"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Çağan Irmak’ın en zayıf filmi

Woody Allen’ın tek mekanda geçen filmleri gibi, Çağan Irmak’ın son filmi Benim Adım Feridun’un da neredeyse tamamı tek mekanda geçiyor:Düğün salonunda...

Gogol’ün Müfettiş’i ya da Kemal Sunal’ın Sahte Kabadayı’sındaki gibi, kimlik karışıklığı üzerine bir anda Feridun’a dönüşen Ersan’ın hikayesi bu...
Uzun bir ilişkide sevgilisi tarafından terk edilen ve depresyona giren Ersan, tesadüfen bir düğüne giriyor, orada Feridun zannediliyor...
Feridun kim? Düğün sahibinin yıllardır Almanya’da yaşayan ve küs olduğu kardeşinin oğlu...
İşte bu düğünde de yeni aşkı Büşra Pekin’le karşılaşıyor Halil Sezai...
Komedi desen komedi değil...
Romantik bir aşk filmi desen o da değil...
Akmıyor, gitmiyor, eğlendirmiyor, duygulandırmıyor...
Bir de bütün bunların üzerine filmin yüzde 70’i düğün salonuna hapsolunca, izleyiciye hafakanlar basıyor...
Bitse de gitsek duygusuyla filmin sonunu iple çekiyor...
Bu filmi vizyona girmeden önce geçen hafta izledim, ilk hafta sonunda olumsuz bir şey yazmayayım diye bugünü bekledim...
Gişesine baktım, ilk hafta sonunda sadece 76 bin kişi izlemiş Benim Adım Feridun’u...
Bir Çağan Irmak filmi için son derece kötü bir başlangıç...
Çünkü bu filmin hiçbir albenisi yok... Ne senaryo, ne oyunculuklar ne de yönetim...
O yüzden gönül rahatlığıyla “Çağan Irmak’ın en zayıf filmi” diyebilirim artık...

Çağan Irmak’ın en zayıf filmi

Gelmeyen adalet

“Geciken adalet adalet değildir” sözünün eksikliğini hapishanede anladım, “Geciken adalet zulümdür” diyor Deniz Seki...
“948 gündür dört duvar arasında adaleti bekliyorum. Hayatımdan giden yıl sayısı şimdilik 7” diyor...
2017 Haziran’ında tahliye olmasına daha 7 ay var...
Ve Deniz Seki hâlâ bekliyor...
Neyi? Gelmeyen adaleti...

Bölünmeden, kopmadan düşman olmadan...

Ödül töreni, Okan, Diriliş... Öyleydi böyleydi hepsi geride kaldı...
Bu tartışmadan çıkarmamız gereken dersler var, bunu da dün Hıncal Uluç köşesinde çok güzel özetledi.
Şöyle yazdı:
“Medya olarak hepimiz aynı gemideyiz.
Ayrı görüşler olabilir. Fena halde rakip de olabiliriz. Olmalıyız da; gelişme böyle sağlanır.
Ama bölünme... Kırk yıllık arkadaşlarımızı düşman gibi görme, saldırma...
Bu benim sözlüğümde yok!
Bölünmeden, kopmadan, düşman olmadan tartışmayı öğrenmeliyiz sevgili meslektaşlarım...”
Çok haklısın Hıncal Abi...
En çok aynı masada yediğimiz içtiğimiz meslektaşlarımızdan gelen düşmanca saldırılar yaralıyor insanı zaten...
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yine aynı masalara oturuyoruz...
Bir meslek büyüğü olarak Hıncal Abi’nin bu sözlerini hepimizin masamızın arkasındaki duvara asması gerekiyor.
“Bölünmeden, kopmadan, düşman olmadan tartışmayı öğrenmeliyiz...”

Son 4 gün...

Tarkan ziyaret edip, bugünkü Kelebek’te de yayınlanan fotoğraflarını paylaşınca herkes “Biz İnsan mıyız?” temalı 3. İstanbul Bienali’ne dikkat kesildi...
Oysa 22 Ekim’de başladı bienal ve pazar günü bitecek...
Tarkan daha önceden ziyaret etse belki
Bienal’e daha çok ziyaretçi gidecekti ama an itibariyle gezmeniz için sadece 4 gününüz kaldı.

Sevindim...

Murat Yıldırım’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Facetime’dan istediği Faslı güzelle evlilik yolunda ilk adımı atmasına...

Üzüldüm...

İki çocukları olan Gökhan Özen ve Selen Sevigen’in 6 yıllık evliliklerini bitirmelerine...

X