"Dr.Başak Demiriz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr.Başak Demiriz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr.Başak Demiriz

Kim bu kızgın insanlar?

Bugün ülkemizde olan olaylarla ilgili düşünceler, bakış açıları, yorumlar farklı olabilir ama yoğun bir ortak duygu var ki o da kızgınlık. Biz neden bu kadar kızgınız? İnsanlar neden kızgınlık duygusu yaşarlar?

1- İsteklerimiz yerine getirilmediğinde... Küçük bir çocuğun, annesi ona istediği oyuncağı almadığında öfkelenmesi, kendini yere atması, onun kızgınlığını gösterme şeklidir.
2- Kendimizi tehdit altında hissettiğimizde... Bu her zaman gerçek bir “tehdit” olmayabilir. Kişiler başkalarını veya olayları tehdit olarak algılayabilirler. Sokakta yürürken biri size bakınca, onun size “kötü niyetle” baktığını düşünürseniz kendinizi tehdit edilmiş hissedebilirsiniz ve bu kızmanıza neden olur. Oysa o kişi size bakarken aklından sizinle ilgisi olmayan bir düşünce geçiyor da olabilir.
3- Hayal kırıklığı yaşadığımızda... Olmak istediğimiz kişi olamadığımızda, gitmek istediğimiz yerlere gidemediğimizde, hayallerimizi yerine getiremediğimizde, kendimize veya hayallerimizi gerçekleştirmemize engel olan veya engel olduğunu düşündüğümüz kişilere kızgınlık duyarız.
4- Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde... Adil davranılmadığını, hakkının yendiğini düşünen, hakkını aramaya çalışsa da durumu düzeltmeya gücü olmadığına inanan kişi kızgınlık duyar.
5- Küçük düştüğümüze inandığımızda... Karşımızdakinin bize veya yakınlarımıza küçük düşürme amaçlı davrandığına inandığımızda öfkeleniriz.
6- Anlamsız veya mantıksız beklentiler içinde olduğumuzda... Bazıları, kendi standartlarını başkalarının da uyması zorunlu olan değişmez standartlar olarak görürler. Her konuda kendilerine özgü kuralları vardır ve her şeyin kendi istedikleri gibi olmasını beklerler. Kendi standartlarına uymayanlara da öfke duyarlar.
7- İnsanları etiketlediğimizde... İnsanları sınıflandırmak ve onlara isimler takmak kızgınlığı kolaylaştırır. Bu etiketler genellikle aşağılayıcı tarzdadır. “Cahil, “beceriksiz”, “aptal”, “işe yaramaz” gibi etiketler, karşımızdakinin diğer özelliklerini görmemizi engeller ve öfkemizi besler.
8- Stres veya yoğun kaygı yaşadığımızda... Önemli kaygıları veya stresi olan kişilerin tolerans seviyeleri daha düşük olur. Stres altındayken veya yüksek kaygı varken en ufak bir olay bile büyük tehlike veya benliğimize tehdit gibi gözükebilir. Örneğin ekonomik sıkıntı yaşayan ailelerde, çok fazla stres vardır ve çatışmalar hiç bitmez. Herkes birbirine kızgındır. Yoğun çalışan bir anne veya baba, eve geldiğinde çocuklarına kızgın davranır. Bu nedenle kızgınlık problemi yaşayan kişilerin önce stresle baş etme yöntemlerini öğrenmesi gereklidir.
9- Fiziksel veya duygusal bir acı içinde olduğumuzda... Bu acı fiziksel olabileceği gibi duygusal da olabilir. Acımızla uğraşırken, ayakta kalma mücadelesi içindeyken başkalarına tahammül etmemiz çok güçleşir. Zaten buna ne enerjimiz ne de zamanımız vardır.
10- Özgüvenimiz düşük olduğunda... Kendilerine güvenmeyen kişiler, başkalarının onlara zarar vereceğini ve bu zarar karşısında kendilerini koruyacak güçte olmadıklarını düşünürler. Dolayısıyla, öfke problemi yaşayan kişilerin özgüvenlerini güçlendirmeleri, kendilerini sürekli olarak korunmasız, tehlikede ve tehdit altında görmelerini engelleyecektir.
11- Başarısız olduğumuzu düşündüğümüzde...
12- Aldatıldığımızda, kandırıldığımızda...
13- Refüze edildiğimizde...
14- Suçlu olmadan suçlandığımızda...
15- Yorgun, aç, uykusuz olduğumuzda...
16- Hormonların bedende etkili olduğu dönemlerde (ergenlik, adet dönemleri gibi)...
17- Diyabet, tiroid, depresyon, kaygı bozukluğu, travma, uyku problemi gibi fiziksel ve ruhsal sıkıntılar yaşadığımızda...

YAKIP YIKMAK KAVGAYA YOL AÇAR

Kızgınlık normal bir duygu iken, doğru yönetilmediğinde veya ifade edilmediğinde anormal durumlara, sonuçlara yol açabilir.
Kızgın olduğunuzu konuşarak belirtebilirsiniz, bu doğru bir ifade şeklidir.
Öte yandan kızgın olduğunuzu bağırarak, hakaret ederek de gösterebilirsiniz ama bu çoğunlukla yeni bir probleme neden olur!
Kızgın olduğunuzu yıkarak, yakarak, şiddetle belirtebilirsiniz, bu kavgaya yol açar.
Kızgınken nasıl davranılması gerektiği, çocukluktan itibaren aile ve toplum içinde öğrenilir. Kızgınlık sonucu saldırganlık, şiddet göstermek, abartılmış bir reaksiyondur ve bu tolere edildiğinde şiddet normalleşir. Şiddet hiçbir durumda tolere edilmediğinde ise çocuk kızgınlığını şiddet göstermeden ifade etmeyi öğrenir. Çocuk okulda arkadaşına kızıp vurduğunda bu “kesinlikle kabul edilemeyecek bir davranış” olarak ele alınırsa, çocuk bunu içselleştirir. Yetişkin olduğunda da her kızgınlıkta elini kaldırmaz, saldırganlaşmaz.

EN BÜYÜK HATA SALDIRGANLIĞI TOLERE ETMEKTİR

Bugün korku ve üzüntüyle şahit olduğumuz olaylar gösteriyor ki, kızgınlığımızı doğru bir şekilde göstermenin yollarını bilmiyoruz. Sokaklarda bağıran, kavga eden, saldırganlaşıp yıkan, yakan insanlara baktığımda, çoğunun oldukça genç, hatta ergenlik çağında, hormonların etkisi altında, öfkelerini kontrol edemeyen ve kızgınlık duygusunu yönetmeyi bilmeyen “delikanlılılar” olduğunu görüyorum.
Ergenlik en zor dönem. Çocuk psikologları ergenlik döneminin eskiden kabul edildiği gibi 18’de bitmediğini, ergenliğin 25’e kadar sürdüğünü ve yetişkin dönemin ancak 25’ten sonra başladığını açıklıyorlar. Öyleyse bu gençlerin eğitimlerinin henüz bitmediğinin, anne-baba olarak hâlâ önemli bir sorumluluk taşıdığımızın bilincine varmamız gerekiyor, çünkü o kızgın insanlar bizim çocuklarımız.
Eğer bugün, sokaklarda gördüğümüz saldırganlık bilinçsiz bir şekilde devam ediyorsa ve biz anne-babalar daha da tehlikeli sonuçları önlemeyi istiyorsak, aklımızı başımıza toplayıp çocuklarımızı eğitirken neyi yanlış yaptığımızı gözden geçirmeli ve hatamızı düzeltmenin yollarını bulmalıyız. Şu bir gerçek ki en büyük hatamız saldırganlığı tolere etmektir.
Bu nedenle en önce evladımızı, delikanlımızı karşımıza alıp agresif ve saldırgan davranışlarını hemen durdurması için gerekli önlemleri almalı, etrafına ve kendisine zarar vermesini engellemeliyiz. Öfke kendi kendini besler ve her kızgın episodun ardından daha da büyük kızgınlık gelir.
Öfkenin şiddete dönüşmemesi, geri dönülemeyecek hataların oluşmaması için onunla konuşup, kızgınlığını daha doğru yönetmenin yollarını öğretmeliyiz. Ona hoşgörü ve empati kavramlarını tekrar tekrar anlatmalıyız. Çünkü nefret ve kızgınlık, toleransın ve empatinin olmadığı yerde beslenir, büyür ve aklınızı yoldan çıkarır.

X