"Can Aydoğmuş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Can Aydoğmuş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Can Aydoğmuş

Can Aydoğmuş

Sağlığınızın mutluluğunu yaşayın... yoksa yaşam size başka deneyimler yaşatır...

23 Eylül 2017

Bu konuyu özellikle yazmak istiyorum. Çünkü çoğu insanın yaşamın içinde kendini pek çok konu ile mutsuz edip, hayattan şikâyet ederken aslında en çok mutlu olması gereken alanı unutuyor.

Ta ki bir sağlık sorunu yaşayacakları ana kadar...

Bir sağlık sorunu yaşadıkları an aslında daha önce dert ettikleri, üzüldükleri her şeyin ne kadar geçici ve büyük olmayan meseleler olduklarını fark ediyorlar. Tabi bazı insanlar sağlık sorunu yaşadıklarında bile hala bir farkındalığın içine girmemeyi seçebiliyor.

Yaşamın çok kıymetli olduğunu, bedeninizin önemini ve sağlıklı olduğunuz için çok mutlu olmanız gerektiğini anlamanız için illa ki bir sağlık sorunu yaşamanıza gerek yok.

Bazı insanlar stres yapmayı o kadar çok seviyorlar ki, adeta bu onlar için hayatı yaşama biçimi haline gelmiş. Stresten, öfkeden, kavgadan ve sorun yaşamaktan keyif alan birçok insan var. Bu insanlar yaşama karşı, belki de anne ve babalarına karşı olan öfkelerini devamlı bir yerlere yönlendiriyor ve içlerindeki bu öfkeden bir türlü kurtulamıyorlar.

Öfke, stres, kavga ve savaş bedenlerimizde adeta ateş yakar. Bu ateş günden güne büyür, büyür ve bir gün bizi yakmaya başlar. Bu yakış ile beraber ortaya çıkan yangının ışığı ile uzun zamandır bakmak istemediğimiz ve görmek istemediğimiz içimizdeki bütün acıları görmeye başlarız. Lakin ne yazık ki bu yangının ışığı bizi aydınlatırken diğer taraftanda bizi yakar ve o an aslında en önemli olanın sağlığımız olduğunu fark ederiz.

O yüzden bunlara gerek kalmadan, kendimizin ve yaşamımızın değerini bilmeli ve her ne olursa olsun mutlu, huzurlu ve barış içinde olmayı öğrenmeliyiz.

Yaşamın moleküler bütünün gerçek anlamı ile bir bilinci var. Bütün evren ve sonsuzluk her an akış ve genişleme içinde olduğundan bizim de öyle olmamızı bekliyor. Bu bilincin içinde olduğumuz için bizim tutunmalarımız ve direncimiz onun da tutunmasına ve dirençte olmasına neden oluyor.

Yazının devamı...

Yeni ay başladı ve Merkür gölgesi bitti... Astrolojik farkındalığın önemi: Astrolojiyi öğrenin...

20 Eylül 2017

Valla neredeyse 2 aydır bu günü bekliyorum. Merkür’ün ters dönüşü ardından gölgesi, bazı gezegenlerin kendi haritamdaki konumlarından dolayı önemli görüşme ve adımlarımı ileri tarihlere atmıştım.

Bazı arkadaşlarım Can işlerim bir türlü akmıyor, her şey çok yavaş, haber alamadım, gibi bir çok sorular ile bana geliyorlardı.

Benim de hep söylediğim şu Rahu ve Ketu 9 Eylül’de ev değiştirsin, ardından 12 Eylül’de Jüpiter ev değiştirsin, bir de şu Merkür’ün ters dönüşü ve gölgesi bitti mi tamamdır.

Gerçekten evrensel sistem öyle bir şey ki, Merkür‘ün gölgesinin bittiği gün, yani 20 Eylül tarihinde yeni ay var. Yani evren bize diyor ki şu ana kadar oldukça çok şey öğrendin, ciddi bir süreçten geçtin ve hadi artık hayatına yeniden başla...

Bugün gerçek anlamda tohumlar atmak ve yeni baştan başlamak için çok güzel bir gün. Aynı zamanda 27, 28 ve 29 Eylül tarihleri de çok güzel tarihler bilginiz olsun.

Bu süreçte nelerin nelerin farkına vardım bir bilseniz. Her gün kendim, sistemim, yaşamımın akışı ve hayatımın işleyiş biçimi adına yeni yeni şeyler öğreniyorum.

Astrolojik farkındalık da burada çok önemli bir yer tutuyor. Eğer olduğum dönemin içinde gezegenlerin benim ve sistemim üzerindeki etkisini bilmesem, “Bunlar neden böyle oluyor? Benim günahım ne? Benim suçum ne? Ben nerede hata yaptım? Bıktım artık...” gibi söylenen bir insana dönüşebilirdim.

Lakin astrolojik farkındalığım ve hayatın akışına kendimi bırakmam ve akışa tam anlamı ile güvenmeyi öğrenmem ile beraber gerçek anlamda çok rahatlıyorum. Evren ile uyum içinde yaşamaya başladığım zaman da herşey bambaşka oluyor. Bu adeta birisi ile yaşadığınız zaman onun huyunu suyunu öğrenmeniz ile beraber her şeyin daha kolaylaşmasına benziyor.

Yazının devamı...

Akdeniz heykeli tüm sevgisi ile bizlere kucak açıyor...

17 Eylül 2017

Aycan, uzun yıllar Yapı Kredi Yayınları'nda Kitabevleri müdürü olarak sevgiyle, özveriyle ve başarıyla görev yapan bir insan olmasının yanında benim için gerçekten çok değerlidir. Bir çok seminerlerimde Aycan’ın iyi kalpliliğinin ve sonsuz teslimiyetinin gücünden bahsetmişimdir.

Davette binanın yapılışında Yapı Kredi Proje Sorumlusu olarak görev yapmış Murat Çevikbaş ile  de konuşma şansım oldu. Kendisine buradan özel olarak teşekkür ediyorum. Türkiye'nin en önemli caddesinde ticari amaç gütmeyen bir kültür projesi yapmak çok büyük bir sorumluluk yüklüyor. Binanın kullanıcıları dışında milyonlarca paydaşı olacak bu tür yapılarda yönetmeliklerin kısıtlarına rağmen mevcudu bir mücevhere dönüştürmek öyle kolay bir iş değil.

Davet'e girerken kollarımız birbirine değecek şekilde yanımdan Ömer Koç geçti. Ben girerken    kendisi dışarı çıkıyordu. Ömer Koç’un yüzünde bu muhteşem yapıyı Türkiye’ye kazandırmanın mutluluğunu gördüm. Bizim grubumuzdan Doğan Hızlan gibi pek çok değerli ismi de görme şansım oldu. Tabi bu davet’e Rahmi Koç bey’in de katıldığını söylemeden edemeyeceğim.

Cemiyetin önemli isimlerinden benim canım arkadaşım Tuce Peksayar da beni yanlız bırakmadı.

Biliyorsunuz geçenlerde Prof. Dr. Haluk Cillov'u köşemde yazmıştım. Tuce Peksayar kendisinin torunu ve Tuce o kadar cömert o kadar iyi kalpli ki bu binanın içinde yer alan kütüphaneyi gördüğü zaman dedesinin çok kıymetli kütüphanesinden bazı kitapları buraya bağışlamayı teklif etti. Başkası olsa o kadar tarihi değeri olan ve açık arttırma ile satabileceği bu kitapları kolay kolay bağışlamaz.

Yapı Kredi’nin değerli Genel Müdürü Faik Açıkalın da bu duruma çok sevgi ile yaklaştı.

Faik Açıkalın'ı gerçekten çok sevdim. Çok pozitif, güler yüzlü, alçak gönüllü ve sevgi dolu bir insan. Kurumların üstlerinde böyle kalpten insanların olmasının çok değerli olduğuna inanıyorum.

Yazının devamı...

Gerçekten çözmek istiyor musunuz?

16 Eylül 2017

Uzun yıllardır benim çok sayıda insanda gördüğüm sorunlardan bir tanesini sizler için yazmaya karar verdim. Bunun üstüne kitaplar yazılır ama kısaca irdelemeye çalışacağım.

Geçen gün Şükran Teyzem ile konuşurken birden onun çözüm odaklı olmasını ve bir şeyi pozitife çevirmek adına azimle vazgeçmemesini örnek aldığımı fark ettim.

Bazı insanlar sorunlarından ve dertlerinden bahsederken gülerek anlatır. Çünkü gerçekte kendi içinde bir yanı, hayatının bomboş olmasındansa o sorunlar ile dolu olmasından mutlu olmaktadır.

Çoğu insan ile konuşurken, onları mutsuz eden etkenlerden bahsederken, onun içinden aslında çıkmak istemediklerini çok net bir şekilde hissediyorum. Gözlerinin önünde çözümler olsa bile onun içinden çıkmamak için direniyorlar.

Belki de bizlerin asıl en büyük sorunu yaşadığımız ve bizleri ezeli bir sınava tabi tutan bedenlerimiz, duygularımız ve düşüncelerimizdir. Pek çok kişi kendini içinde olduğu beden, duygular ve düşünceler zannettiği için de o ilüzyonun içinde kaybolup gidebiliyor.

Ailesinden ve tüm kanıksamalarından kaynaklanan kalıpları onu olduğu kutunun içinden çıkarmamak için direniyor.

Gerçek şu ki bizlerin en büyük savaşımız kendimiz ile verdiğimiz savaştır. Buna savaş diyorum çünkü bazı insanlar için ciddi bir 3. Dünya savaşına dönüşebiliyor.

Karşımıza bir sorun çıktığı zaman neden bunlar benim başıma geliyor? Bıktım! vb... gibi kurban bilinci halleri, her şeyin daha kötü olacağını düşünme gibi, olayların daha kötüsünü zincirleme çeken düşünce bilinçleri ne yazık ki yok edici olabiliyor.

Yazının devamı...

Anne ve babamızı olduğu gibi kabullenmek

13 Eylül 2017

 

 

Yaşamımızı yönlendiren bir çok etken var. Hepimiz okulumuz, çevremiz, yaşadığımız ülke, şehir, hatta semt, daha da derinlemesine bakınca yaşadığımız bina ve komşularımızdan bile istesekte istemesek te etkileniyoruz.İstesek veya istemesekte diyorum çünkü her ikisinde de aslında etkileşim yaratıyoruz.

Ancak ve ancak nötr kaldığımız zaman etkileşime girmiyoruz. Özetle seviyor olmamızın dışında nefret ettiğimiz zaman da etkileşimdeyiz.

Bunu ayrı bir yazının içinde sizler için daha sonra yazarım. Gelelim konumuza:

Bütün bu kadar etkilendiğimiz faktörlerin en önemlisi, hepimizin hayatlarının tam içindeki en önemli etken anne ve babalarımız.

Bunun nedenini niçinini yazmama bile gerek olduğunu düşünmüyorum. Eğer soracak olursanız başka bir yazıda yazarım. Özetle anne ve babamızdan müthiş şekilde etkileniyoruz.

Bazen onlara hayran oluyor, bazen de çok kızabiliyoruz.

Yazının devamı...

Kabalık erdem, laubalilik samimiyet, dobralık saldırı değildir!!!

10 Eylül 2017

Günümüzde televizyon programlarında insanlar daha saldırgan olan  ve bağırıp, çağırıp, karşısında ki insanların deyim yerindeyse canına okuyan kişileri çok beğeniyorlar.

Daha sakin, uyumlu, erdemli, kibar ve nezaket sahibi insanlar aciz ve zavallı olarak görülürken, saldırgan, kaba ve laubali olan pek çok kişi güçlü olarak görülüyor.

“Çok dobra kadın” denilen insanların samimi ve kendisini doğrulukla ifade ettiğini düşündüren kişilerle, karşılaştığınız zaman o çok dobra denilen kadın‘ın son derece laubali ve kaba olduğunu görüyorsunuz.

İşin özetinde kavramlar ile ilgili bir karmaşa var. Dobralık, laubalilik ve kabalık değildir.

Hayatın içinde güçlü olan insanlar çevrelerindeki kişilere saldıran, kalp kıran, agresif ve uyumsuz insanlar değildir.

İnsanlar muhtemelen televizyon izlerken veya dışarda böyle saldırgan insanları gördükleri zaman, hoşlarına gitmesinin bir nedeni  belki de kendi içlerinde ki agresyonlarını ve öfkelerini bu yol ile karşılarında görerek bundan hoşnut olmalarından kaynaklanıyor olabilir.

“Hakkını savunacaksın”, “Kimseye papuç bırakmam” gibi söylemler sokaklarda ve televizyonlarda havalarda uçuşuyor.

Yaşamın içinde belli bir kademeye çıkmış, entellektüel seviyede olanlar,  belli görgü ve terbiye kurallarına sahip kişiler ile, günümüzde bazı tv programlarında, yapmacıklık ve doğal hayattan kopukluk olarak gösterilerek dalga geçiliyor.

Yazının devamı...

Muazzam Muazzez İlmiye Çığ hayranlığım ve aşkım

9 Eylül 2017

Uzun zamandır Muazzez hanım’la tanışma hikayemi yazmak istiyordum, bugüne kısmetmiş.

Muazzez İlmiye Çığ ‘ı yıllardır takip ederim. Belgesellerini izledim. Kitaplarını okudum ama asıl onunla tanışmam benim hayatımı değiştirdi.

Düşle İnan Yaşa kitabımı yazarken sadece benim anlatmam ile olmasın. Aynı zamanda Türkiye’nin önde gelen çok önemli 9 ismiyle de röportaj yapmak istedim.

Bu birbirinden değerli 9 isim ile yapacağım röportajların insanlara ışık olacağını düşündüm. İyi ki de böyle bir yola girmişim. Herkesden önce ilk başta benim hayatıma ışık saçtıkları bir kesin.

İlk röportajımı Muazzez hanım ile yapma şansını yakaladım.

Muazzez hanım ‘ın kızı Yuli hanım ile benim Türkiye’ye gelmesine aracılık ettiğim Micheal Tellinger ‘in seminerin de tanışmıştım.

Kendisinin asaleti, sevgi dolu yaklaşımı ve Türkiye’ye kedi parklarını ilk getiren isim olması aynı zaman da sokak hayvanlarını sahiplendirmek ile ilgili attığı önemli etkinlikler beni çok etkiledi.

Kendisi ile pek çok kez konuşma şansı yakaladım. Kitabım için röportaj yapma arzusu içime doğduğu zaman ilk röportajı yapmak istediğim kişi Muazzez hanım oldu.

Yazının devamı...

Louise Hay: Sevginin bilgeliğinin ve kişisel gelişim dünyasının güneşi

6 Eylül 2017

19 yaşımda hayatımdaki çok zor bir dönemin kucağında onunla tanıştım.

Reiki öğrendiğim dönemde Louise Hay ‘in düşünce biçimi ve bilgeliği gerçekten bana o kadar iyi geldi ki kelimeler yetersiz kalır. Elbette o süreçte sayısız kitaplar, seminerler, workshoplar ve meditasyonlar ile karanlığın içinden çıktım.

Dünya’ya bambaşka bir bakış ile bakmaya başladım. Bu bakış kurban psikolojisinden kendi hayatının efendisi konumuna geçmekti.

Bu bakış kader kurbanı olduğunu düşünüp başkalarını suçlamaktan vazgeçerek, olduğu noktada yapması gerekenlere bakmayı seçerek, hayatın içinde affetmenin, kabullenmenin, en başta kendini ve sonra yaşamını sevmenin mucizelerini yaşattı bana...

Louise Hay kanser hastalığını düşünce gücü ve pozitif farkındalığı ile aşan yegane önemli isimlerden bir tanesi.

Onunla röportaj yapan ve tanışan herkes, gerçek anlamda nasıl öğrettiği bilgeliği kendini hayatına adapte ettiğini şahit olarak anlatır.

Bir kısım insan düşünce gücü, kişisel gelişim ve enerjisel teknikleri kullandıklarını ve işe yaramadığını söyleyip dururlar. Başka bir kısım insan da düşünce gücü, kişisel gelişim ve enerjisel teknikleri kullanarak nasıl hayatlarının değiştiğini anlatıyorlar.

Bunların arasındaki fark, gerçekten onlara inanmak, içselleştirmek ve kullanmak değil hayatına adapte etmekten geçiyor.

Yazının devamı...
Can Aydoğmuş Kimdir?

Can Aydoğmuş