"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Orada olmak harika bir şeydi

SAHNEDEKİ iki insandan birini yıllardır dinliyorum ve hayranım.
Yaşı 89 ve hâlâ sahnede...
Öteki ise henüz 29 yaşında...
Ama kariyerinin zirvesinde...
Bu kadar kısa bir hayatta daha şimdiden arkasında 27 milyon müzik albümü, 125 milyon single satışı bırakmış...
Baylar ve bayanlar, karşınızda Tony Bennett ve Lady Gaga...
Dünyanın bugüne kadar gördüğü en ilginç düetlerdern biri...
İsviçre’de Montreux Caz Festivali’ndeyiz...
Dışarıda hava 40 derece ve dayanılmaz bir rutubet var...
İçeride 4 bin kişi bir salonda, gerçek bir müzik ayinine katılıyoruz.
Tony Bennett...
Emekli köşesinde otururken, gencecik bir kariyere yeniden başlamış harika adam.
Amy Winehouse’la yaptığı düet hâlâ YouTube’da büyük ilgi görüyor.
Şimdiyse Lady Gaga ile dünya turnesinde.
Her konserlerinin biletleri anında tükendi... Az sayıda şanslı insandan biri de benim...
Size bu konseri o anki duygularımla naklen anlatmak istiyorum.

Bennett-Gaga konserini naklen veriyorum



Orada olmak harika bir şeydi

-SÜRPRİZ: Konserin başında bizi büyük bir sürpriz bekliyor.
Dünya müzik piyasasında
en takdir ettiğim müzisyen ve yapımcılardan biri olan Quincy Jones sahneye çıkıyor ve
ikiliyi o takdim ediyor.
-ÖNCE BENNETT: Sahneye önce Tony Bennett çıkıyor.
Biraz sonra Lady Gaga, her zamanki harika kitsch estetiği ile karşımızda.
-PERFORMANS: Tony Bennett’i yıllardır tanıyorum.
Ama Lady Gaga’yı ilk defa sahnede görüyorum. İki gözlem: Çok iyi bir caz şarkıcısı. Sahnede dans ve gösteri performansı ise mükemmel bir Broodway düzeyinde.
-SAYGI: Lady Gaga’nın her hareketinden, her bakışından şu çok açıkça anlaşılıyor. Tony Bennett’e büyük saygı duyuyor ve bunu sahnede kaldığı her saniye çok iyi hissediyorsunuz.
-KOSTÜMLER: Lady Gaga hemen her şarkıda kostüm ve saç stilini değiştiriyor. Hepsi mükemmel seçilmiş kostümler. Tüyler harika kullanılmış. Üçüncü şarkıda giydiği kırmızı botlar olağanüstüydü.
-ORKESTRA: Arkalarında çalan orkestra, Amerikan caz geleneğinin bütün çizgilerini taşıyordu. Tony Bennett, “Stranger in Paradise”ı söylerken, piyano, davul ve basın arkadan hafifçe gelen sesi harikaydı.
-DÖVMELER: Lady Gaga’nın her tarafında dövme var. Bir kolunda trompet, iç bileğinde ise hippiler ve Vietnam Savaşı döneminden kalma barış işareti vardı.
Sırtının sol tarafında ise daha sofistike desenler görülüyordu. Ama bunlar içinde bana en çarpıcı geleni, çok basit ve acemi bir elden çıkmış gibi duran kalp deseniydi.
-ELDE PEMBE ŞARAP: Şarkılardan birinin sonunda, elindeki bir kadehten pembe şarap içerek ayrılması şahaneydi.

İddia: 1200 metrede somon tütsülemek


SOMON fümeyi çok severim..
Kim sevmez ki... Ama Caviar House’da yediğim somonu bugüne kadar hiç görmedim diyebilirim. Somonu Norveç’ten getiriyorlarmış ama kendileri tütsülüyorlarmış.
Peter oturduğumuz yerden gölün öteki tarafındaki dağı gösteriyor ve “İşte orada tam 1200 metrede tütsülüyoruz” diyor.
Neden 1200 metre...
Fazla bir nedeni yok. Çünkü çılgın adamın biri tütsü atölyesini oraya kurmuş ve o da satın almış.
Norveçliler, somonu deniz seviyesinde tütsülüyorlarmış.


Havyarın Deli Petro’su Türkiye’ye geliyor



Orada olmak harika bir şeydi

GÜZEL bir haberim var.
Havyarın Deli Petro’su Türkiye’ye geliyor.
Montreux’de gerçekten şahane bir adam tanıdım. Adı Peter Rebeiz...
Arkadaşları ona “Büyük Petro” diyorlar. Yani bizim, “deli” diye bildiğimiz, Rusların ise büyük reformculuğu ve yaptığı işler nedeniyle “Büyük” dedikleri Petro.
Bütün dünyada tanınan “Caviar House”un sahibi ve yöneticisi.
Metin Şen’in sahibi olduğu şirket, kaliteli restorancılık sektöründe güzel yatırımlar yapıyor.
Ekim ayında dünyanın en ünlü havaalanlarının vazgeçilmez markası olan Caviar House’u İstanbul Atatürk
Havaalanı’nda açacaklar.
Böylece Atatürk Havaalanı da, Heatrow, Zürih, Cenevre gibi havyar zincirine katılacak.
Peter sadece iyi bir yemek kültürü uzmanı değil.
Aynı zamanda müzik hastası...
Cenevre’deki evinde iç
salonda 90, bahçede 300
kişiye konser verecek kadar
teknolojik altyapısı var.
Montreux Caz Festivali’nin de en önemli destekçilerinden biri.
Ben, Peter ve Kanat Atkaya harika müzik sohbetleri yaptık.
O ünlü kafeyi de İstanbul’a getiriyor. Bir haber daha.
Peter, aynı zamanda ünlü ‘Montreux Jazz Café’lerin kurucusu.
Metin Şen...
Bu harika adamın havyar hikâyesini ileride ayrıntılı yazacağım.
Siz de çok seveceksiniz.


Festival yaratan harika bir adam



Orada olmak harika bir şeydi

MONTREUX bugün dünyaca ünlü bir caz festivaline sahipse, bunu iki şeye borçlu.
Biri, Claude Nobs denilen harika bir adama...
Müzik hastası...
Her şeyi o başlatıyor...
Şehrin arkasındaki dağlarda bir şalesi var. Orayı ziyaret ediyoruz.
Dünyanın en ünlü müzik arşivlerinden biri burada.
1968 yılından beri festivaldeki bütün konserler görüntülü olarak kayda alınmış.
Kayıt tarihinin nereden nereye geldiğini orada görüyorsunuz.
Mesela 1971 yılında Led Zeppelin’in bir buçuk saatlik konser kaydının bulunduğu kutuyu elime alıyorum.
Tam 15 kilo...
Oysa bugün o kadar görüntülü malzemeyi cep telefonunuza kaydedebiliyorsunuz.
Festivali bu kadar ünlü yapan ikinci şey ise Deep Purple’ın ünlü şarkısı Smoke on the Water...
Şarkı, Montreux’de bir diskoda çıkan yangını anlatıyor. O sırada grup elemanları da oradaymış ve bu şarkı patlayınca şehrin festivali de ünlenmiş.
İyi haber, yangında ölen olmamış.

Montreux tayfası hakkında puanlama

MONTREUX caz ekibimiz harikaydı.
-METİN ŞEN: Ali Şen’i yıllardır tanıyorum. Oğlunu bu gezide tanıdım. Harika bir genç adam. İyi müzik dinliyor. Vizyonlu, neşeli, mütevazı, sıcak ve içten... İnşallah çok başarılı olur.
-KANAT ATKAYA: Biz ona “Cool man” diyoruz, yürüyen bir karizma... Öylesine güçlü ki, çizdirmemek için, el ve kollarını 20 dereceden fazla hareket ettirmiyor. Gezide öğrendiğimiz özelliği: Biyoşarap içiyor. Müzik bilgisi yüz üstünden 200...
-ÇAĞDAŞ ERTUNA: Milliyet yazarı. Çok iyi bir kültür ve eğlence yazarı olmanın dışında harika bir tayfa... Özelliği: Masadaki sohbetten sıkıldığı an, “Booring” (sıkıcı) diye seslenişi.
Bir de kendiyle ilgili harika bir “Mağdurum” sound’u... Mehmet Yılmaz’dan “Dayımgil” diye söz etmesi.
-LEVENT ÖZÇELİK: En övündüğü özelliği: “Benim prensibim yoktur...” Grubun estetik uzmanı, resmi fotoğrafçısı... Durmadan gezen harika bir Instagram canavarı... Onunla kutuplar da güzeldir, Montreux Caz Festivali de... Bütün işleri o yapar, arabayı kullanır, fotoğrafı çeker... İyi tayfadır yani..

Montreux’nün bana göre Top 6’sı


BU yılki caz festivalinin bana göre en önemli beş konseri şunlardı:
-ŞOV OLARAK: Banko Tony Bennett-Lady Gaga konseri.
-ROCK MÜZİK: Banko War on Drugs konseri.
-KÜLTÜR OLARAK: Banko 28 yıl sonra yine turne yapan Gilberto Gil-Caetano Veloso konseri...
-EFSANENİN DÖNÜŞÜ: Banko Toto konseri...
-ENERJİ: Banko Chemical Brothers konseri.
-DÜŞ KIRIKLIĞI: Banko Sinead o’Connors konseri.


Sahne arkası fısıltıları


-Prince geldiğinde, otelden konsere gitmek için uzun limuzin istemiş. Geldiğinde, otelin önünde bir limuzin bekliyormuş. Binmiş, ama 10 metre sonra durmuş.
Çünkü salon otele 10 metre mesafede. Yani neredeyse, arabanın kuyruğu oteldeyken ucu konser salonundaymış.
-Hangisi Financial Times okuyor: Peter, bir sabah Montreux Palace Oteli’nin terasında kahvaltı ederken, üç ayrı masada sanatçılar varmış.
Birinde Deep Purple, birinde B.B. King, ötekinde Sting oturuyormuş.
“Bilin bakalım hangisi Financial Times okuyordu” diye sordu.
Sting okuyormuş.

X