"Can Aydoğmuş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Can Aydoğmuş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Can Aydoğmuş

Can Aydoğmuş

YAŞAMI KANDIRAMAZSIN

25 Mart 2017

Hayatımda bu noktaya gelene kadar gece gündüz kendi üstümde çalıştım. Hala da çalışmaya devam ediyorum. Hep söylediğim gibi evren bile her an büyür gelişirken, bizlerin durmamız, yok olmaya gidişimizi gösterir. Çünkü ancak evrenle uyum içinde olduğumuz zaman akışta oluruz. Akışta olduğumuz zaman herşey kolaylıkla bizim düşüncelerimizin ötesinde gelişir. Son dönemde herşeyin birbirine ne kadar bağlı olduğunu hergün daha çok fark ediyorum. Hayatta hiç birşey boşuna değil. Tanıştığımız her insanın, o anın ötesinde, o zamandan tam 10 yıl sonrası için bize büyük armağanları olabilir. İletişime girdiğimiz, bir kelime bile öğrendiğimiz her bir kişi ile geçirdiğimiz kısacık süreler bile paha biçilemez. Dost, aile veya hayatınız boyunca sizin yanınızda olacak, size destek olacak insanların, sizi üzmesi, kırması, kıskanması ve hatta kötülük yapması bile gerçekte çok değerli. Eğer görmeyi kabul eder ve o deneyimin içinden sevgi ile geçerseniz, sizlere hayallerinizin ötesinde armağanlar getirebilir. Yaşam o insanlara kendi ürettikleri enerjiyi kat ve kat geri döndürüyor. O yüzden yaşama güvenmek ve yaşamın mucizelerine inanmak çok önemli.

Tabii ki burada çok önemli bir nokta var. Herkes çok iyi bir insan olduğunu düşünüyor. Neden benim başıma bunlar geliyor diye soruyor. İnsanın kendisine dürüst olması ve içinin rahat etmesi, vicdani olarak iyi hissetmediği bir şeyi yapması herzaman o kişiye zarar ile dönecektir.

Geçen gün dostlarım ile yanyana geldim. Arkadaşım bana bir hasteneye gittiğini, orda beklerken karşısında ki adamın konuşmasına, adamın yüksek tonda konuşması nedeni ile mecburen kulak misafiri olduğunu söyledi. Adam hastanede telefonla konuşurken, karşısında ki kişiye ‘Geldiğini söylemeyin, hep beklettiğimiz gibi bekletin, böylelikle daha fazla para kazanıyoruz, ....... ödemeleri varsa ne yaparlarsa yapsınlar gelmedi dersiniz, daha çok para kazanalım’ demiş. Ve kahkaha atmış. Bu sırada adamın yanına ablası gelmiş ve ağlayarak doktorun babalarının rahatsızlığının çok ilerlediğini, yapılabilecek çok birşey olmadını söylediğini anlatmış. Ve adam birden ‘neden bunlar bizim başımıza geliyor, bunu beklemiyordum’ demiş. Dostum bana dönüp, ‘ Can gerçekten hiç birşey boşuna değil, bugün iyi ki oraya gittim. Seyrettiğim bu sahne bana çok şey öğretti’ dedi.

Bu hikayeden çıkarılacak çok ders var. İnsanlar bazen iyilik ve sevginin çizgisinden çıkarak, kimse görmeden yapacağımı yapayım diye düşünüyorlar. Lakin unuttukları bir nokta var, onların görünmeyecekleri küçücük molekül kadar bile bir yer yok. Çünkü hepimiz tam olarak yaşamın içindeyiz. Ve biz onun içinde olduğumuza göre bizden nasıl habersiz olabilir ki? Hepinize dost olarak diyorum ki, yapacağınız herşeyde kendi içinize sorun, bu iyiliğin yolun da olan bir adım mı? Bu sevginin çizgisinde olan bir ilerleyiş mi? Eğer bu kavramlardan uzaksanız, şöyle bir soru sorabilirsiniz: Mevlana benim yerimde olsa ne yapardı? Hacı Bektaşı Veli benim yerimde olsa ne yapardı? Bana diyebilirsiniz, ‘ Can yaşam acımasız,ticaret hayatı sert, ulaşmak istediğimiz hedeflerimiz var, rakiplerimizi geçmek için acımasız olmalıyız? ‘ Bu gibi düşüncelere cevap vermek istiyorum.

  1. Yaşam acımasız

Yaşam acımasız değil aslında. Yaşamı acımasız yapan insanlardır. Siz acımasız olmaktan vazgeçin ki, sizin gelecek nesilleriniz de acımasızlığı yaşamasın.

  1. Ticaret hayatı sert

Ticaret hayatı dediğimiz şey, herkesin kendi yetenekleri ve insanlığa sunabileceği hizmet ile hayatın içinde ilerlemesidir. Çalışkan, yenilikçi, girişimci, iletişimi güçlü ve empatik insanlar mucizevi yükselişler yaşayabiliyor.

  1. Ulaşmak istediğim hedefler var.

Sen sevgi ve iyilikle hedeflerinde ilerlediğin, kararlı ve pozitif olduğun, sabrettiğin ve evrene istediğin her ne olursa olsun onun için yargı oluşturmadan süre tanıdığın zaman elbette o senin olacaktır. Tabii ki gerçekten kalben istediğin oysa. Bazen bazı şeyleri kalbimiz mi yoksa egomuz mu istiyor bakmak lazım.

  1. Rakiplerimizi geçmek için acımasız olmalıyız.

Rakipleriniz diye birşey gerçekte yok. Dünya da 7 milyar insan var. Bomboş duran topraklar ve tüketemediğimiz kadar besinle dolu. Diyeceksiniz ki; “Evsiz ve aç bir sürü insan var, bu nasıl oluyor?” Bu ayrıca içgörü yapmamız gereken oldukça derin bir konu. Sonuç olarak herkese yetecek kadar iş, herkese yetecek kadar müşteri ve herkese yetecek kadar kaynak var Dünya’da. Sen zaten gerçekten istediğin hedefe ulaşmak için hazırsan, orası senindir. Eğer hazır değilsen o zaman bir kendine dönüp bakman lazım. Uğraşıyorsun ve uğraşıyorsun ama olmuyorsa, o zaman belki de o hedef senin için doğru değildir. Kalbin değil, egon istiyordur. Orada uğraşırken bile başkalarına hizmet sunmuş ve karşındaki insanın hedefine ulaşmasına hizmet etmişsin demektir. Bırak başka birisi o hedefe ulaşsın. Sen de egonu bir kenara bırakarak, Dünya’ya insanlığa ve kendine hizmet edebileceğin başka güzel bir yola gir.

Özetle iyilik, sevgi ve akışın merkezinde olmalıyız. Haksızlık yaparak çok para kazanabilirsin. Kazandığın içinde mutlu olursun. Lakin haksızlık yaptıklarının yaşadığı duyguyu, senin tekamülün için anlaman adına, yaşam sana da yaşatacaktır.

Bazen düşünüyorum, “Herkes gerçekten sevgiyi hissedebiliyor mu? Yoksa birçok kişi sadece zihninde mi yaşıyor?” diye.

Aslında bunu düşünmemin nedeni, yıllar önce bir gün ilk kez gerçekten sevgiyi göğsümün ortasında, kalbimde hissettiğim zaman, o zamana kadar gerçekte hiç sevgiyi bilmediğimi anlamış olmam. Çok derin bir konu bu, devamı yarın...

Sevginin Kaynağına sesleniyorum; Lütfen bu yazıyı okuyan ve izin verip niyet eden herkesin kalbine ak...

Sizi seven bir Can...

Yazının devamı...

Atalarımızın şifa gücünün farkındalığında ışığa yolculadıklarımızın ardından

22 Mart 2017

Hepimizin hayatımızda sevdiklerimizi veya çok değer verdiğimiz insanları ışığa yolculadığımız olmuştur. Benim çok oldu. Anneannemi, annemi, babamı, ablamı, henüz 19 yaşında olan ki benim için çok ayrı bir yeri olan canım kuzenim (dayımın oğlu) Selim’i ve 24 yaşındaki bir tanecik kardeş gibi büyüdüğüm ışık kalpli kuzenim (teyzemin oğlu) Yiğit‘i ışığa yolculadım.

Belki bazılarınız için ilginç gelebilir ama benim dostum, evimizin üyeleri, iki kedimi de ışığa yolculadım. Tabi benim için annemin, babamın vefatının ardından yaşadıklarım çok daha acı verici deneyimlerdi. Allah kimseyi genç yaşta anasız babasız bırakmasın. Anası babası olmayanın kimsesi olmaz derler ya, çok doğru bir lafmış. Tabi bir diğer gerçek ise Allah kimsesizlerin sahip çıkanıdır. Yeter ki izin ver.

Ben her insanın içinde yaratım gücünün olduğunu biliyorum. Biliyorum diyorum çünkü gerçekten bunu defalarca deneyimledim. Ve benim inancım, bütün evrenin sonsuz moleküller bütününün bir bilincinin olduğu, o bilinç seni dinliyor ve sen onunla konuşursan seninle konuşuyor. Hatta öyle birşey ki ağzından devamlı çıkan sözleri ciddiye alıyor. Bu farkındalığın çok önemli olduğuna inanıyorum. O yüzden gerçekten ağzımızdan çıkan her bir söze çok dikkat etmemiz gerekli.

Hani birşeyi 40 kere söylersen olur derler ya, işte o hesap. Ağzınızdan çıkan her bir sözü aman kulağınız elesin ve ağzınız her bir olumsuz sözü pozitife çevirsin.

Çok yakında size çok güzel süprizlerim olacak. Bugün bütün gün birbirinden güzel videolar çektik ve sizlerle paylaşmak üzere hazırlıyoruz. Pek çok insandan kendi kendimize evde neler yapabiliriz diye geri dönüşler alıyorum. Bunun üstüne bu videoların çok faydalı olacağına inandım. Bu videoları çekerken de düşüncelerin, duyguların, sözcüklerin gücünden bahsederken şunu düşündüm; Eğer benim çocukluğumda ailemizden bir kişi bu konulara merak salsaydı ve annemi, babamı, ablamı ve ailemi bu yöne yönlendirseydi şu an yanımda olur muydular? Tabii bu bir varsayım. Daha önce de dediğim gibi, çocukluğumda yaşadıklarım, annemi, babamı ve ablamı genç yaşta ışığa yolculamam, beni şu an ki ben yaptı.

Bir taraftan da benim çok uzun yıllardır bu konulara yönelmem sayesinde ailemde ki insanlar, akrabalarım, arkadaşlarım, dostlarım hatta bazen kısa bir zaman için tanıdığım bir kişinin bile nasıl bu konulardan fayda elde ettiğini, dönüşüm yaşadığını, hatta hayatının akışının değiştiğini görüyorum. Ve bazen ben bile şaşırıyorum.

Bu noktada tüm ışık savaşçılarına ve ışık işçisi olmak isteyen, ışığın, sevginin, mutluluğun, neşenin, huzurun ve barışın yolundan yürümek isteyen herkese sesleniyorum...

O yüzden ben diyorum ki hepiniz hiç çekinmeden, her daim düşüncelerin, duyguların, sözcüklerin güçlerini ve bunları nasıl uygulayabileceğinizi araştırın, öğrenin ve çevrenize yayın. Konuştuğunuz her insanda kullanın, onların konuştukları olumsuz cümleleri de, iptal iptal iptal, bunu pozitife çevirelim gibi, pozitif yaklaşımlarla dönüştürüp insanları ışığa yönlendirebilirsiniz. Işığa yolculadıklarımızı saygı ve sevgi ile analım. Onların güzel  hatıralarını yaşatalım. Onların adlarına da gelecek için güzellikler yapalım. Ve herşeyden önce atalarımıza saygımızı her daim sunalım. Binlerce yıllık, sağlıklı ve sevgi dolu olan kabileler araştırıldıkları zaman, atalarına çok saygı gösterdikleri ortaya çıkmış. Gerçekten insanın kendi atalarına, ışığa yolculadıklarına saygı göstermesi, onların gidişine saygı duyması çok önemli.

Her ailenin kendine özgü bir şifa gücünün olduğuna inanıyorum. Bu şifa gücü öyle bir güç ki, o aile bağlantıya geçtiği an, bütün ailenin değişimine neden olabiliyor. Bunun için bütün atalara saygı ve sevgi duymak ve onları olduğu gibi kabul etmek çok önemli. İnsanın kendi atalarını, geldiği toprakları ve genetik kökenlerini araştırması da ciddi farkındalık ve hayatında geniş bir perspektif açıyor. Tabi kendi aile köklerinizde olan olaylar, devam eden kısır döngülerin farkına da vardığınız zaman onları yaşamaktan özgürleşebiliyorsunuz.

Bunun için hepsini ilk önce güzel birşekilde yazmak, farkına varmakla beraber hepsinin şifalanmasına niyet ederek, bu farkındalıkla pozitif sözcükler kullanmaya devam etmek önemli. Mesela annenizin, babanızın veya sizin hayatınızda önemli yer tutan insanların kullandığı olumsuz cümleler nelerdi? Bunları bir kağıda yazıp, siz kullanıyor musunuz veya bunların farklı bir versiyonu sizin kafanızın içinde ya da ağzınızda dönüyor mu diye bakmanız ve eğer öyle birşey varsa ailenizin yaşadığı olumsuz olayların aynılarını yaşamamak için onları pozitife çevirmeniz çok önemli. Bunun pekçok insanın hayatını şifalandırıcı ve çok önemli bir bilgi olduğuna inanıyorum.

Ve diyorum ki yaşamınızın içinde ki herkesin ve evcil hayvanlarınızın değerini yaşarken bilin. Onları üzmeyin. Hayat çok değerli… Beraber geçirdiğiniz her bir an, her bir paylaşım paha biçilemez. Her biri için mutlu olun...

Bu konuda ki sorularınızı bekliyorum. Sizin sorularınız ile beraber bu konuda yazmaya devam edeceğim.

Sizi seven bir Can…

Yazının devamı...

Işığa doğru ilerlerken farklılıkları kucaklamak   

19 Mart 2017

Bu hafta sonu Konya’da, Mevlana’dayım. İçimde sevgi, kafamda deli sorular… Kalbimle zihnimi birleştirme niyetinde, sizlere bu satırları yazıyorum. Ve 18 Mart Şehitleri anma gününde bu yazıyı yazarken soruyorum; Gelecekte artık şehitlerin olmaması, Dünya’da ki hiç bir insanın başka bir insan tarafından veye vasıtası ile hayatının sona erdirilmemesi için ne olmalı? Neler olmalı? Hangi bilinç seviyesinde olmalıyız? Eksik ve fazla olanlar nelerdir? Neler değişmeli? Sonsuzlukta bunun için mucizeler nelerdir?

İlerleyen yazılarımda sizlere Mevlana ve Konya ile ilgili yazmak istiyorum. Sadece kısa bir not:

Neden Konya Türkiye’nin yüz ölçümü en geniş şehri? Herşeyin görünmeyen yüzünü ve en derinlerinde ki gerçekleri görmeyi çocukluğumdan bu yana çok sevdim. Bununla ilgili mutlaka yazacağım.

FARKLILIKLAR VE DUALİTE

Mevlana’nın bence en büyük farklılıklarından biri dualitenin ötesinden konuşmasıydı. Dünya bir dualite içinde. Bunu çok güzel anlatan doğunun Ying Yang felsefesini anlamak lazım. Ying Yang felsefesine göre her iyinin içinde kötü, her kötünün içinde iyi vardır. Her ışığın içinde karanlık her karanlığın içinde ışık vardır. Bu felsefeden yola çıktığımız zaman hayatımızda yaşadığımız her kötü olayın içinde iyilik ve her iyi olayın içinde de kötülük vardır. Çok büyük ışığa ve iyiliğe kanal olan bir kişide aynı ölçüde kötülük ve karanlık ta olabilir. Özetle hayat bir dengeden ibarettir. Karamsar ve olumsuz düşündüğümüz olaylar birden hayatımıza ışık ve sıcaklık yayan bir Güneş’e dönüşebilir. O Güneş de elbet batacak ve gece olacaktır. Önemli olan hayatı anlamaktır. Eğer yaşamın bir denge içinde olduğu ve ritm içinde aktığını  kavrarsak herşey değişir. Böylelikle gündüz gecenin geleceğini bilir ve gece rahatlar dinleniriz. Gece olduğu zaman kriz geçirmez, güneşin gelmesi için dua edip karanlığa tepki göstermeyiz. Karanlığın içinde de Ay’ın olduğunu ve yıldızların olduğunu görebiliriz. Bazen hepimiz ışığı yada karanlığı reddediyoruz. Herkesin aynı şeyi düşünmesi beklenmemeli. Bir şeyi kabul etmenin de reddetmek kadar değerli olduğunu, reddetmenin de kabul etmek kadar anlamlı olduğunu...

Peki, bu kadar karmaşanın içindeki çözüm nedir? Buradaki tek çözüm sevgi ve birlik olmaktan geçer. Her millet sol, sağ ve mezhep gibi ayrımlara yöneldiği zaman yıkımlar yaşamıştır. Mutlu toplumlar, birbirini ayırmaz. Din, dil, ırk, mezhep, sol, sağ şeklinde ki farklılıkları sevgiyle kucaklar. İnsanı insan olarak görür, herkesin görüşüne saygı ve sevgi duyar. İnanın eğer bir yerde yanlış birşey olduğuna, kötülüğün, yalanın, karanlığın olduğuna inanıyorsanız, sevgi ve saygı ile yaklaşın ve dürüstçe iyilikten, insaniyetten, özgürlükten konuşun. Sevginin ışığı herzaman kazanacaktır. Karşınızdaki buzullar eriyecek, kale kapıları yıkılacak ve sevginin güneşi doğacaktır. Eğer öfke, karanlık, yıkımla davranırsanız karşınızda ki insanlar haklı veya haksız olsunlar kalkanlarını kaldıracak ve empatisini kapatarak soğuk bir şekilde yaklaşacaktır.

TÜM YILDIZ SİSTEMİ OLARAK IŞIĞA DOĞRU İLERLİYORUZ...

Işığa ilerlediğimize inanın. Yaşadığımız astrolojik düzlemde şu an ışığa doğru ilerliyoruz. Astrolojik döngüde evrende ışığın en yüksek olduğu nokta ve en karanlık olduğu nokta vardır. Işığın en yüksek olduğu noktaya geldiğimiz zaman teknolojinin ve bilincin en yüksek olduğu, herkesin toplu aydınlanma yaşadığı bir çağda yaşayacağız. En karanlık noktaya geldiğimiz zaman teknolojinin olmadığı ve bilincin en düşük noktada olduğu yaşamı yaşıyoruz. Tabi o dönemlerde de ışığın var olması için yüksek ışığı ve bilinci taşıyan peygamberler bizlerle oluyor. 3000 sene önce bizler en karanlık noktada yaşıyorduk.  Artık karanlıktan çıktık ve ışığa doğru ilerliyoruz. Her daim teknoloji daha fazla artıyor. Işık daha fazla arttığı için artık çok daha fazla herşeyin farkındayız. Belki bundan 100 yıl sonra yaşadığımız bu döneme taş devri, karanlık bir çağ gibi bakacaklar. Öğreneceğimiz ve fark edeceğimiz daha çok şey var. Size bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Kapkaranlık bir odada olduğunuzu düşünün. İlk başta hiç birşeyi göremez ve neyin içinde olduğunuzu ve çıkışı fark edemezsiniz. Işık artmaya başladığı zaman ilk önce dağınıklığı fark eder düzenlemeye başlarsınız, sonra kirli olan yerleri görür ve temizlersiniz. Ardından ışık iyice arttığı zaman olduğunuz odanın içinde çıkışı fark eder ve oradan çıkabilirsiniz. Hayatınızın içinde ışığı takip edip, yaşamın ritmine ve akışına güvenirseniz herşey bambaşka olur. Hepimizi birbirimize daha sevgi dolu, kibar, saygılı davranmaya davet ediyorum.

Sevginin gücünün kaynağına seslenin. Çünkü o sizin seslenmenizi bekliyor.

Sizi seven bir Can...

Yazının devamı...

İNSANLIK NEREDEN GELDİ, NEREYE GİDİYOR?

18 Mart 2017

Son dönemde insan türlerinin tarihine merak saldım. İnsanın kendi varoluşuna bakması, insanı bambaşka farkındalıklara götürüyor. Anladığım kadarı ile tabii, yanlışım varsa lütfen benimle paylaşın. O zaman hep beraber keşfedelim; İnsanlık nereden geldi ve nereye gidiyor?

Bu bilgi ile karşılaştığım zaman gerçekten beni çok etkiledi ve pekçok farkındalık elde etmeme neden oldu. O yüzden sizlerle paylaşmak benim için çok değerli...

Tarih öncesi dönemlerde, Dünya’da şimdi ki modern insanlığın ortaya çıkmasında bizlerin DNA’larımızda çok ilginç bir gizem saklı. Modern İnsan olan günümüz insanı bizler yani Homo Sapiensler (Latincede, "akıllı insan, bilge insan, düşündüğünün üstüne düşünebilen insan" demektir) ve insanlık tarihimiz Afrika’daki siyahi insanların ortaya çıkmasıyla başlamıştır.

İlk modern insanlar olan şimdiki Afrikalı siyahilerin yani Homo Sapienslerin Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya göçerlerken bu bölgelerde yaşayan, anatomik olarak modern insana daha az benzeyen Neanderthal ve Denisovanlar ile karışması ile şimdiki Avrupa ve Asya ırkları ortaya çıkmıştır. Sibirya, Orta Asya, Akdeniz ve Belçika bölgesi başta olmak üzere birçok Asya ve Avrupa bölgelerinde yaklaşık 200 bin yıl önce ortaya çıkmış ve günümüzden 20-30 bin yıl önce de nesli tükenmiş olan mağara adamı diyebileceğimiz, beyaz tenli, renkli gözlü insansı bir tür olan Neanderthaller Afrikalı siyahi modern insanlar olan Homo Sapiensler ile bir dönem eşleşmiş olduklarından şimdiki Avrupa ve Asyalı modern insanların genlerinde halen %2 -%15 arasında Neanderthal geni bulunmaktadır.  Birde Çin taraflarında, Avusturalya ve Yeni Gine başta olmak üzere Avrupa ve Asya’da Homo Sapienslerden farklı bir şekilde evrimleşmiş diğer bir tür daha olan insansı Denisovanlarla da karşılaşan modern insan Homo Sapiensler onlarla da karışmıştır. Ancak Neanderthal ve Denisovanlar dünya üzerinden tamamen silinmiş fakat bizlerin DNA’sında az da olsa genlerini bırakmışlardır. Kısaca, günümüz insanı olan modern insan yani Homo Sapiensler Afrika kavimleridir, Neanderthaller ile karışan grup Avrupa, Ortadoğu ve Asya ve Denisovanlar ile karışanlar ise şimdinin uzak doğu kavimleridir. Afrika siyahisi olmayan hiçbir insan %100 Homo Sapiens değildir. Ne ilginç değil mi?  Yani şu noktaya gelmek istiyorum; Şu anda dünyanın hakimi olan ırklar ne yazık ki aslında kendilerinden daha Homo Sapiens olan yani en modern insanlığın başladığı ırk olan Afrika siyahilerinden kendilerini üstün görmektedirler. Yıllarca bu insanları köle olarak kullanıp büyük bir tarihi insanlık ayıbı işlemişlerdir. Amerika kıtasında Maya halkının, kızılderililerin katledilmesi, Avustralya yerlilerinin yaşadıkları, Hindistan’dan, uzak doğuya kadar milletlerin himaye altına alınması, tüm bunlar büyük bir saldırganlık ve yırtıcılık göstergesidir.  Afrika zaten insanlığın doğum toprakları ama tamamen sömürge haline getirilmiş durumda. Afrika’da insanlar aç diye bütün Dünya üzülüyor. Dünya’nın en zengin toprakları Afrika’da; pırlanta, zümrüt, altın madenleri, her türlü zenginlik olmasına karşın fakirlik ve açlık kol geziyor. Demek ki toprakların ne kadar zengin olursa olsun, heryerden zümrütler, pırlantalar fışkırsa da bilinç yönetimi herşeyi belirliyor. Tabii neden bunu yaşıyorlar?  Ve her ne olursa olsun, bunu neden yaşıyorlarsa, onlara bunu yaşatanlar neler yaşayacaklar? Ve başka bir diğer soru ise Dünya’nın zor durumda yaşayan ülkelerine yardım eden ülkeleri de gelecekte nasıl güzelliklerin beklediği. Herşeyin bir döngü içinde olması ile beraber, her ektiğimizi biçeceğimizde bir gerçektir. Hani derler ya iyilik yap denize at, işte o misal. Bizim ülkemizde fakirlik, yokluk, zorluklar da var. Ben de yaşamadım mı? Evet, yaşadım. Çok büyük zorlukların içinden geçtim. İyi ki de yaşamışım, hepsinden çok şey öğrendim. Tabi, insanların yaşadıkları bu zorluklardan, acılardan neler öğrenmeyi seçtikleri de çok önemli. Bazı insanlar zorluklar yaşayınca, dolandırılınca veya maddi zorluklarla karşılaşınca insanları sevmeyi, onlara güvenmeyi bırakıyorlar. Kendilerini sevgiye kapatıyorlar. Sevginin olmadığı yerde neşe, neşenin olmadığı yerde sağlık olmaz. Ben her ne yaşarsam yaşayayım, insanları sevmekten, güvenmekten vazgeçmedim. Elbette sağlam adımlarla ilerleyin. Ama insanlara kalbinizi kapatmayın. Sevgide kalın. Sevgiden yürüyün. Ben insanlığın hala evrimleştiğine inanıyorum. Çok uzak değil, beslenme alışkanlığımız değiştiği için son yüzyıllarda çene yapımızın, ağzımızın genişliği bile değişti. Şu an Dünya’da yaşanılan hızlı, iletişim ve bilgi akışından dolayı beyinlerimizin daha farklı bir kapasiteye geçeceğine inanıyorum. Tabii ki en önemlisi sevgiye ve beraberinde insanlığın bilgeliğine doğru ilerlememiz. İnsani bilinç ile Nearderthallerin, Denisovanların ve Homo Sapienslerin zamanından bu zamana, yırtıcılıktan, saldırgan tavırlardan başka bir boyuta, anlayışa, hoşgörüye ve sevgiye ilerlediğimize inanıyorum. Bazen insanların çok yırtıcı olduğunu tamamen içgüdüsel olarak bağırarak, saldırdığını, kadınlara ve Dünya’ya zarar verdiğini görüyorum. Bu noktada Neanderthal genler oldukça ağır basıyor galiba. Sadece o değil, insanlar şu an ilerlediğimiz ışık çağında bütün bu karanlık yanları daha çok görmeye başladı. Ve bence evrende, yüksek bilince doğru, artık ışığa doğru daha fazla ilerlediğimiz için evrensel sistemden gelen yeni akımlar bizlerin içimizde ki karanlığı daha fazla dışarı çıkartarak bizleri özgürleşmeye doğru götürüyor. Tabi bu süreçte karanlığın ele geçirdikleri ise elimine oluyor. Bir varlığın ne kadar yüksek bir bilinç olduğunu, o varlığın nasıl diğer varlıklarla barış içinde olup bir bütün oluşturduğundan anlayabiliriz. Örneğin; eğer vücudumuzdaki hücrelerin her biri birbirleri ile savaş halinde olsaydı bir insan bütününü oluşturabilecek bir yetisi olmayacaktı. Eğer benim karaciğer hücrem kalp hücrelerime savaş açsa idi bir insan olarak ben sağlıklı olamazdım ve hatta ve hatta var olamazdım dahi. Vücudumuzdaki ahenge bakın her bir hücremiz görevlerini layıkıyla yerine getiriyor ve her bir hücremiz bir diğeri ile iş birliği içerisinde çalışarak tüm yaşam fonksiyonlarını yerine getiriyor. Hücrelerimiz bir araya gelerek bir organımızı oluşturuyor. Örneğin midemizin dokusunu oluşturan hücrelerimizden tutun da kas hücrelerimiz ve sindirimde bize yardımcı olan ve bizi zararlı organizmalara karşı koruyan tüm faydalı flora bakterilerimize kadar, tüm yaşam birimleri koca bir ekosistem oluşturmakta. Midemiz, bağırsaklar ve diğer birçok sindirim bezleri, ağız, yemek borusu ve tüm bu diğer organlar ile birlikte sindirim sistemimizi oluşturmakta. Bütünlüğü görebiliyor musunuz? Bu aslında hücrelerin evrimsel süreçte ne kadar yüksek bir bilinçte olduğunun göstergesidir. Biz insanlar da hep beraber insanlık denilen bütünü oluşturmaktayız ve tüm canlılar ile birlikte canlılar alemini ve tüm canlı ve cansız varlıklar ile birlikte Dünya’yı oluşturmaktayız. Bu durumda insanların birbirlerine olan öfke, nefret ve savaş gibi algılarının ne kadar ilkel bir durum olduğunu görüyoruz. O zaman yüksek bir bilince gelmek için öncelikle birlik beraberlik ve hoşgörüyü deneyimleyip sağlıklı bir bütün oluşturma yolunda ilerlemek bizim yükselişimiz olacaktır.

Yani sevgiyi seçelim ve sevgide merkezlenelim. Bütün kişisel gelişim öğretilerinde sevginin, affetmenin, mutluluğa yönelmenin ve yargısızlığın öneminden bahsediliyor. Gelecekte belki de bildiğimiz herşeyin ötesini, hayallerimizde bile düşünemeyeceğimiz bir noktayı deneyimliyor olacağız. Bundan çok uzak değil 200 yıl önce şuan ki arabalardan, uçaklardan, sağlık alanında yapılanlardan, televizyon, bilgisayar, telefon, Ay’a ayak basmaktan, Mars’a uydu yollamaktan ve internetten bahsedilse o kişiyi cadılıktan dolayı suçlayarak idam ederlerdi. Herşeyi bir tarafa bırakın Avrupa’da ve Amerika’da kölelik daha 1920’lerde ortadan kalkmış. 100 yıl bile olmamış inanabiliyor musunuz? Daha 97 yıl önce Dünya’da hala kölelik varmış ve bu normalmiş. 1800’lü yıllarda bütün Dünya’da yasaklanmaya başlamış, Amerika, Avrupa ve Osmanlı da buna öncülük eden ülkelerden. Dünya’ya ilk akıllı insanlığın yayılmaya başladığı toprakların insanları Afrikalılar, bütün Dünya’da hayvan muamelesi görüyormuş.  Belki o zamanlar birisine onlar insan, gelecekte Amerika’nın Başkanı da siyahi bir kişi olacak deselerdi kafasından o kişiyi orda vururdular. Muhtemelen o zaman kimse bunu düşünemezdi bile.

Papa aslında cennet ve cehennem diye bir kavramın olmadığını söylerken, Budistlerin başı Dalai Lama Dünya’da ki bütün dinlerin birleşerek etik kurallar çerçevesinde yep yeni bir oluşum başlatmaları gerektiğini söyledi. Özetle Dünya bambaşka bir noktaya doğru gidiyor. Peki bu noktada siz hangi noktadasınız? Evren sizi hangi özgürlük noktasında görüyor? Ve sizin zihinsel özgürlüğünüz yaşamınızda ki özgürlüğünüzü belirliyorsa bunun için neler yapabilirsiniz?

Ufak bir düzeltme yapmak istiyorum. Geçen gün yayınlanan Tıp Bayramına yönelik yazımı okuyan değerli bir üniversitede öğretim üyesi Doktor bir hanımefendi benimle paylaşmış bende sizinle paylaşmak istiyorum:

İlk tıp bayramı 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri tarafından kutlanmış; bu doğru, ancak hekimlerin neden 14 Mart’ı kutladığı kısmında bugünkü anlamda ilk tıp okulunun açılması diyebiliriz: 14 Mart 1827‘de II. Mahmut zamanında İstanbul’da batılı anlamda tıp eğitimi veren  ilk tıp okulu olarak Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire eğitime başlamış.

Okurlarımın benimle paylaşım içinde olmalarından, isteklerde bulunmalarından, düzeltmeler yapmalarından ve bana sorular sormalarından çok mutlu oluyorum. Hayat paylaşınca bir başka güzel...

Bugünkü yazımı hazırlarken, bana konu hakkındaki derin bilgileri ile yardımcı olan çok sevgili Ezgi Oğuz’a teşekkürlerimle…

Sizi seven bir Can...

Yazının devamı...

Pozitifleşmek için başka bir adım: 14 Mart Tıp Bayramı

15 Mart 2017

Hayatım boyunca güzel sözlerin ve pozitif yaklaşımların sihrini hep yaşadım… Tabi kimi zaman insanlar bu şekilde düşünmeyebiliyorlar. Herkese saygı duyuyorum. Bende bu konuda kendi bakış açımı beyan etmek istiyorum. Tabii bu benim bakış açım, alıp kabul etmek veya etmemek size bağlı.


Bir insanı gördüğünüz zaman onun güzel yönlerini görüp öne çıkarmak, bir konu ile karşılaştığınız zaman onu dolu ve pozitif yönlerinden görmek, sevgi ile yaklaşmak, seni seviyorum, seni özledim, saygı duyuyorum demek, empati yaparak sadece kendi açından değil, karşındakinin de açısından bakarak ona göre hareket etmek, insanların sınırlarına ve tercihlerine saygı göstermek ve karşına çıkan tüm sorunların bir çözümünün olduğuna ve hayatın mucizelerle dolu olduğuna inanmak insan hayatını müthiş özgürleştirici yaklaşımlardır. Tabii ki bu bir tercihtir. Nefret, öfke, kin ve kıskançlık gibi yok edici faktörlerin bilincinde olmak ta çok önemli… 


Hayatın içinde karşınıza pek çok problem çıkabilir. Lakin bu noktada ki marifet nedir? Onları olumlulukla pozitife çevirmektir. Tabii bu bir yeti veya
sonradan kazanılmış beceri de olabilir.


Karşımızda ki insanlara söyleyeceğimiz cümlelere çok dikkat etmemiz gerektiğine inanıyorum. Söyleyeceğimiz tek bir olumsuz kelime bile bir insanın hayatını yok edebilir. Olumluya çevirme yaklaşımlarının ve olumlu cümleler kullanmanın en çok ta başvurduğunuz uzmanlar tarafından uygulanması çok önemli. Bir komşunuzun size yorum yaptığı zaman ki kabul edişiniz ile bir doktora gittiğiniz zaman size yaptığı yorumu kabul edişiniz arasında ciddi bir fark vardır.  


Dün Tıp bayramıydı.  Hayatım boyunca etrafımda hastaneler ve doktorlar hep oldu. Bunca zaman tıp ve tıp insanları ile iletişimimden öğrendiğim en önemli şey pozitiflik. Öyle doktorlar gördüm ki, sizdeki hastalığı olmadık negatifliklerle henüz kesin bir tanıya varmamışken, olasılıkları söyleyeceğim dürüst olacağım diyerek sizi yorabilir. Öyle doktorlar gördüm ki yaydıkları enerji ile sizdeki en ağır hastalığı en hafif ve huzurlu şekilde atlatmanızı sağlayabilir.


Eğer sizi tedavi edecek kişi beyninizin yapı taşı hücreleri olan nöronlara doğru sinyaller verdirecek cümleleri edebiliyorsa beynimizde yeni hücreler arası bağlantıların kurulmasına bile neden oluyor. Plasebo kavramı da burada devreye giriyor. Çünkü ilaç olmayan bir şeyin bile ilaç gibi etki gösterebilmesi kişinin inancına bağlı. Eğer karşınızdaki doktor pozitif ve güven verici ise ilacın bile önemi azalıyor zaten ve fayda görüyorsunuz.


Pozitif olmak her insan için, her meslek dalı için önemli. Ama bence tıp için ayrıca önemli. Bence doktorların da kesinlikle iletişim dersleri almaları gerek. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan bir arkadaşım son iki yıldır fakültelerinde bu derslerin de eklenmeye başladığını söyledi. Çok sevindim.


Tıp Bayramının tüm dünyada kutlandığını sanırdım. Hâlbuki sadece ülkemizde kurtuluş savaşı sırasında o zamanki adıyla Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin savaşa gidip hayatlarını bu topraklar için vermelerinden gelen tarihi bir olaydan kaynaklandığını öğrendim. Yanı Tıp Bayramı sadece ülkemizde var. Doktorlarımızın da kadim Anadolu topraklarından yetişen her birey gibi akıllı ve özverili insanlar olduğuna ve gelişmiş ülkelerdeki meslektaşlarından hiçbir eksikleri olmadığına hatta bazı konularda daha üstün olabileceklerine inanıyorum.


Ama biraz önce yukarıda bahsettiğim negatif tavır, belki de bezginlik ve yorgunluktan, belki de iletişim eğitiminin gelişmekte olduğundan… Doktorlarımızın iyileştirici gücünü her gün daha fazla keşfettiğine inanıyorum.


Günümüz de birçok doktorun kişisel gelişim, metafizik, çeşitli enerji teknikleri, alternatif tıp, reiki, meditasyon, spiritüel çalışmalar, nlp, regresyon ve düşünce gücü gibi eğitimlere katıldıklarını görüyorum. Hatta tamamlayıcı tıp yolunda ilerleyen doktorlar var. Amerika’da hastanelerde reiki uzmanları doktorlarla çalışıyor. Çin’de ilaçsız hastaneler açılıyor. Türkiye’de şu an gördüğüm, doktorlar kişisel gelişim merkezleri açıyor ve bu alanda çalışıyorlar. Enerji çalışmalarından fayda gören o kadar çok doktor tanıyorum ki… Günümüzde özellikle bu tarz çalışmaları uzman doktorların yapmasının, bu alanda ki uzman isimlerin de doktorlarla çalışmalarının çok önemli olduğuna inanıyorum. Doktorların güler yüz, sevgi ve pozitif bir şekilde yaklaşması o kadar önemli ki… Doktorların onlara gelen hastalara sevgi ile yaklaşmaları, her gelen kişiyi yargısızca kendi aile ferdi gibi ele alması çok önemli. Bunu yazıyorum, çünkü herkes bir gün bir rahatsızlık geçirip hastaneye acil gitmek zorunda olabilir. O an size olan yaklaşım ve bakış açısı hayatınız açısından çok değerli. Eğer ki sevgi gösteremiyor veya bunalıyorlarsa o zaman da kendilerini sevgiye açmaları için gerekli sürece girmelerini tavsiye ediyorum. Türkiye’de çok değerli doktorlar ile karşılaşıyorum. Ve doktorların hayatlarını bu yola feda etmelerine çok saygı ile yaklaşıyorum. Doktor olmak öyle kolay bir şey değil. Doktorlarımızı Seviyorum… İyi ki varsınız…


Tüm doktorların, tüm sağlık çalışanlarının ve tüm şifa bekleyenlerin Tıp bayramını kutlarken herkesin kalbinde hayallerinin ötesinde şimdiye kadar hissetmediği ve yaşamadığı kadar sevgiyi yaşamasını ve hissetmesini, bu his ve farkındalıkla sevginin yolundan yürümesini diliyorum.


Sizi seven bir Can…

 

 

Yazının devamı...

KADININ VARLIĞINI YÜCELTMEK...

12 Mart 2017

Tüm samimiyetim ve iyiliğe dair olan inancım ile yazıyorum. Yaşamın sonsuz olasılıklar ile dolu olduğunu, görünen herşeyin ötesinin, aile sistemlerinin gizemler barındırdığını bilsem de, hepsini bir kenara bırakıp şu anda açık sözlü olmanın faydalı olacağına inanıyorum...

Çocukluğumdan beri bir kadına kaba ve sert bir tutum gösterildiği zaman şok geçirmişimdir. Benim ailemde böyle birşeyin olması mümkün olmadığı için bana son derece anormal gelmektedir. Benim babam bir iş adamı olmasının yanında kendi çevresinde çekinilen bir insandı. Bir ortama girdiği zaman insanlar ceketlerini ilikler, saygı ile yaklaşırlardı. Babamın her zaman sevildiğini, gülmesi ve pozitif rahat tutumları ile aranan bir insan olduğunu biliyordum. Ama babamın tüm baskın ve başarılı karakterine rağmen evde baskın karakter annemdi. Çünkü babamın anneme karşı çok derin bir saygı ve büyük bir aşkı vardı. Tabii annemin güçlü duruşunun da bunda rolünün olduğuna inanıyorum.

Bazen günümüzde olgun kadınların da eşlerinin bağırıp çağırmasından hatta kötü davranmasından hoşlandığını da duyuyorum ve inanamıyorum. Bu durumlar o insanların yaşadıklarından veya aile gen havuzundan gelen bilgilenden kaynaklanabiliyor. Lakin şunu söylemek istiyorum, hayat çok değerli ve sizler herbiriniz çok güçlü varlıklarsınız. Bunu artık belli bir yaşa gelmiş kadınlara söylüyorum. Kendinize bunu neden yaptırıyorsunuz? Hayat çok değerli, yaşadığınız döngü içerisinde sonsuz seçim şanslarınız var. Her halükarda yaşamınızı yeniden kurabilirsiniz. Korkmayın. Korkuya değil kendi gücünüze sarılın ve size bunu yapanlara hayır deyin. “Bana böyle davranmaya hakkın yok.” demelisiniz. Aksi halde sırf düzenim bozulmasın diye içinde kaldığınız durum sizin çocuklarınıza ve çevrenize de kötü örnek oluyor. Dünya’da ki kadınların yaşadığı bu döngüyü kırmasına engel oluyor.

Bir kere kadına şiddet gösteren bir adamın, annesi ile konuşmak isterim. Oğluna ne dedi acaba? Ben gerçekten çok eğitimli insanların bile oğullarına, “Ooo benim oğlum çok canlar yakacak, kızlar peşinden koşacak dediğini” duyuyorum ve aman Allahım diyerek o an içimden çığlık atmak geliyor... Ama tabii öyle birşey yapmıyorum. Diğer birşey annelerin oğlullarına, daha evlenmeden söylediği “çok kadın bulursun ama bir başka anne bulamazsın, kadın çok anne yok, eşini buldun anneni unuttun” gibi cümleler ne kadar şeytani... Annelere soruyorum oğullarınıza, erkek yeğenlerinize “Erkekler kadınlara çok saygılı davranmalı, kadınlar özeldir. Onlar Dünya’ya yeni insanların gelmesini sağlayan çok özel varlıklar” gibi cümleler kuruyor musunuz? Dışsal olumsuz bilinç altı işlemelerine karşı çocuklarınızı karşınıza alıp anlatıyor musunuz? Eğer bu bilinçte değilseniz bile hiç bir zaman geç değil. Çevrenize bu bilinci yayın... 

Aslında bana soracak olursanız kadın ve erkek cinsiyet ayrımcılığı çok korkunç derim. Bilim adamları yaptıkları araştırmada erkekleri temsil eden Y kromozonunun yok olmaya başladığına dair bulgular tespit etmişler. Bununla ilgili farklı görüşler var. Araştırdığım kadarı ile birçok bilim adamı gelecekte erkek diye bir cinsiyetin kalmayacağını söylüyorlar. Bununla ilgili birçok haber var inceleyebilirsiniz. Tabii bu cinsiyet kavramı ortadan kalkarsa bütün kültürler ve gelenekler ne olur bilemiyorum? Bunlar elbette çok derin konular.

Aborjinler biliyorsunuz 40 bin yıllık bir uygarlık. Ve aborjinlerde iki cinsiyet değil birçok farklı cinsiyet var. Erkekler ve kadınlar da kendi içlerinde ayrılıyor. Ve hiçbiri yüceleştirilmiyor. Eski uygarlıklarda savaşmak zorunda oldukları için sert ve iyi dövüşen erkekler önemli bir konum almış. Aksi halde kendi soylarının yok oluşu söz konusu olduğu için bu önemli bir noktaymış. Lakin amazonlarda hatta Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde savaşçı kadınların yaşadığından bahsediliyor. Bunların hepsinin insanların genlerine işlenen bilgiler olduğuna inanıyorum. Lakin sizler bunu değiştirebilirsiniz. Artık karanlık çağlar bitti. Ve karanlık çağların bilinçlerini geleceğe taşımayın ve günümüzde lütfen yaşatmayın. Kadın da erkek te eşit şekilde çok önemli...

Ama şunu vurgulamak istiyorum her güçlü erkeğin arkasında güçlü bir kadın vardır sözü boşuna değildir. Metafizik öğretilerde kadın enerji kaynağıdır erkek ise o kaynaktan enerji alarak o enerjinin potansiyeline göre çalışan bir varlıktır. Kadına eğer saygı gösterilir ve o da gücüne sahip çıkarsa, o zaman ışık gibi parlar ve asıl kudretini ortaya çıkartır. Adeta, mecazi olarak söylüyorum, bir TANRIÇA gibi.... O yüzden kadınlara söylüyorum; kendi içinizdeki o ilahi ışığa sahip çıkın, kendi içinizdeki tanrıçayı yaşatın...

Tabi bazı şeyleri değiştirmek insanlara rahat ve kolay gelmeyebilir. Çünkü yüzyıllardır süre gelen artık konfor alanı olarak benimsenmiş, herkesin iliklerine kadar sinmiş ve kabul edilmiş durumlar var. İşte bu noktada birilerinin çıkıp, nasıl bunu kabul edersiniz demesi lazım. Ve içinizdeki güç ile buluşup bunu yapacaklar da tabii ki siz kadınlarsınız.

Sevginin kaynağına sesleniyorum bütün ülkemizin insanlarının içini sevgi ile doldursun ve vicdanları ile tam bağlantı içinde olmalarını sağlasın. Dünya’da kötü insanlar var mı? Tamam var. Ama bunların hepsi karanlık çağdan kalan artıklar. Artık ışığa doğru ilerliyoruz ve herşey değişiyor. Sizler de bunu görecek ve yaşayacaksınız.

Hepimizin enerji bedenleri var. Sol kanal, sağ kanal ve orta kanal olarak 3’e ayrılıyor. Tabi bunun farklı boyutları, derinlikleri, kapsamlı alanları gibi pekçok başlık var. Ben şimdi kısa ve öz anlatmak istiyorum. Lafı dolandırmaktan hiç hoşlanmam. Kendi kitap ve yazılarımda da buna özen gösteririm. Sol kanal yani sol tarafınız anne tarafınız ve dişi tarafınız. Bunun üstünden uzun bir yazı yazmayı planlıyorum. Ayrıntıları ile kitaplarımda var ama sizlerle de özetleyerek paylaşacağım. Eğer bir kişinin annesi ile sorunu varsa veya kadınlara karşı saldırgansa o zaman sol tarafından birçok sorunlar yaşayabiliyor. Kişinin kendi kadınlığı ile de sorununun olmaması önemli. Birde çok ilginç birşey annesi ile problemi olan insanların kediler ile sorun yaşadığını ve dokunamadığını fark ettim, çok ilginiç. Bu sadece benim fark ettiğim bir konu değil, bundan bahseden pekçok uzman var.

Erkekler kadınlara kötü davranıp sonra kendi hayatlarında maddi ve manevi sorunlar, hastalıklar yaşayınca “neden benim başıma bunlar geliyor?” diye sorarlar. Kadın sesini çıkarmasa bile, onun içinde ki bir insanın Dünya’ya gelmesine aracılık eden o muhteşem gücün, neler yapabileceğini hayal bile edemezsiniz. Sen nasıl o kadına bağrıyor ve hakaret ediyorsan bil ki tüm yaşam da sana elbette bağıracak ve hakaret edecektir... İçinde hiç şüphe olmasın...

Aaaa söylemeden edemeyeceğim. Oğlunun evli olduğu bayana saygısızlık etmesine ses çıkarmayan veya destekleyen anneler, elbette siz de yaşamdan bunun cevabını alacaksınız.

O yüzden sadece desteklememenin ötesinde, bence ses çıkartmamak ta yanlış. Açıkçası ben tahammül edemiyorum. “Karı koca ilişkisi Can, sesini çıkarma, onların kendi ilişkisi” diyorum içimden. Tabi bunu bana yabancı olan insanlar için söylüyorum ama  yakınım, kuzenim, arkadaşım, dostum olduğunda fikrimi söylüyorum. Sadece erkeğe değil, kadına da söylüyorum. “Neden izin veriyorsun?” diye. Tabi olayın şöyle bir yanı da var; insanlar kendi aile hayatlarında evlerinde nasıl bir ortam varsa aynısını oldukları ortamlara da taşıyorlar. Mesela aile hayatı gerginse, evlerinde bir korku hakimse veya agresiflik varsa, mutlaka kendi evinde, işyerinde hatta arkadaş ortamlarında bile bu duygu ve his halini yaşatırlar. Ancak bunun farkına vardıkları zaman bundan özgürleşebilirler. Benim yakın bir arkadaşım bir gün bana ilişkilerinden, sevgilileri ile yaşadıklarından bahsetti. Ve çok mutsuzdu. Ben de ona “Senin çocukluğunda evde nasıl bir ortam vardı?” diye sordum ve anlattı. Elbette çok gergin, huzursuz ve kavgalı bir ortam varmış. “Bunu devam ettirmek istiyor musun yoksa bundan özgürleşmek ister misin?” diye sordum. O günden sonra arkadaşımın hayatında çok ciddi bir değişim meydana geldi. Dönüşüm yaşadı. Herkes bunu yaşayabilir önemli olan farkındalık ve karar vermek. Bir çoğunuz “Ama ben aynısını yaşamıyorum.” diyebilirsiniz. Versiyon farklı olabilir ama çoğunlukla his olarak aynıdır. Önemli olan bakmak, izlemek, farkına varmaya niyet etmek ve  sabırla özgürleşmektir.

Bunu söylemeden gerçekten edemeyeceğim sanırım. Kadınlarla ilgili başka birşey ise birbirilerine karşı olan tutumları. Evli erkeklerle birlikte oluyorlar, birbirlerine düşmanlık yapıyorlar, birbirlerini kötülüyorlar. Yapmayın, birbirinize destek olun. Sizin birbirinizle birlik olmanız içsel olarak birbirinize karşı olan agresyonunuzun farkına varıp, bundan özgürleşmeniz lazım. Bu agresyon da muhtemelen karanlık çağlarda savaşlardan dolayı az erkek olduğu için kadınların birbirleri ile olan rekabetinden kaynaklanıyor. Artık bitti. Dünya erkek dolu...  Hiç istemediğiniz kadar çok var. Bazı kadınlardan duyuyorum. “Türkiye’de erkek yok. Bu erkeklerin hepsi böyle... Öküzler.” gibi çeşitli cümleler havada uçuşuyor. Ben gerçekten mutlu çok çift tanıyorum, muhteşem babalar ve muhteşem erkekler tanıyorum. Ve inanın erkekler biraz da hamur gibidir. Yoğurmasını bilirsen ondan herşey çıkar. Yeter ki tuzunu, baharatını, mayasını, sütünü ve yağını ölçüsü ile koy ve sevgi ile yoğur... 

Güç Sizde... Bunu hiç bir zaman unutmayın...

Sevginin Kaynağının Gücü Bizimle Olsun...

Sizi seven bir Can... 

Yazının devamı...

AH ŞU KADINLAR... Dünya Anne kadınlarla daha güzel...

11 Mart 2017

Üstünde yaşadığımız, beslendiğimiz, doğduğumuz, büyüdüğümüz, evlendiğimiz, çocuklarımızın olduğu, soylarımızın devam ettiği, tüm kültürlerin, uygarlıkların ve pergamberlerin yaşadığı şu Dünya’ya bile Dünya Anne deniliyor. Anlayın artık anneliğin ne yüce, ne kutsal ve ne ulu olduğunu... Söylenecek şey çok ama boş... Yaşandı ve yaşanıyor acılar... Ama bitsin bu Dünya Annenin isyanı... Işığın İsyanı başlasın... Işık doğudan yükselir, anneliğin yüceliğini en iyi sizler bilir ve sizler anlarsınız... Anlatın evlatlarınıza kadınların anne, abla, kızkardeş ve eş olduklarını. Anlatın kadınların Dünya’ya kattıklarını. Anlatıyorum diyorum ama anlatmakla biter mi? Elbette bitmez.

Peki o zaman nedir bu yaşanılanlar nedir bitmek bilmez çileler ağıtlar. Bunlar karanlık çağın kırıntıları, kolektif bilinçte kalmış son bilgi zerrecikleridir. Bilin ki ışığın isyanı başlıyor. Işığa doğru hergün daha yaklaştığımız bu çağda bilinç yükseliyor, sevgi yüceliyor, asıl olan gerçek aşk ortaya çıkıyor. O aşk ki cinsiyetlerin birbirine karşı duyduğu değil, insanın insana, insanın Dünya’ya, insanın Dünya’da ki tüm canlılara karşı duyduğu kalpten gelen, koşulsuz aşktır.

Sevgi şiirde, dizede, sözde, bestede yani her yerde güzeldir. Ama sevgi en derin gözde görülür, gözden göze anlaşılır. Çünkü gözler konuşur, gözler bizlerin ayna nöronlarımızın, kelimelerle anlatamadığı herşeyi aktardığı yegane mucizedir. Kadınların gözleri, çağlar boyunca nesilden nesile aktarır durur o sevgiyi... Sevginin akmadığı her zerre çaresiz, hasta, ümitsiz ve öfkeli... Sevginin geldiği her bir zerre mutlu, coşkulu, yaşam dolu, neşeli ve sonsuzluğun akışında... Sevin, anlamaya çalışın ve eğilin kadınlarımızın karşısında... Cennet Annelerimizin ayakların altındadır. Cennet annelerimizin gözlerinde, sözlerinde ve her bir zerresindedir sevgili dostlarım. Yeter ki onu görmek iste, yeter ki onu sevmek iste ve yeter ki onu yaşamayı iste ve yaşa....

Yuvayı kuran dişi kuştur derler. Peki hep dişi kuş mu kurmalı o yuvayı yoksa eşit mi olmalı? Erkekler, abiler ve babalar bilin ki kadının gücünü, kadının yüceliğini, kadının bilgeliğini ve kadının özünü anladığınız gün bu Dünya aydınlanacak. Kadının gizemi çözülünce tüm hastalıklar şifalanacak, dertler, ölümler bitecek... Kadın deyip geçme, o hayat demek, o can demek, o tarih boyunca korkulan, hep yüceliği saklanan, asıl olan demek... Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun...

Kadınlarımız, annelerimiz, ablalarımız, kızkardeşlerimiz, dostlarımız ve insanın en vicdanlısı, iyi ki varsınız... Lütfen bilin ki Dünya Anne sizinle... Dünya Anne sizin geleceğin sahipçileri, geleceğin sevgi çağını kuracak liderleri olduğunuzu biliyor. Dünya Anne artık bu yeni ışık ve sevgi çağında sizden artık kendi gücünüzü göstermenizi bekliyor. Artık bitti saklanmanız. Artık bitti erkekleri önde tutup onları desteklemeniz. Artık zaman kadınların zamanı.. Sizler öne çıkıcak ve yeni çağı annelik, sevgi ile ışıkla kuracaksınız. Bir evin başında kadın olduğu zaman o ev temiz olur, bir evin başında kadın olduğu zaman o ev doyar, bir evin başında kadın olduğunda evde barış, sevgi, huzur ve bolluk olur. Lütfen bizlerin evi Dünya’nın, başına geçin... Lütfen Dünya Annenin çağrısına kulak verin... Ayak sesleriniz duyulsun... Sizin birliğiniz, sizin öne çıkışınızın artık zamanı geldi...

Dünya Anne kadınlarla daha güzel...

Sizi seven bir Can...

Yazının devamı...

Patilerin birliğinin gücü

9 Mart 2017

SEVGİNİN KAYNAĞININ VE BİRLİĞİN IŞIĞI ADINA TÜM PATİ SEVDALILARINA, KEDİ MANYAKLARINA, FELİN AŞIKLARINA, HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULARINA, SEVGİNİN GÜCÜNE İNANAN HERKESE VE IŞIK SAVAŞÇILARINA MERHABA...


Bugün bu köşeyi özellikle kedileri temsil eden Jupiter’in günü olan Perşembe günü sizlerle paylaşmak istedim. Beni kırmadıkları için tüm değerli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Kedilerin daha uzun yaşaması için neler yapabiliriz? Kedilerin bizim hayatımızda yaşattığı mucizler nelerdir?


Kediler neden tüm yaşam alanlarımız için çok önemli? Neden her bir evde kedi olmalı?  Kediler için birbirinden güzel çalışmalar yapan insanların hikâyeleri ve hatta bazı veterinerler ile kısa röportajlarında olduğu faydalı olabilecek bir Pati Köşesi oluşturmak istiyorum. Tabii köpeklerimiz ve kuşlarımız ile ilgili de yazacağım zamanlar olabilir ancak ilk önce benim aşkım, bütün metafizik öğretilerde insanların hayatına bir kedi girdiği zaman aslında onun hayatına aynı zamanda şifanın da girdiği vurgulamalarının boşuna söylenmediği kedilerimiz ile ilgili yazmak istiyorum. Gerçekten dünyada kedisiz bir hayat düşünemiyorum, iyi ki varlar... Bu yazıyı okuyan bazı insanlar “Çocuğa bak kedilerle kafayı bozmuş” diyecek ama öyle değil. Kediler gerçekten özel varlıklar. Bunu ancak bir kedi İle beraber yaşamaya başlayıp, onunla yakınlaştıktan sonra anlayabilirsiniz. Hatta çevrenizde kedi ya da kediler sayesinde hayatı şifalanan bir insanı örnek olarak görürseniz belki daha iyi anlarsınız. Hepinizden ricam bana yazın. Kedilerle yaşadığınız mucizevi olayları ya da hayatınıza bir kedi girdikten sonra yaşadığınız güzellikleri lütfen benimle paylaşın. Bu köşe tüm patilerin köşesi... Bu köşe patilerin birliğinin gücünü temsil ediyor...


Benim Kişisel Gelişim Yolculuğuma Kediciğimin Dokunuşu..


Çocukluğumdan bu yana kişisel gelişim alanında eğitimler alıyor, okuyor ve ilerliyorum. Annemi, babamı, ablamı kaybetmem ve hayatın içinde yaşadığım süreçler beni gelişim serüvenimde daha ilerilere götürdü. Bu süreçte 25 yaşımda hayatıma bir sevgi üstadı girdi. Onun adı Matu... O bazen benim için Yıldız Savaşlarında ki YODA ( aynı da ona benziyor ), bazen şamşeytanı, bazen inadım inat Matu. Ve çoğu zaman da yumuşaklığın, kibar ve sevgi dolu yaklaşımın, anlayışlı olmanın üstadı Matu oldu. Matuşum benim çok bilgedir. Onun hayatıma girişini çok uzun yıllar istedim. Ve o benim ilk kedim. Bir sabah uyandım ve bugün onu bulacağım dedim ve buldum. Çok ilginç birşey yaşadım. Onu gördüm ama o an onu yanımda götürmedim. Arkadaşım başka bir kediye daha bakalım dedi. O an Matu resmen gözümün önüne çok net birşekilde geldi. Ve onunla aramdaki bağı hissettim ve yaşadım. Adeta benimle telepati kuruyordu. Başka kedileri gördüm ama kalbim Matu ile bağlantı halindeydi... Ve Matu hayatıma girdi. Her koşulda, küsmeden, kırılmadan, sevgi ile yaklaşmaktan asla vazgeçmemesi, o sonsuz kibar, nazik yumuşaklığı ile... Empatik tutumları ve yaydığı enerjiden dolayı kedileri hiç sevmeyen, kedilere dokunamayan insanlara bile kendini sevdirtmesi ile benim için gerçek anlamda kişisel gelişim yolculuğuma boyut atlattı. Matu benim gözlerimin önünde yıllar içinde o kadar çok insanın hayatına şifa ile dokundu, o kadar çok insanın kalbinde karşılıksız sevginin kapılarını açtı ki... O benim için özel bir varlık... O kaynağın bir temsilcisi... Hayatıma girdiği için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şu an 7 yaşında. Ve onun sayesinde evime alerjik ürünlerin, temizlik ürünlerinin girmesi yasaklandı. Artık ben içmesemde evime gelen insanlar da sigara içemiyor çünkü Matu istemiyor. Bizde onu dinliyoruz. Benim için Matu’ya en sağlıklı yaşamı sunmak ve onun uzun yıllar yaşaması çok değerli. Bu yüzden gerekli olan tüm araştırmaları yapıyorum. İmkanlarım el verdiği ölçüde her türlü ihtiyacını karşılıyor ve “Bundan çok daha iyi nasıl olabilir? Neler olabilir? Matu’nun en az 38 yıl yaşaması için sonsuz olasılıklar nelerdir?” diye soruyorum.

 

Kediler 38 Yaşına Kadar Yaşayabilir...


Ve tabii Matu’nun dışında da birbirinden özel kedilerim de var. Ve kedilerim uzun sağlıklı bir ömür yaşasınlar istiyorum. Dünya’da 38 yaşına kadar yaşayan kediler var. Bundan da daha sonra bahsedeceğim. Kısaca söylemem gerekirse kedileriniz çok daha uzun yaşayabilir. Bunun için ne yapmak lazım sonraki yazımda irdeleyeceğim bu köşe sayesinde artık Patilerin Birliği harekete geçmiş durumda...


Artık zaman Patilerin Birliği zamanı... Artık patilerin gücü tüm sevgi dolu ışığı ile her yanı aydınlatmaya başladı... İnsanların kedilere olan saf karşılıksız sevgileri Dünya’ya sevginin hakim olması açısından örnek teşkil ediyor. Bu bağlamda pek çok kuruluş ve kişi ellerinden geleni yapıyor. Bunları örnek almak ve herkesin bilgilenmesi açısından biraz sizlere onlardan bahsetmek istiyorum.


Kediversite: Kedi Üniversitesi


Muhteşem örneklerden bir tanesi Kediversite. Kurucusu Atiye Nur Ataç Hanım, hayvan hakları kulübü yönetimi ve hocaları Doç. Dr. Sırma Oya Tekvar ile beraber kurmuşlar. Kediversite Karabük Üniversitesi’nin hayvan hakları kulübüne bağlı, Karabük Üniversitesi’nin rektörü Refik Polat Bey’in destekleri ile açılmış. Hamile, yavrulu kediler ve engellelli kedi bakım evi kurmuşlar. Oldukça büyük bir alan, bazen bir ayda 150’nin üzerinde yavru sahiplendirdikleri bile oluyor. Ve kaza geçirmiş yahut hastalık geçiren kedileri iyileştirip sonra da sahiplendiriyorlar. Safranbolu Belediyesi ve Karabük Belediyesi de yardımcı oluyor. Ama tabii isteyen herkesin mama, yuva, yatak desteklerini kabul ediyorlar ancak para kesinlikle almıyorlar. Bu inanılmaz bir şey... Bence bütün üniversitelerin bu sistemi aynen örnek alıp kendi içlerinde uygulamaları mecburi olmalı...  En başta bu harika gençleri, onların öğretmenlerini ve sevgi dolu rektörlerini tüm Türkiye olarak hepimize örnek oldukları için tebrik etmeliyiz.


KEDVED kedisiz yardıma muhtaç zavallı evlerin ve insanların bir kedi ile buluşması için kurulmuş bir projedir!


Bir diğer beni çok heyecanlandıran ilk duyduğum zaman yaşasın diye sevindiğim haber, Ankara’da Kedi Hastanesi kurulması. İstanbul’da hatta Türkiye’nin tüm illerinde olmasına niyet ediyorum. Kedi Hastanesi Başhekimi ve Kedici Dergisi Genel yayın yönetmeni Tarkan Özçetin ile de konuşma şansım oldu. Türkiyenin ilk ve tek Kedi Hastanesi’nin olması beni çok etkiledi. Kedici Dergisi Ankara, İstanbul ve İzmir’de kedi evleri yapıyor. Kedi Hastanesi’nin belgeselini çekmişler ve devam ediyorlar.  KEDVED Gönüllü Kediciler ve Kedici Veteriner Hekimleri Derneği kurmuşlar ve hepsini aynı çatı altında topluyorlar. Sonuç olarak müthiş bir Kedi Birliği her yönden başlamış durumda. Çok güzel bir projeleri var, projenin adı HEKEV. Amacı ise her eve bir kedi, her kediye bir ev... Kedisiz yardıma muhtaç zavallı evlerin ve insanların bir kedi ile buluşması için kurulmuş bir proje. Çok heyecan verici değil mi?  Kendileri son dönem alternatif tıp çalışmalarını da kedilerin üstünde hastane olarak uyguladıklarını söylediler. Bu da beni çok heyecanlandırdı. Tarkan Bey ile tanıştığım için gerçekten çok mutluyum. Yaptıkları o kadar büyük ki, varlıklarından dolayı hepsine minnettarım.

 

Pati Aşkı...


Sosyal medyada benim çok severek takip ettiğim Patiliyo.com ‘un facebook, instagram hesaplarına bayılıyorum. 3 arkadaş Cihan Çimen, Aziz Uğur ve Ramazan Çalış’ın kurduğu Patiliyo paylaşımları gerçek anlamda çok güzel. Harika bir ekip işinin olduğu çok kesin. Farklı, yenilikçi, farkındalık yaratan ve sevgi dolu işleri için onları tebrik etmek lazım.


Doyuran Kareler...


Bu olaya gerçekten bayıldım. Yönetmen Savaş Çıkrak, Cahan Azer ve oyuncular İdil Fırat ve Melis Birkan’ın birlikte hayata geçirdiği Doyuran Kareler, sokak hayvanlarına mama alınması karşılığı düğün, portre ve kurumsal fotoğraf çekimleri yapıyor, fotoğraf kursları düzenliyor.

Ve şu ana kadar sokak hayvanlarına 50 ton mama yolladıklarını söylüyorlar. Bence muhteşem...


@Kedi_Sahiplendirme


Kedi_Sahiplendirme instagram hesabının sahibi Cenk Bey ile konuşma şansım oldu. Kendisi kurumsal bir hayatı olan sadece kedilere olan sevgisinden dolayı kız kardeşi ile beraber tamamen gönüllü olarak büyük bir iş yapıyor. 23 bin üzeri takipçisi ile birçok kedinin yuva sahibi olmasını sağlıyor. Reklam kabul etmiyor. Web sitesi yok ve sadece gönül verdiği bir yolda yürüyor. İleride bunun daha geniş kitlelere ulaşması için bazı projelerinden bahsetti ama şimdilik onları yazmayacağım. Mutlaka hepinizin takip etmesini ve sevdiklerinizle paylaşmasını diliyorum. Kedisiz bir ev kalmaması için elimizden geleni yapalım ve bu farkındalığı her bir yana yayalım... Gelecek yazılarda neden kedisiz hiçbir ev kalmamalı bunun üstünde duracağım...


İçim Umutla Dolu...


Sosyal medya daha birçok böyle birbirinden güzel kedi dostları ile dolu hepsine gerçekten hayran kalıyorum. Bu yazıyı yazmaya karar verdikten sonra, elbette biraz araştırma yaptım. Ve gördüğüm şu ki inanın karanlığın olduğu kadar aydınlık da var. Ying Yang evrensel kanunun ne kadar gerçek olduğunu her gün daha fazla görüyorum. Ve hergün daha fazla ışığa doğru ilerlediğimizi biliyorum.


SOKAKTA YAŞAYAN KEDİLERİ BESLEYİN! ONLAR BİZİ KORUYOR!


Okuduğum bazı kaynaklar Osmanlı zamanında kasapların her gün kedi köpek gibi sokakta yaşayan canlıları beslemekle mükellef olduklarını da yazıyor. Keşke şimdi de böyle çalışmalar olsa...


Kedilerin gerçek anlamda hayatımızda çok büyük bir önemi var. Her şeyden önce Avrupa vebadan kırılırken ve milyonlarca insan ölürken bizim topraklarımızda böyle birşeyin yaşanmaması tamamen kedilerin sayesinde... Çünkü fareler kanalizasyonda ve yeraltı su kanallarında gezdikleri için çok ciddi bir şekilde hastalıkları yayabiliyorlar. Hala Avrupa’nın pek çok şehrinde kocaman fareleri sokaklarda görebiliyorsunuz. Pek çok evin içine fareler giriyor. Hollanda’da yaşadığım dönemde gerçek anlamda inanamamıştım. Bir gün sokakta karanlıkta bir şey gördüm “Aaaa bu nedir diye yanına yanaştım” ki bir baktım kocaman fare, çığlık atıp kaçtığımı hatırlıyorum. Bir keresinde de annem düşüp kolunu incitmişti. Doktora gittik. Orada bir kadın bütün parmak aralarını fare ısırdığı, etlerini kopardığı için gelmiş. Farelerin nefesi bir tür uyuşturma etkisi yaratıyormuş. Ve uykuda hiç birşey hissetmiyormuş insan... Yüce Rabbim... Türkiye’de tabi kedilerin sayesinde böyle bir hikaye yok. İngiltere’de okuduğum dönemde metroya indiğimiz zaman, Avrupa’nın devlerinden olan ülkede başınızı tren raylarına şöyle bir eğerseniz, farelerin koştur koştur yürüdüğünü görebilirsiniz. Lakin İstanbul’da sokaklarda sürüngenler, fareler v.s. göremezsiniz. Kediler Dünyanın en temiz hayvanlarıdır. Ağızları antiseptiktir. Tuvaletlerinin bile üstünü kapatır, her an kendilerini temizlerler. Özetle hemen şuan sokağa çıkın ve yaşadığınız sokak veya semtte bir kedi yuvası yapın, mamalarını sularını koyun. Evinizde mutlaka kediniz olsun, hatta kedileriniz. Peygamber Efenedimizin( s.a.v. ) bile kedisi vardı. Kedisinin içtiği sudan abdestte alır, kedisi Müezza onun kıyafetinin üstünde uyurken kalkması gerekince, uyuduğu parçayı keser ve kedisini uyandırmadan kalkardı. Sünnet olduğu için hepimiz birçok şeye özen gösteriyoruz. O zaman kediler konusunda da çok daha özenli ve dikkatli olmalıyız ve her eve bir kedi girmeli diye düşünüyorum. Bunun için satın almanıza gerek yok. Sahiplenilmeyi bekleyen sayısız kediş hepinizi bekliyor. Pekçok metafizik öğretilerde kedilerin çok yüksek boyut enerjileri Dünya’ya indirdiğine inanılıyor. Bunun yanında, bir insanın kediye dokunduğu zaman, annesine dokunması ile aynı hissi ortaya çıkardığına ve insan bedeninin annesine dokunduğu andaki ile aynı hormonları salgıladığına dair araştırmalar var. Kedilerin mırıldamasının insanlar üzerinde pekçok faydası olduğundan da bahsediliyor.  Ve daha neler neler...


Patilerin Birliği sizinle... Patilerin Gücü Adına... Bizler Dünya’da koskocaman bir aileyiz.


Kediler ve İnsanlar dostlar... Hemen şimdi harekete geçin... Pati hareketi başlasın...


PATİLERİN ŞİFA DOLU GÜCÜ SİZİNLE OLSUN...


Sokağa çıkın ve sizi, ailenizi ve çocuklarınızı koruyanları sizde koruyun...


Sizi seven bir Can...

Yazının devamı...
Can Aydoğmuş Kimdir?

Can Aydoğmuş