"Can Aydoğmuş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Can Aydoğmuş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Can Aydoğmuş

Can Aydoğmuş

Ağustos ayının enerjisi: Gerçekler ortaya çıkıyor...

3 Ağustos 2017

2017 yılının Ağustos ayı bizi birbirinden farklı güzellikler ile karşılamaya başladı.

Benim inancıma göre her ayın sizi nasıl etkilediğine inanırsanız o ay sizi öyle etkiler. Hani bazı insanlar vardır; Eylül bana iyi gelmez, Kasım iyi gelir gibi yorumlar yaparlar. Aslında sadece hayatlarının bir döneminde astrolojik olarak yaşadıkları olumsuz bir açı nedeni ile yaşadıkları biraz sıkıntılı bir ayı, bütün hayatlarına yansıtma durumlarından başka birşey değildir.

Üzerimizde astrolojik açılarımızın farklı etkileri olabilir ama benim inancım yaşamın içinde herşeyin iyi ve kötü yanları olduğudur. Hiç bir şey tam anlamı ile kötü yada tam anlamı ile iyi değil.

Saturn haritada Ay‘ın olduğu eve geldiği zaman, Sadesati denilen bir dönem olur. Bu dönem astrolojide çok zor olarak bahsedilen yedi buçuk senelik bir zaman dilimini ifade eder.

Halbuki Sadesati dönemi insanın astroloji haritasında hangi konuyu temsil eden evde ise, o alanla ilgili özellikle birşeyleri öğrenmesi ve aşması için evrenin ayarladığı bir dönemdir.

Özetle, evren hiç birimize düşman değil. Bize sadist bir şekilde işkence yapmak gibi bir derdi de yok. Tek istediği kendimizi aşmamız ve aydınlanmaya doğru olan ilerleyişimizde bize destek olmak.

Tabi bu süreç bizim direç mekanizmamıza göre değişiyor. Bizim direncimiz veya değişime karşı olan direncimize göre daha da güçlü bir şekilde tüm gücü ile bizim için çalışıyor. Çünkü evrenin bakış açısı ile bizlerin bakış açısı arasında müthiş bir fark olduğunu, astrolojiyi öğrendikçe çok net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Astrolojik olarak her açının farklı etkileri ve her ayın ve dönemlerin kendine özel etkileri var.

Yazının devamı...

Türkiye'nin mucizesi Bodrum ve odamdaki akrep

30 Temmuz 2017

Bodrum'un gerçek anlamda insanı arındıran ve içindeki tüm karmaşayı durduran bir enerjisi var. 

 

Hayatımın şu anına kadar devamlı insanlardan Bodrum'a gittim ve ayrılnak istemedim, Bodrum'a yerleşiyorum, Bodrum'a yerleştim ve çok mutluyum... şeklinde bir çok cümle duydum. 

 

Bodrum bu yaşanılan deprem ile birlikte aslında bu kadar insanın, buraya karşı çekim hissetmesinin hiç te boşuna olmadığını kanıtladı. Bodrum’daki deprem 6.8 şiddetinde olmasına rağmen tek bir yıkılan yerin olmaması ve hiç bir can kaybının olmaması adeta mucize... 

 

Tabi bu aynı zamanda Bodrum'un zeminin tamamen kayalık olmasından da kaynaklanıyor. Bu deprem Türkiye'nin herhangi başka bir şehrinde olsaydı, olabilecek felaketi düşünmek bile istemiyorum. 

 

Yazının devamı...

İzin verin yaşam sizin için yapsın

29 Temmuz 2017

Tayland seyahatimden döndükten bir gün sonra meditatif bir inzivaya, diğer yandan da bir kişisel gelişim sürecine dahil oldum. 

 

Şu an Bodrum'un büyülü dağlarının tepesinden bakarken yaşamsal sistemime dair derin farkındalıklar yaşıyorum. 

 

Tabi hayatta ilk önce olduğunuz anda ve yerde, tüm enerjiniz ile olduğunuz zaman gerçek anlamda fayda elde edebiliyorsunuz. 

 

Buraya ilk geldigim zaman bir baktım ki aslında burada değilim. Bir parçam Tayland'da, bir parçam Brezilya'da, bir parçam İstanbul'da, bir parçam sosyal medyada bana sorular soran insanlarda... 

 

Yazının devamı...

Canım İstanbul’um, muhteşem Türkiye

26 Temmuz 2017

İstanbul’uma kavuştum, Türkiye’min inanılmaz güzellikte olduğunu her yurtdışına çıktığımda daha iyi anlıyorum.

Bizler Türk halkı olarak yabancı ülkeleri, oralardan gelen insanları hep çok severiz. Misafirperverliğimiz dillere destandır. Başka ülkeleri över, kendimizi beğenmeyiz. Bir çok kabahati devlette buluruz. Çocukluğumdan beri 30 kusur senedir, gördüğüm tablo hep bu oldu.

Lakin benim 32 senelik hayatımın içinde gördüğüm bir gerçek var, o da bizler çok şanslıyız.

Her şeyden önce ayrımcılık yapıyor gibi olacak ama gözle görünür bir gerçek o ki Türkler olarak çok pratik zekalıyız. Binlerce yıllık bir medeniyetin beşiğinde yaşadığımız için artık genetik yoldan bizlere kadar aktarılmış müthiş bir pratik zekamız var.

Dünya’nın dört bir yanına her gittiğimde bunu düşünüyorum. Herhangi bir yerde sıra beklerken fark ediyorum ki onların yaptığı işi, Türkiye’de olsa göz açıp kapayıncaya kadar yaparlar. Ufacık bir para hesabını hesap makinası kullanarak onlar yapana kadar bizim Türkler havada yüzdesine kadar söyler.

Gerçekten inanılmaz bir zekamız var. Zekamızın yanında çok sevgi doluyuz.

Benim aşkım ve en hayran olduğum isimlerin başında gelen sevgili ve saygı değer Muazzez İlmiye Çığ ile “Düşle İnan Yaşa” kitabımda yaptığım röportajımda, Muazzez Hanım bana çok önemli bir bilgi vermişti. Muazzez Hanım Türklerin tanrısı sevecen olana yardım edermiş. Türklerin inanışına göre tanrılarının doğaya, insanlara ve yaşama karşı sevecen olanlara her daim yardım ettiğini söylemişti. İsterseniz röportajın tamamını “Düşle İnan Yaşa” kitabımdan okuyabilirsiniz.

Bu bilgi beni çok etkilemişti. Çünkü Türk toplumu olarak çok sevecen bir toplumuz demek ki ve genetik aktarım yolu ile sevecen olmanın önemi bizlere bu zamana kadar aktarılmış.

Yazının devamı...

Maskeler: İnsanların gerçek yüzü

23 Temmuz 2017

Çok uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum.

Bir çok insan yaşamlarının içinde uyum sağlamak ve başkaları ile iletişimlerini sürdürmek adına farklı maskeler takıyorlar. Bu maskeler kimi zaman o kişilerin annelerinin, babalarının, ailelerinin bir üyesinin veya dahil olmaya çalıştıkları bir grubun maskesi olabiliyor.

Dikkat ederseniz, belli gruplaşmalarda resmen insanların yüzleri birbirine benzemeye başlar. Bunu bir çok tarikat ve çeşitli gruplaşmalarda görebilirsiniz. Bu aslında enerjisel bir dönüşüm ve yansıma mekanizmasıdır. Bu mekanizma uyumlandığınız manyetik alandaki bilgi her ne ise onun sizde fiziksel yansımasını ortaya çıkarır.

Farklı şehirlerden olan insanları aynı ırktan olmalarına rağmen yan yana koyduğunuz zaman enerjilerinden o şehri yansıttıklarını söyleyebilirsiniz. Aynı anne ve babanın çocuğu iki farklı şehirde büyüse veya uzun süre yaşasa, belli bir süre sonra tamamen yaşadıkları ve büyükleri yeri yansıtmaya başlayacaklardır.

İstanbul’da yaşayan bir kişi gerçekte ataları İstanbul’da olmamasına rağmen nereye giderse gitsin İstanbul’da yaşadığının enerjisini ortaya koyar.

Sonuç olarak hepimiz bir şekilde farklı biçimlere bürünüyoruz. Tabi bunun yanında kendi içimizdeki öfkemizi, nefretimizi, üzüntümüzü her ne kadar saklamaya çalışırsak çalışalım yüzümüze, mimiklerimize, gözlerimizin içine yansıyor.

Bazı insanın gözlerine baktığınız zaman ışık saçıyor bazı insanın gözlerinin içine baktığınız zaman adeta ağlıyor. Gözler ruhun aynasıdır sözü gerçekten benim çok sevdiğim bir söz. Bunun gerçek olduğunu hayatımın her aşamasında gördüm.

Bunun yanında çoğu insan maskeleri ile yaşayarak, korunma mekanizmaları ile tetikte bekledikleri için, gerçek içsel duygu durumlarını ortaya koymuyorlar. Tabi öyle olunca da yüzlerinde kasılmış ve sahte bir ifade oluşuyor. Artık öyle bir çağdayız ki bunu da herkes anlıyor.

Yazının devamı...

Bodrum’a sahip çıkalım ve astrolojik farkındalık

22 Temmuz 2017

Bu sabah Bangkok’da Bodrum ve Muğla’daki deprem haberleri ile güne başladım.

Hemen benim klasik tepkimi göstererek ne oluyor diye Türkiye’nin astrolojik doğum haritasını ve Bodrum’un bugünkü astroloji haritasını çıkardım.

Haritalara baktığım zaman zaten olmakda olan durum ve bunun devam edeceği hatta yangın, sel, deniz taşması, patlama ve çeşitli doğan afetlerin olabileceği görünüyordu.

Lakin şöyle bir gerçek var ki, bu uzun zamandır görünüyor. Sonuçta oldu ama ben şuna inanıyorum, eğer kolektif bilincimizi değiştirirsek olmaz.

Neden mi? Çünkü ben uzun yıllardır, astroloji ile ilgilenirken ve devamlı kendimi bu alanda geliştirmeye çalışırken sayamayacağım kadar çok insanın astrolojik haritasını inceleme şansım oldu.

Hocalarımdan biri danışmanlık verirken bir çok gözlem yaparak ve sonra da ben insanlara baktığım zaman bu gözlemlerimle o vizyonu geliştirerek ilerletebildim.

Gördüğüm şu ki bazı insanlar çok kötü astrolojik harita açılarına ve zorlayıcı bir doğum haritasına yada döneme sahip olmalarına rağmen çok iyi durumda olduklarını gördüm. Onlara nasıl yaptıklarını sorduğum zaman aldığım cevaplar beni çok etkiledi.

Benim de astroloji haritam şu an müthiş parlak değil ama hayatımın içinde bir dengede kendim olarak mutlulukla ilerliyorum.

Yazının devamı...

Yağmur ve sel: Türklerin genlerindeki bilgi ve farkındalık

19 Temmuz 2017

Bugün Tayland‘da olduğum için İstanbul’daki yoğun yağmur nedeni ile gelişen sel baskınlarını uzaktan takip ettim. Sevgili İstanbul’lu okurlarıma çok geçmiş olsun dileklerimle yazıma başlıyorum.

Bugün gelişen süreçlerde benim aşık olduğum, büyük hayranlık duyduğum Muazzez İlmiye Çığ ile “Düşle İnan Yaşa” kitabım için yaptığım röportajdan bir kısım aklıma geldi. Kitapta olduğu şekli ile değil ama hatırladığım kadarı ile sizinle aramızdaki dialogtan bahsetmek istiyorum.Çünkü içinde çok önemli bir bilgi var.

Muazzez Hanım röportaj esnasında bana Türk’lerin her zaman dağların tepelerinde ve yüksek yerleşim bölgelerinde yaşamak istediklerini anlattı. Bunun nedeni de Sümerler zamanında olan bir su baskınında yaşanan kötü olayların onların genetik hafizalarında kayıtlı olmasına dayanıyormuş. Muazzez Hanım Türk’lerin o yüzden her zaman içsel olarak daha yüksek yerleşim bölgelerine yaşam alanları kurduklarını bana anlatmıştı.

Açıkçası bundan çok etkilendim. Çünkü ben içsel olarak her zaman evimin yüksekte olmasını istemişimdir, aşağı katlarda olmasını hiç istemedim.

Tabi aşağı katta yaşamadım mı? Elbette yaşadım. Orayı seviyor muydum? Sevmeyi öğrendim ve dönüştürdüm diyelim.

İÇ SESİN DOĞA İLE BAĞLANTIDA

Sel sırasında bir çok insan mağdur kaldı veya zorluklar yaşadı.

Eğer kendi iç sesinizi dinlerseniz ve kendi bedensel farkındalığınız ile bağlantıda olursanız, o gün bir yere gideceğiz zaman yaşayacağınız sorunu hisseder ve gitmezsiniz.  Sel olacağını bedensel farkındalığınız, içsel sesiniz çok önceden size haber verebilir.

Yazının devamı...

Tayland’da bir farkındalık : Gülmenin önemi

16 Temmuz 2017

Dünkü yazıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

Son dönemde özellikle hepimizin yargılarımız, ailesel bakış açıları, inanç ve cinsel ayrımcılık gibi pek çok etkenden dolayı ne kadar büyük bir baskı altında olduğumuzu fark ediyorum.

Çocukluğumda çok güldüğüm zaman annem: ‘Can ciddi ol, erkek adam ciddi olur’ derdi.

İnanın gerçekten çok iyi bir anne olmasına, her daim bana karşı sonsuz sevgisi ile yaklaşmasına rağmen oda beni bir erkek çocuğunu yetiştirmesi gerektiğini düşündüğü gibi yetiştirmeye çalışıyordu.

Muhtemelen benim büyüdüğüm zaman kendi babası, dedesi gibi ağır başlı bir adam olmamı düşlüyordu.

Çünkü insanlar ailelerinden her neyi görüyorlarsa, onu doğru olarak kabul ediyor ve tüm dünyaya onu yansıtmaya çalışıyorlar. Hatta bu iş, ilişki, siyaset ve cinsellikten hayattaki her noktaya kadar aynı şekilde devam ediyor.

İnsanların ailesinin inançları ve gelenekleri her ne ise, onlara göre herkes o şekilde olmalı. Bu da onlar gibi düşünmeyenleri ve onlara ters hakaret edenleri dışlamalarına neden olabiliyor.

Bugün şunu düşündüm; Tibet’te bir bebek budist olarak, Hindistan’da başka bebek Hindu olarak, Suudi Arabistan’da başka bir bebek Müslüman olarak, İtalya’da bir başka bebek Hıristiyan olarak ve İsrail’de başka bir bebek Yahudi olarak doğdu. Aslında ailelerinin sahip oldukları dinlerden dolayı o dine mensup olarak dünyaya geliyorlar. İlerleyen hayatlarında yaşadıkları ülke ve şehirin yargıları, çevrelerinde dönmekte olan kültürel akıştan dolayı yaşam biçimleri ve inançları şekil alıyor.

Yazının devamı...
Can Aydoğmuş Kimdir?

Can Aydoğmuş