Ali Bey, rica etsem takım elbisenin parasını kadın derneğine yatırır mısınız

 Ali Ağaoğlu’nun referandum sonucuyla ilgili 26 kişiyle iddiaya girdiğini ve iddiayı kaybettiğini yazmıştım...

Haberin Devamı


Aslında bu rakam 25’ti... 26’ncı kişi benim...
CHP’li kadın milletvekili Tur Yıldız Biçer’e söylediği “evime gelsin” sözünü eleştirdiğim yazı için beni aradığında, referandum sohbeti açılınca “Yüzde 65 evet iddiasına ben bile girerim” demiş bulundum Ali Ağaoğlu’na...
“Bak emin misin, adını yazdırıyorum 26’ncı kişi olarak sekreterime” dedi...
“Bak, Tom Ford takım elbise bu, 4-5 bin euro ha” diye uyardı beni... “Son kararın mı, alırım bak” diye tekrar tekrar sordu...
“Sende para varsa bizde de emek var Ali Bey, çalışır taksit taksit öderiz 20 bin liralık takım elbisenin parasını” dedim.
Gülüştük, kapattık telefonu...
Akşam üzeri “Ali Bey’le iddiaya girmişsiniz” diye yardımcısı arayınca işin gerçekten ciddiye bindiğini anladım...
Yiğitliğe toz kondurmayıp, “Girdik tabii, yazın adımı listeye” dedim... Adil Gür’ün anketinin bile yüzde 65 vermediği bir ortamda bu iddiayı kazanma oranımın çok yüksek olduğuna inancım tamdı çünkü...
Yüzde 55’e iddiaya girelim dese, deli miyim ben Ağaoğlu’yla aşık atmaya kalkayım...
İşte listedeki o 26’ncı kişi böylece ben oldum.
Sonuçta evet oyları Ağaoğlu’nun iddia ettiğinin altında, yüzde 51.4 çıktı ve iddiayı diğer 25 kişiyle birlikte ben de kazandım...
Ağaoğlu’nun cebinden yaklaşık 550 bin lira çıkacak şimdi.
İç çamaşırından çorabına, kravatından gömleğine bana alacağı takım elbise için de yaklaşık 20 bin lira ödeyecek.
Elbette ben bunu kabul etmeyeceğim.
Meslek hayatım boyunca hiçbir işadamıyla böyle bir ilişkiye girmedim çünkü...
Sizden ricam Ali Bey, o parayı bana takım elbise almak için harcamak yerine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na bağışlar mısınız?
Sonuçta iddiaya kadar giden muhabbetimizin çıkış noktası sizin CHP’li kadın milletvekiline verdiğiniz yakışıksız cevaptı...
Daha öncesinde de BBC belgeselinde kadınlar için “benim malım” ifadesini kullandığınız için sizi eleştirmemdi...
Ben o lüks takım elbiseyi giyip ne yapacağım, hiç değilse eleştirilerimiz, iddiamız bir işe yarasın...
Ülkede kadınlar aşağılanırken, dövülür, tecavüze uğrarken, her yıl onlarca kadın cinayete kurban giderken...
Bu konuda çaba gösteren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun daha çok desteğe ihtiyacı var...
Lütfen bana takım elbise almak için harcayacağınız parayı onların hesabına yatırın...
Dekontunu bu köşede severek yayınlayacağım. Hem belki bu vesileyle sizin kadınlara yönelik sözlerinizin, yaklaşımlarınızın da bir parça değişmesinin ilk adımını atarız. Bu referandum iddiamızı da güzel bir hatıra olarak anarız.

Haberin Devamı

Tarık Akan’ın arkasından “Şimdi çok azaldık” demişti

Haberin Devamı

Bülent Kayabaş’la en son 19 Eylül 2016’da Çiçek Bar’da, Tarık Akan’ın anma toplantısında bir araya gelmiştik.
Tarık Akan’ın cenazesinden bir gün sonraydı.
Çok üzgündü... Hem İstanbul Çiçek Bar’da, hem Bodrum Akyarlar’da sürekli birlikte olduğu dostunu kaybetmişti.
Çiçek Bar’da Tarık Akan’ın sürekli oturduğu köşeyi göstererek, anılarını anlatmıştı o gece bana...
Konuşmakta zorluk çekiyordu, yorgun görünüyordu.
Tarık Akan’ın cenazesi için “İnsanlar sahip çıkıyorlar doğru bakana, doğru yapana... Atatürkçü, her zaman dik durana, ilkelerini bırakmayanlara” demişti...
Sonra da eklemişti:
“Bak şu köşede Tarık Akan otururdu, sağında ben, öbür tarafta Rutkay Aziz.
Şimdi çok azaldık... En son 5-6 kişi kaldık.”
Bu sohbetten 7 ay sonra sevgili arkadaşı Tarık Akan’ın yanına uğurladık Bülent abiyi...
Bu kez onun için Çiçek Bar’da toplanacak dostları, şimdi daha da azalmış olarak...
Bülent Kayabaş, Tarık Akan’ın arkasından nasıl üzüldüyse, Ali Poyrazoğlu da Bülent Kayabaş’ın arkasından öyle üzülüyor şimdi...
Dün sabah “Başımız sağ olsun” demek için aradım Ali Poyrazoğlu’nu, hıçkırıklarla ağlıyordu...
“38 yıllık yol arkadaşımı kaybettim” diyerek. “Biz birbirimizin gözüne bakarak ne dediğimizi anlardık” diyerek...
Oyunculuğu, tiyatro, sinema kariyeri bir yana ben insan olarak çok severdim Bülent Kayabaş’ı...
Bir büyük ustayı, bir abimizi daha kaybettik.
Allah rahmet eylesin...

Haberin Devamı

Cem Yılmaz, ifratla tefrit arasında...

Arif V 216’yı ilk yapacağı zaman eleştirmiştim; “Eski filmlerini kırpıp kırpıp yıldız yapmaya çalışıyor... Anlatacak orijinal hikayesi yok mu bize” diye...
Dinlemedi tabii, filmi çekmeye karar verdi...
Şimdi ikinci bir uyarıda daha bulunayım...
Bu kadar erken başlanan PR çalışması iyi bir şey değildir... Bıkkınlık vermekten, beklentiyi çok yükseğe taşımaktan başka bir işe yaramaz...
Film 2018 Ocak ayında vizyona girecek, daha çekimlere bile başlanmadı.
Ama biz 1,5 aydır Arif V 216’yla yatıp kalkıyoruz. Senaryosu yazıldı, çizimleri ve ilk fotoğraflar paylaşıldı, fragmanı çıktı...
Yetmedi; senaryo her oyuncuya tek tek elden verilip, fotoğraflandı.
Arif V 216’nın tek rakibi, referandum öncesinin evet kampanyası olabilir ancak... Nereye baksak Arif... Her gün bir Arif V 216 haberi, her gün yeni bir paylaşım. Daha ortada film yokken böyleyse, yıl sonuna doğru Cem Yılmaz bizi Arif V 216 manyağı yapacak demektir.
Cem Yılmaz eski filmlerinde bu kadar çok şeyi göz önüne sermezdi, hatta tam tersine gizli saklı çeker bitirirdi. Bu durumun gişeyi olumsuz etkilediğine inanmış olacak ki, bu kez tam tersini yapıyor, her şeyi göz önüne seriyor. İfratla tefrit arasında, bir ortayı bulamadı. Oysa geçmişte yaptığı ne kadar yanlışsa, bu da o kadar yanlış...
Son bir uyarı da oyuncu kadrosuyla ilgili: Mustafa Sandal’dan Çağlar Çorumlu’ya, Gupse Özay’dan Farah Zeynep Abdullah’a, Seda Bakan’dan Kerem Alışık’a yok yok filmde...
En son Nur Yerlitaş’a bile teklif götürmüş Cem Yılmaz...
Bu kadar ünlü ismi bir filme boca etmek, o film iyi olacak anlamına gelmez.
Vallahi ben bu filmden şimdiden korkar oldum.

Yazarın Tüm Yazıları