlenin tek hak ettiği şey. “90 yıllık reklam arası...”yla ilgili özellikle hiçbir şey yazmadım. Ama illa düşüncemi merak ediyorsanız, bu açıklama bence aklıbaşında siyasi tartışmaların ortasında bir reklam arasıydı. O hanımefendi konuşurken biz gidip çay koyduk, döndük. Bu kadar.
Aynı saçmalıkta, benzer derecede öfke yaratabilecek, zekâsı az, bomba potansiyeli yüksek, gösteri dünyası terimlerine benzetmeler içeren cümle lazımsa, size hemen yazarım:
- Erkeğinin ayağını yıkamayan kadın, asla baş kadın oyuncu olamaz, ilişkide yan rolde kalır!
- Demokrasi abestir. Monarşinin kaldırılması illüminati’nin komplosudur. Krallık dönemleri bir ülkenin prime time’ıdır!
- Hayvanlar öldürülürse insanlar için daha fazla yaşam alanı ve gıda kalır. Hayvanlar doğanın gereksiz figüranlarıdır.
- Savaş bir ülkeyi diri tutar ve nüfus planlaması sağlar. Barış, caanım silah endüstrisinin reklam arasıdır ve kısa tutulmalıdır.
“90 yıllık reklam arası” kadar olamasa da, alın size benden zırvalar. Vakti olan tartışsın.

‘Fomo’ mu? Ha bildim bildim!

SOSYAL medyayı yeterince takip edememek, internette dönen bir şeyleri kaçırıyor olmak korkusu yüzünden yepyeni bir fobimiz oldu: Fomo. İnsanlar bu illet sebebiyle bir bağımlılık gibi tatsız belirtiler gösteriyorlar. 3 saatliğine Twitter mı gitti? Terliyor, sinirli oluyor, endişeden çarpıntı geçiriyor, psikiyatrlara koşuyorlar. Oysa bende ilacı var! Bir süre bir sette iş bulun. Oyunculuk, çaycılık, asistanlık, ne olursa. Bir film, reklam veya dizi çekilirken, kayıt sırasında tweet atan filan olursa, yönetmenin, sahnesi çekilen oyuncunun, senaristin sinir katsayısına göre, o akıllı telefon, artık duvara mı atılır, denize mi, dekordaki akvaryuma mı, yaşayarak görürsünüz! Ne telefon kalır, ne fomo, ne bir şey! Bizzat şahit olduğum örnekler vardır.
Ve bizim sektörde “kötü oyuncu” tariflerinden biri de şudur: “Prova yapılırken bir yandan gözü telefonunda!” Sektöre hevesli çok genç arkadaş var, hepsinin kulağına küpe olsun.

X