Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren BudayıcıoğluYazarın Tüm Yazıları

Yaslar tutulmak ister

"Acı çok büyük olursa zihnimiz bizi o acıdan korumaya çalışır. Ama yaslar tutulmak ister."

Haberin Devamı

Genç ve yakışıklı bir delikanlı var karşımda. Adı Yavuz, 32 yaşında. Tertemiz ve itinayla giyinmiş, çok da saygılı. Psikiyatriye ilk kez gelenlerin heyecanı var üzerinde.

Beni başıyla selamladıktan sonra, üzerindeki mavi gömleğin kollarını düzelterek konuşmaya başlıyor.

- Benim ağzımda, çoğu zaman da boğazımda sık sık uçuk gibi yaralar çıkıyor. Doktorlar aft diyorlar buna. Onlar geçene kadar yemek yemek hatta konuşmak bile zor oluyor. Çok acıyor. Psikolojik olabilir dediler ama benim öyle bir sorunum yok. Büyük bir şirkette çalışıyorum. Sorumluluklarım çok fazla. Telefonum hiç susmaz. Bundan olabilir mi?

Oldukça da utangaç... Bunları anlatmak ona çok zor gelmiş de yorulmuş gibi derin bir nefes alıp önüne bakıyor.

Ağzında aft çıkıyormuş, hem de sık sık... Çok naif, kırılgan bir delikanlı.

Haberin Devamı

BASTIRILAN DUYGULAR

- Nasıl birisiniz?

- Hiç... Yani pek bir özelliğim yok. Bekârım, bir kız arkadaşım var. Konuşkan biri sayılmam. Her şeyim çok düzenli olsun isterim. Planlı programlı yaşamayı severim.

- Hep böyle sakin biri misiniz?

- Genelde öyleyim ama nadiren de olsa bazen aniden parlayabiliyorum. Bundan kendim de rahatsız oluyorum. Sevmiyorum o hallerimi... Çok bağırıyorum, çok kırıcı oluyorum, içimde birikmiş ne varsa yanardağ gibi patlıyor. Ağlayacak hale geliyorum.

- Birikmiş dediniz...

Susuyor. Bu sakinliğinin altında kaynayan bir kazan var. Duygularını ifade etmekten çekiniyor. Sanırım zamanında göstermediği tepkiler bir süre sonra yanardağdan çıkan lavlar gibi etrafa saçılıyor.

Biraz da geçmişini, çocukluğunu, nasıl bir evde büyüdüğünü soruyorum.

- Babam çok iyi bir adamdır ama olur olmaz her şeye kızar, bağırırdı. Hem annemin hem de benim kulaklarımızda yıllarca onun sesi yankılandı. Aslında evine ve ailesine çok düşkün biridir babam.

Babasıyla ilgili kötü bir şey söylemekten çekiniyor. Söze babasının ne kadar iyi bir adam olduğunu söyleyerek başladı, onlara ne kadar düşkün olduğunun altını çizerek bitirdi. İç dünyasındaki suçluluk duygularıyla başa çıkamamış. Oysa ne kadar masum!

- O zaman çok kızar mıydınız babanıza?

Haberin Devamı

Bu sorudan hiç hoşlanmadı. Evet demek ona zor geliyor. Böyle bir soru sorduğum için bana da kızdı ve öfkesini gözümün önünde yuttu.

Ağız boşluğunda oluşan yaralar genelde kişinin duygularını ifade edememesi, hayatın kendi kontrolünden çıkacak gibi olması ve yeniliklere, değişimlere ayak uydurmada zorlanması gibi durumlarda ortaya çıkar.

Anneyle ilişkisi nasıl acaba? Biraz önce anneyi ve kendini bir tuttu. Onlar bir tarafta, baba bir tarafta.

YÜREK YAKAN ANNE ACISI

- Annenizle ilişkiniz nasıldır?

Bu sorudan da çok rahatsız oldu. Sanki bir anda karanlık çöktü üstüne.

- Annem mi? Liseyi bitirdiğim yıl, bir bayram günü annem öldü.

 Gözlerindeki acı sanki onun içinden çıkıp sipsivri bir hançer gibi benim göğsüme saplanıyor. Aradan bunca yıl geçmiş... Bu acı hâlâ neden bu kadar taze?

Haberin Devamı

- Annem... Beni çok severdi, ben de onu. Dört gözle eve gelmesini beklerdim. Babamdan sonra gelirdi eve. Çok çalışırdı. O yokken ben odamdan hiç çıkmazdım. Babam şöyle bir uğrar, sonra giderdi. Aklım hep kapıda olurdu, sanki o evde hayat annem gelince başlardı. Yatana kadar hep yanımda olur, beni yatırır, sonra yanıma oturur, hep konuşurdu benimle. O zamanlar anneme de kızar, onu üzmek için yemek yemezdim. Ona neden kızdığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Hep yanımda olsun isterdim çünkü o varken benim hiç sorunum olmazdı. Annem benim yerime her şeyi düşünür, ben söylemeden ne istediğimi anlar, beni her şeyden ve herkesten korurdu. ‘Keşke biz daha kötü evlerde otursak, daha az yemek yesek, benim daha az oyuncağım, daha az giysim olsa ama annem çalışmasa, hep evde olsa’ derdim.

Haberin Devamı

Annesiyle ilgili duygularını nasıl da güzel anlatıyor. Bir anda çenesi açıldı. Bunları daha önce bir başkasına anlattığını hiç sanmıyorum. Anlatabilse ağzında o aftlar çıkmazdı.

Hiç sözünü kesmeden, soru sormadan, sıkça önüme bakarak ve göz göze gelmemeye özen göstererek dinliyorum onu. Sanki göz göze gelsek, duygularını bir başkasına anlattığını fark edip hemen susuverecek gibi geliyor bana.

- Ben o zamanlar annemle bile pek konuşmazdım. O benim yerime de konuşur, sanki içimden geçenleri anlardı. O varken dünya çok güzeldi, korkulacak bir yer değildi.

Demek korkulacak bir yer değildi... Ama anne aniden ölüverince dünya korkulacak bir yer oldu.

- Sonra annem aniden hastalandı. Birkaç ay hastanede yattı. Ben sık sık giderdim yanına ama orada fazla kalmak istemez, kaçar gibi kendimi dışarı atardım. O, ben yanında daha uzun kalayım isterdi, kalamazdım. Sonra da bir bayram günü öldü.

Haberin Devamı

Sanırım o ara 17-18 yaşlarındaymış. Hayattaki en büyük dayanağının yavaş yavaş onu terk edip gidiyor olmasına tahammül edememiş. Anneyi kaybetmek için en kötü yaştaymış.

YEPYENİ BİR DÜNYA

- Sonrasını pek hatırlamıyorum. Sanki kalın bir sis tabakası indi beynime. Hani denizde olur ya... Sis basar, ortalık bembeyaz olur, gemilerin sadece düdük çalan sesi duyulur, kendi görülmez. Öyle işte... Arkadaşlarım Side’ye tatile gitmişlerdi. Annemin öldüğünü duyunca hepsi geldi, sonra beni de alıp Side’ye götürdüler. Orada bol bol güldüm, gözlerimden yaş gelene kadar güldüm. Sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi kaldığım yerden hayata devam etmek istedim ama olmadı... Yepyeni bir dünya vardı karşımda. O yenilikten nefret ettim. Üstelik babam çok kızdı bana. ‘Annen öldü, hiç mi üzülmedin, utanmadan bir de tatile gittin’ dedi.

Demek o yenilikten nefret ettin.

- İyi ki gitmişsiniz.

İlk kez başını yerden kaldırıp hayretle yüzüme bakıyor. Gözlerindeki yaşı o zaman görüyorum. O da yeni fark etmiş gibi utanarak elleriyle siliyor gözyaşlarını.

- Acı çok büyük olursa, zihnimiz bizi o acıdan korumaya çalışır. Sizde de öyle olmuş. Sis basmış, Side’ye kaçırmış, gözlerinizden yaş gelene kadar güldürmüş. Ama yasınızı tutamamışsınız. Yaslar tutulmak ister.

- Tutamadım. Şimdi gözlerimdeki bu iki damla yaş ilk kez aktı.

Annesi çok sevmiş, çok korumuş, kollamış bu çocuğu. Bütün zorluklara kalkan olmuş. Henüz hayatı hiç tanımamışken de bırakıp gitmiş.

- O yaşta anne kaybı çok zor olmuştur.

Uzun uzun konuşuyoruz onunla. Anne kaybından sonra yaşadığı o büyük hayal kırıklığını... Tutamadığı yasını... Hayata karşı gelişen korkularını... Bu korkuları azaltmak için geliştirdiği kontrol mekanizmalarını... Yeniliğe ve her türlü değişime karşı gösterdiği direnci... Her bayram herkes tatile giderken onun bir daha hiç gitmediğini... O günden sonra her şeyi en ince ayrıntısına kadar planladığını ve bu planların bozulmasından nasıl korktuğunu... Bu yüzden hem özel hayatında hem de iş hayatında çok zorlandığını... Bu aftların da en çok böyle zamanlarda çıktığını...

Yavuz bana geldiği sürece ağzında hep aft çıktı çünkü duygularını bir başkasına anlatabilmek, yıllardır birikmiş korkularıyla yüzleşebilmek, onun hayatındaki en büyük değişim ve yenilikti.

Şimdi artık o aftların ne yaparsa çıkmayacağını iyi biliyor.

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Sevgili okurlarım, Ramazan Bayramı’nızı ve 23 Nisan Çocuk Bayramı’nızı içtenlikle kutluyorum. Böyle bir bayram günü biraz hüzünlü bir hikâye oldu ama hayat bayram seyran tanımıyor. Acısıyla, tatlısıyla hayatı olduğu gibi kabul edebilmek ve ona uyum sağlamak da her zaman bize düşüyor. Sizler de bana gb@madalyonklinik.com adresinden ulaşabilirsiniz. Hoşça kalın, sevgiyle kalın. 

Yazarın Tüm Yazıları