Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren BudayıcıoğluYazarın Tüm Yazıları

Günsel’in hikâyesi

Sevgili okurlarım... Bizim ülkenin insanları hem birbirlerini canlarını verecek kadar çok seviyorlar hem de birbirlerinin canını acıtmaktan hiç çekinmiyorlar.

Haberin Devamı

Özellikle aile içi ilişkilerde bunu sıkça görüyoruz. Çocuklarımızın ölünceye kadar sahibi sanıyoruz kendimizi. Onlar artık büyümüş, kendi kararlarını alacak yaşa gelmiş, doğruyu yanlışı kendi hayatları için yine kendileri daha iyi bilir demiyoruz. Vebal almaktan korkmuyoruz.

HANGİ YOL DOĞRU

Nerede, ne okuyacaklarına, nasıl bir mesleğe sahip olacaklarına, hatta kiminle evleneceklerine kadar her şeylerine karışıyoruz. Biliyorum, asıl amacımız onlara asla kötülük etmek değil, doğru yolu göstermek ama doğru yolun hangisi olduğunu biz biliyor muyuz, işte bu soruyu kendimize hiç sormuyoruz. Gençler her zaman bizden bir adım önde olmuş ki dünya durduğu yerde durmamış, her zaman gelişmeye devam etmiş.

Aslında hayat bize yarınların ne getireceğini önceden söylemiyor. Kendi hayatlarımızda da öyle olmadı mı? Ne bekliyorduk, ne oldu? Bazen umduğumuz dağlara kar yağdı, bazen de ummadık taş baş yardı. Bazen hayat bize büyük hayal kırıklıkları yaşattı, bazen çok üzdü, bazen o üzüldüğümüz şeylerin aslında bize bambaşka kapıları açtığını gösterdi.

Haberin Devamı

PATİKA, ASFALT OLDU

Kendimizi, her şeyi onlardan daha iyi bildiğimize inandırdık. Onların geçtiği patikalardan zamanında bizim de geçtiğimizi sıklıkla tekrarlamaktan geri durmadık. Bunları söylerken, onların iyiliğini istesek de bizim geçtiğimiz patikaların şu an asfalt yollar haline geldiğini hiç hesaba katmadık. Zannettik ki kendi yaptığımız hataları onların yapmasını engellersek bizlerden daha iyi bir yaşamları olur. Oysa “bizi” şu anki “biz” haline getirenin de kendi hatalarımızdan aldığımız dersler olduğunu unuttuk.

ÇOCUKLAR BORÇLANDI

Çocuklarımızı okuttuk, meslek sahibi olmalarını sağladık, yemedik yedirdik, giymedik giydirdik de sanki bütün bunları lütfeder gibi yaptık, borçlandırdık çocuklarımızı. Bu, öyle böyle bir borç değil, biz ölene kadar ödenmekle bitmeyen bu borç, biz ölünce bile daha büyük bir demir halka gibi boyunlarında kalıyor çocuklarımızın. Bu sefer de borcumu iyi ödeyemedim diye dövünüyor o çocuklar. Suçluluk duyguları bir türlü bırakmıyor peşlerini. Üstelik biz çocuklarımıza bunları yaptıkça, onlar da büyüyüp yetişkin olduklarında aynılarını kendi çocuklarına yapıyorlar. Çünkü, bunun doğru olduğunu sanıyorlar. Bizlerin onları sahiplendiğimiz şekliyle, onlar da kendi çocuklarını sahipleniyorlar. Ve bu kısır döngü ta ki biri “Hayır, bu böyle olmamalı” diyene kadar böyle devam ediyor. O birinin çıkması da pek kolay olmuyor.

Haberin Devamı

HAYATIN EMANETLERİ

Oysa o çocuklar bizim değil, onlar bize hayatın emanetleri. Onlara iyi bakmak, onları sevip saymak, bunları yaparken de çocuklarımızı borçlandırmamak bize doğanın verdiği görev ve sorumluluklar.

Bugünkü hikâyemizde genç bir kızımız işte tam da bunları anlatıyor bize. Sevdiği delikanlı ile ailesi arasında sıkışmış kalmış. Ne sevdiğinden vazgeçebiliyor ne de babasından. Bakın Günsel bize neler yazmış:

Günsel’in hikâyesi

BABAMIN RIZASI

Selamünaleyküm hocam...

Mektubumu okur musunuz bilmiyorum ama yine de şansımı denemek istedim. Ben 27 yaşında, üniversite mezunu ama hâlâ atanamamış, evinde oturan genç bir kızım. Bekarım. 7 yıldır devam eden bir ilişkim var. Sevdiğim adamla aynı köyde doğduk, beraber büyüdük. Sonra küçük yaşlarda köyden şehre gittik. Ben okula, sevdiğim çalışmak üzere işe. Zaten bizim köyde çocuklar ilkokuldan sonra ya okumak ya da çalışmak için köyden ayrılırlar. Bizde kızları okumaya, oğlanları çalışmaya gönderirler çünkü oğlanlar çalışacak ki köydekiler aç kalmasın.

Haberin Devamı

YOLLARIMIZ YİNE KESİŞTİ

Ben liseyi bitirene kadar bir daha birbirimizi hiç görmedik. Üniversiteye hazırlandığım yıl yollarımız yeniden kesişti. Sonra da tam 7 yıldır bir daha hiç bırakmadık birbirimizi. O küçük yaşta başladığı çalışma hayatı yüzünden okuyamamıştı. Benimse giderlerimi hâlâ ailem karşılıyordu. O bir yandan kazandığını memlekete gönderirken bir yandan da bana maddi manevi desteğini hiç eksik etmedi.

Günsel’in hikâyesi

Aramızda çok güzel bir uyum oluştu. Birlikte büyüdük, o günden sonra hayatı birlikte tanıdık, sorunlarımızı birlikte çözdük. Benim üniversiteye girdiğimi görünce, sırf aramızda bu kadar büyük bir eğitim farkı olmasın diye, o da başladı dışarıdan okumaya. Bu işi o kadar ciddiye aldı ki ben üniversiteyi bitirdikten kısa süre sonra o da liseyi bitirdi.

Haberin Devamı

Hocam sakın bunu küçümsemeyin. O hem çalışıp hem de dışarıdan lise bitirmek için o kadar emek verdi ki, size anlatamam. Okudukça çalıştığı yerler de değişti ve şimdi oldukça iyi bir işi var ve iyi para kazanıyor. Şimdi de üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Ben ondan çok ümitliyim, bu kadarını yapan, sonrasını da mutlaka getirir. Ben üniversite mezunuyum ama hâlâ beş kuruş kazanamadım çünkü baştan da söylediğim gibi hâlâ bir yere atanamadım.

SORUNUMUZ BABAM...

İyi güzel de, sorun ne diye soracak olursanız, sorun babam. Babam benim sevdiğim adamı bir türlü sevemedi, kabullenemedi. Kaç kere eve, beni istemeye geldiler ama Nuh diyor, peygamber demiyor. O kadar inat ki, size nasıl anlatsam bilmem ki... Babam kararını vermiş, o bana layık değilmiş, ben çok daha iyilerine layıkmışım filan işte. Böyle olacağını bilseydim, üniversite filan okumazdım inanın. Okudum da ne oldu, hâlâ boş boş evde oturuyorum. Babam kafasında kurmuş bir şeyler, adamı kimse ikna edemiyor. Bense ondan vazgeçmeyeceğimi her fırsatta söylüyorum ama dinleyen kim.

Haberin Devamı

Dediğim gibi, biz aynı köydeniz hocam. Babalarımız aslında birbirini çok sever. Soyunu, sülalesini bilir. Sen üniversite okudun, senden daha aşağısına vermem kızımı deyip duruyor. Neymiş efendim, ağzından çıkmış bir kere, sözünden dönemezmiş.

AKLIM ONDA KALACAK

Ben ondan asla vazgeçmek istemiyorum, onu çok seviyorum, o da beni. Çok da iyi anlaşıyoruz. Başkasıyla evlenirsem hep aklım onda kalacak. Bunu adım gibi biliyorum. Üstelik kocaman insanlar olduk. Artık evlenmek istiyoruz. Evlenmemize de hiçbir mani yok. Kendi kararımızı alacak yaştayız. O benden üç yaş büyük. İşi gücü var, daha neyi bekleyeceğiz?

Babama çok kızıyorum. Zamanında az mı yaktı canımızı. Hele anneminkini. Kaç kere aldattı kadını. Ne çok ağlattı annemi. Annesi ağlayınca bir çocuk ne yapar hocam, ne hisseder. Biz ondan çok üzülür, çok korkardık. Kadıncağız ağladıkça ölecek sanırdık. Zamanında hepimizi çok üzdü çok... Aslında bizi büyüten de, bugünlere getiren de hep annem oldu. Biraz da annem üzülmesin diye bir adım atamıyorum, kendi yoluma gidemiyorum. Aslında annem de istiyor onunla evlenmemi ama evde annemin söz hakkı yok ki... Babam ne derse o. Hepimiz ona boyun eğmek zorundayız . Nedense? Kadıncağız babamın korkusundan, bana git evlen diyemiyor ama bir yandan da halime üzülüyor. Bunu görüyorum.

ENGELLERİ AŞAMIYORUM

Sevdiğim adam derseniz perişan. Ailesine de sürekli mahcup oluyor. Daha kaç kere göndersin ailesini. Yani hocam, ne yapacağımı şaşırdım. Öyle bir çıkmazdayım ki, sormayın gitsin. Ne yapacağıma bir türlü karar veremiyorum. Aslında ne istediğimi biliyorum da, önümdeki dağ gibi engelleri bir türlü aşamıyorum. Babamın ahını alır mıyım, üzülür de hasta filan olursa sebebi ben mi olurum diye kendi kendimi yiyip duruyorum.

Bu benim hayatım değil mi hocam? Ben mutsuz olursam babam bunun vebalini nasıl alacak? Ne olur bana yardım edin. Bir şey söyleyin. Lütfen... Çok ihtiyacım var sizin sesinize. Sizi çok seviyorum hocam.

Saygılarımla...

Günsel.

SEVGİLİ OKUYUCULARIMA


Bu mektubu Batılı birine okutsanız, Günsel’in ne dediğini, bunu neden sorun ettiğini, madem seviyor ve evlenmekte kararlı, bu kararı neden hemen hayata geçirmediğini bir türlü anlayamaz. Bunlar bizim ülkemizin örfleri, adetleri, gelenekleri, yabancılar bizi anlamaz ki... Yani bunlar artık evrensel doğrular değil, eski zamanların doğruları bunlar. Bazı geleneklerimizi, örflerimizi, adetlerimizi çok sevsem de insanımızı, çoğunlukla da kızlarımızı, kadınlarımızı yok sayan bu gelenekler hepimizi çok üzüyor. Bunlar ne evrensel doğrulara ne de insan haklarına uyuyor. Eski zamanının doğrularıyla yaşamaya direniyoruz sanki. Eskiye göre epeyce ilerlesek de daha gidilecek ne çok yol var değil mi değerli okuyucularım. İşte bunlar bizim bilinçdışımıza çivi gibi çakılmış. Aradan yüzlerce yıl geçse de biz babamızın önüne geçemiyoruz. Geçenler de içlerine ilk günden oturan taşları ömür boyu içlerinde taşımak zorunda kalıyorlar.

Bence yazık bize... Sizce de yazık değil mi?

KIZININ SAHİBİ SANIYOR

Şimdi Günsel’in babasına sorsak neden böyle yapıyorsun diye, bize ne diyeceğini de biliyoruz değil mi? Özetle ben kızımın mutluluğunu istiyorum diyecek. Neden, çünkü hâlâ o baba kendini kızının sahibi sanıyor, öyle hissediyor. Bir canın sahibi bizler olabilir miyiz? Bizler çocuklarımıza sahip çıkalım ama yine de onların asıl sahibi biz olmadığımızı da hiç unutmayalım. Hani, “Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayalım, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışalım” diye ünlü bir söz var ya, işte biz de çocuklarımıza hem bize aitlermiş gibi çocukken sahip çıkalım hem de onlar bizden apayrı varlıklarmış gibi onlara ve onların haklarına, kararlarına saygı duyalım. Saygı, bütün ilişkilerin temelidir. Sevdiğimize de, sevmediğimize de, yakınımıza da uzağımıza da saygı gösterelim.

Evrene, bu evrende var olan canlı cansız her şeye, en çok da birbirimize saygı duyalım. İnanın bana hayat bizden en çok da bunu istiyor.

GÜNSEL’İN BABASINA


Günsel’in sevgili babası,

Sözüm Günsel’e değil, sözüm sana.

Bak, ne güzel, kızını büyütmüş, okutmuş, henüz atanamasa da bir meslek sahibi olmasını sağlamışsın. İmkânların el verdiğince çocuklarına bunları yapmak senin baba olarak en önemli sorumluluğun zaten. Yani kızını bu anlamda borçlu hissettirme. O da çocuk sahibi olduğunda senin yaptıklarının umarım çok daha iyisini kendi çocuklarına yapacak. Bunlar bizim ana baba olarak görevimiz zaten. Madem onları dünyaya getirdik, elimizden geleni yapmak biz anne babaların boynunun borcu.

Eminim sen de kızının hem mutlu hem de başarılı olmasını, onunla her zaman gurur duymayı istiyorsun. Ancak kızının kiminle mutlu olacağını bilemezsin. Bunu ne sen bilebilirsin ne de o ama bu hayat onun hayatı. Bırak da kaderini kendi yazsın. O artık büyümüş, meslek sahibi bir yetişkin olmuş, kendi sorumluluğunu kendi alsın, hayatıyla ilgili en önemli kararı kendi versin.

‘Kızını ona değil de bak şuna verdi, bilmem kim aldı adamın kızını, bak adam sözünden dönmedi’ filan gibi küçük hesaplar yapma. Hayat öyle küçük hesapları sevmez. Sonra bunun altından kalkamazsın. Kızını düşünmüyorsan kendini düşün. Böyle büyük bir vebali boynuna yükleme. Kızın mutsuz olursa bunun tüm sorumluluğu senin olacak. Kızın hâlâ seni sayıyor, kararlarını önemsiyor ama kızının mutsuzluğunun karşısında boynun kıldan ince olur da başını yerden kaldıramazsın. Sonra demedi deme.

Kızının o evi bırakıp gitmek için her şeyi tamam, eksik olan senin rızan. O hem babasını hem de annesini üzmekten korkuyor. Vicdanı sızlıyor. Sana rağmen bir karar almaya içi razı olmuyor. Biliyor ki o rızayı almadan giderse bir yanı yarım kalacak. Bütün bunları yani babaya, ataya saygı göstermeyi, boyun eğmeyi sen öğretmişsin ona. Eminim zamanında senin baban da sana öğretti bunları. Kim bilir sen de bunun acısını hayatın içinde nasıl ödedin. Geçmişin intikamını kızından alma. Bırak onlar artık geçmişte kalsın. Senin yaşadıklarını çocukların yaşamasın. Ecel gelip çattığında korkarak değil, gülümseyerek git öbür tarafa.

Hayat ağlatanları değil, gülümsetenleri sever.

Gönül yıkanları değil, gönül yapanları sever.

Umarım Günsel bu mektubu sana okutur. Tabii ki senin kızının adı Günsel değil, bu sadece bir rumuz. Sen kızının adını unutmadın değil mi?

Saygılarımla sevgili baba...

İKİ SÖZ DE GÜNSEL’E

Sevgili Günsel...

Ne kadar üzüldüğünü ve kendini köşeye sıkışmış hissettiğini çok iyi anlatmışsın. Ancak dikkat et, korkmak, boyun eğmek, annen gibi senin de kaderin olmuş. Geleceğine karar vermek unutma ki başkalarının değil, senin hakkın. Bu işi barış yoluyla halletmek istediğinin farkındayım, iyi de yapmışsın ama hayatımızla ilgili kararlar, günahıyla, sevabıyla, her zaman bize ait olmalı.

Kararlıyım desen de kararlı davranmıyorsun gibi geldi bana. Bu kararsızlık sadece babandan korktuğun için mi yoksa sevdiğin adamla ilgili tereddütlerin mi var, iyi düşün. Kararsızlık iki tarafı da yorar ve yıpratır, ilişkileri bozar ama kararlılık çoğu zaman sorunları daha kolay sonuçlandırır.

Babanın evinde öğrendiklerini, bilinçdışına yazılanları hayatın içinde de uygulamaya devam edersen hayat seni çok ezer. İster sevdiğinle evlen, ister başkasıyla, sen kendini ezdirmeye hazırsan, seni ezen çok olur. Üstelik sadece evliliğinde de değil. Sen kendine sahip çıkmazsan işte, arkadaş ortamında ya da toplum içinde karşına geçen herkes senin sahibinmiş gibi davranır. Sonra bir bakmışsın onlar kendileri olarak varken, sen onların uydusu olup çıkmışsın. Şimdi artık yenilenme ve gelişme zamanı. Sen değişirsen dünya değişir, sakın unutma.

Babana buradan seslenerek sana yardımcı olmaya çalıştım. Umarım siz muradınıza ererken biz de kerevetine çıkarız.

Sevgiler.

SEVGİYLE KALIN
 

Sizler de bana mektuplarınızı drgbudayiciogluiletisim@madalyonklinik.com adresinden gönderebilirsiniz.

Haftaya ülkemiz insanlarından birinin daha hikâyesinde görüşmek, ülkemiz insanlarının iç dünyalarını yakından tanımak üzere hoşça kalın.

Yazarın Tüm Yazıları