"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Sağlığa, eğitime tuğla koyana, Bakanlık sadece destek olmalı

LÖSEV’in “Bir Tuğla da Sen Koy” kampanyasına başından beri destek olan Cem Yılmaz’la Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu arasındaki tartışma sürüyor...

Cem Yılmaz bütün iyi niyetli insanlar gibi, LÖSEV’in çabasının hükümet yetkilileri tarafından desteklenmesini, desteklenmese bile kösteklenmemesi gerektiğini düşünüyor.
Ben de aynı fikirdeyim...
Ama heyhat burası Türkiye...
İyi olan her şeyin bedelini ödetirler adama...
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, LÖSEV’in yapacağı Onkoloji Kenti’nin 100 yataklı kısmına izin verildiğini, 400 yatağa çıkarılmasının mümkün olmadığını söyledi.
Oysa Bakanlık’ın yapması gereken “400 değil, 4 bin yataklı Onkoloji Kenti kurun” demek.
Bu konuda sonuna kadar destek vermek...
Ne kadar fazla yataklı olursa, lösemiden kaybettiğimiz küçücük çocukların hayata tutunma şansları o kadar artacak.
Bunun nesi duygu sömürüsü?
Bakan Müezzinoğlu, “Kendisi gerçekleri bilmiyor” diyerek Cem Yılmaz’a da ayar veriyor.
Cem Yılmaz bilmiyor, biz bilmiyoruz, bir tek Bakan biliyor...
Bakan’ın bilmiyorsunuz dediği şu;
“LÖSEV’in kuracağı Onkoloji Kenti 400 yataklı olursa, uzman hekimleri Hacettepe Onkoloji’den, Ankara Onkoloji’den çekecek. Daha fazla ücret vererek sistemin dinamiklerini bozacak.”
Bakan’ın iddiası bu...
Bu yüzden, “Hiçbir kuruluş, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden ve devletinden daha güçlü olamaz” diyerek kestirip atıyor.
Oysa Sağlık Bakanlığı’nın yapması gereken, “Gel kardeşim, 400 değil 4 bin yataklı Onkoloji Kenti kur ama var olan sistemde dengeleri tepetaklak etmeden nasıl yol alabiliriz, onu konuşalım” diyerek LÖSEV yetkilileriyle masaya oturmak...
Daha da önemlisi, yeni uzman hekimler yetiştirmek...
LÖSEV, Sağlık Bakanlığı’nın rakibi değil ki...
Sağlık Bakanlığı, “Yeterli uzman hekim yok, eldekileri alarak dengeleri altüst edecek” diyerek LÖSEV’in 400 yatağa çıkmasına itiraz ediyor.
LÖSEV’i de “kamuoyu algısını yönetip, istediğini yapmakla” suçluyor.
Bu ülkede sağlığa, eğitime yatırım yapan her kurum, her şirket desteklenmeli...
Keşke LÖSEV gibi başka kurumlar da çıksa, Sağlık Bakanı da bunları destekleyen sanatçılarla polemiğe girmek yerine uzman hekim yetiştirmenin altyapısı üzerine çalışsa...

‘Boğaz’sız İstanbul

Açıkçası ben Zorlu Center’ın üst katlarında müthiş bir Boğaz manzarası olacağını düşünüyordum...
Geçen hafta Sinan Akçıl’la Zorlu’nun 19’uncu katına çıktığımda büyük hayal kırıklığına uğradım.
Boğaz görünmüyordu...
Neden mi?..
Ortaköy-Arnavutköy sırtları, yüksekçe bir tepe yaptığı için Zorlu binalarının önünde Anadolu yakasıyla Avrupa yakası bitişik gibi duruyor.
Ortadaki su yolu kesinlikle görünmüyor.
Hele gece ışıklarıyla iki yaka birleşmiş gibi duruyor.
Belki 20’nci katın üzerinde Boğaz manzarası vardır bilmiyorum ama 19’uncu kattan gördüğüm manzara beni şaşırttı açıkçası...

Hangisi? Popçu Tarkan mı, alaturka Tarkan mı?

Filli Boya reklamlarında hangi Tarkan’ı beğendiniz?
“Hayattan rengi alın geri neyi kalır ki” diyen popçu Tarkan’ı mı, bu sözleri alaturka söyleyen Tarkan’ı mı?
Ben oyumu tartışmasız alaturka söyleyen Tarkan’dan yana kullanıyorum. Bu reklamın pop versiyonu olmamış... Sevemedim...
Belki de elimizde alaturka çok daha iyi söylenmiş bir örnek olduğu için...
Çırağan’da çekilen ve saz ekibiyle söylediği alaturka versiyonuna bayıldım... Tarkan, dört dörtlük bir alaturkacı olduğunu şu kısacık reklam filminde bir kez daha gösterdi...
Peki bugüne kadar kendisine gelen milyon dolarlık reklam tekliflerini sürekli reddeden Tarkan, Filli Boya’nın reklamına neden evet dedi?
Reklamda kendisi gibi olduğu, sadece kendi işini yaptığı için...
Ne markayla ilgili bir slogan söylüyor, ne bir diyaloğu var ne de elinde reklamını yaptığı ürün duruyor.
Sadece en iyi yaptığı işi yapıyor; sahneye çıkıp şarkı söylüyor.
Bu yüzden bu reklamda olmaya evet dedi Tarkan...
Kimseyi de böyle bir reklamda olması rahatsız etmedi.
Filli Boya’nın bugüne kadar pek çok ünlüyü oynattığı ve çok ses getiren bu reklam kampanyasının Tarkan’la son bulduğunu da söyleyeyim...
Assolist çıktı, perde indi...

Gülşen değil, trafik polisleri haber olmalı

Gülşen, Bebek’te aracını yanlış yere park etmiş. Kuaförde bulunduğu 2 saat boyunca park yasağı olan otobüs durağına bırakmış cipini.
Magazin basınında geniş yer buldu bu haber...
Duyan da Zürih’te yaşıyoruz zanneder...
Park yasağı olan yerlere park edenler, aracını yolun ortasına bırakanlar, olmayacak yerden U dönüşü yapanlar...
Bu şehirde ne ararsan var!
Gülşen 2 saat otobüs durağına park etmiş aracını, çok mu!
Burada asıl haber, Gülşen’in 2 saat boyunca aracını park yasağı olan yere park etmesi değil...
2 saat boyunca bir trafik polisinin bunu görüp de ceza yazmaması...
Bebek gibi işlek bir yerde 2 saat boyunca hiç mi trafik polisi geçmez, hiç mi bir polis aracı görüp de dönüp bakmaz anlamıyorum...
Rahat ol Gülşen’cim, bir dahaki sefere 3 saat bırak aracını, nasıl olsa bu şehirde kimse için caydırıcı bir ceza yok...

İstanbul’suz olmaz!

Monopoly, çocukluğumuzun oyunuydu bizim. Nispetiye Caddesi’ni, Halaskargazi Caddesi’ni satın alırdık...
Ne mutlu, bu bilgisayar çağında halen oynayan var ki, ilk kez dünya şehirlerinin yer alacağı yeni bir tasarım yapıyorlar.
20 şehir yer alacakmış oyunun 2015 sonbaharında piyasaya sürülecek yeni versiyonunda...
Bunun için de 4 Mart’a kadar BuzzFeed sitesinden oylama yapıyorlar “Hangi şehirler yer alsın?” diye...
Dün baktım, en çok oy alan ilk 15’te Londra, Paris, New York, Roma gibi şehirler yoktu.
İlk üçte Riga, Lizbon, Lima vardı; İstanbul 6’ncı sıradaydı...
Benim nezdimde nasıl ki Londra, Paris, New York, Roma’sız “Monopoly Dünya Şehirleri” oyunu olmazsa, İstanbul’suz da olmaz.
Oylamayla değil, marka olarak İstanbul’u dünyada bu konuma getirirsek, bu tür gereksiz oylamalarla kendimizi sınamayız...

Zenginliği bölüşebilmek

Zaytung sitesi, asparagas haberciliği mizahla birleştirip müthiş bir iş yapmıştı.
Gündemdeki konularla ilgili zekice yaptıkları ‘yalan haberler’ herkesin dilindeydi...
Dün radikal.com.tr’de okudum, Zaytung ekibi ikiye bölünmüş ve ayrılan ekip Resmi Gaste diye yeni bir haber-mizah sitesi kurmuş.
Aynı mantıkla mizah yapıyorlar.
“Ayrılan ekip Zaytung yöneticilerini suçluyor, yazarlara kıymet vermiyorlardı” falan filan diyorlar.
Kim haklıdır, kim haksızdır bilemem...
Ama bildiğim bir şey var;
Yoksulluğu bölüşmek kolaydır, önemli olan zenginliği bölüşebilmektir.
Sıfırdan başlayan Zaytung da büyüdü, palazlandı, para kazanmaya başladı ve sonunda bu ayrılık yaşandı.
Hayatta en önemli şey, zenginliği bölüşebilmektir...
Yoksulluğu herkes bölüşür...

X