"Bahar Akıncı - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı - Kelebek

Alaçatı defteri benim için kapanmıştır

Geçen hafta yazdığım ¨Alaçatı kötü değil, siz çirkinsiniz¨ başlıklı yazımınbu kadar okunacağını, bu kadar ses getireceğini beklemiyordum.

 

 

Facebook paylaşımları, whatsapp gruplarında birbirine gönderenler,

¨okudun mu¨ diye arkadaş gruplarında birbirine gösterenler vs.

 

Ki,1 kişi bile okusa önemi yoktu, çünkü ben o yazıda içimi döktüm.

Bir köyü el birliği ile nasıl günden güne kocaman bir şehir haline

getirdiğimizi anlattım. O zaman bir köyde yaşamanın bir anlamı yoktu ki,

ben bunu hiç anlayamadım.

 

Ama asıl beklemediğim, yazıda ismi geçen söz konusu mekanlar ve bu mekanlara giden insanların verdiği tepkilerdi.

 

Kimisi utandı belki, ¨ya biz bu avuç içi köye ne yapıyoruz, bir huzur bırakmadık insanlarda¨ diye. Kimisi de ¨aç aç aç müziğin sesini, vur davula, açın barın üstünü, tutmayın beni, kurtlarımı dökeceğim¨ dedi.

 

Kimi müşteriler bana mail attı, sitem etti. ¨Bize ayıp etmişsiniz, bütün hafta çalışıyoruz, şurada iki saat kurtlarımızı dökemeyecek miyiz¨ dedi.

 

Kimileri tehdit mesajları savurdu.

 

Kimi işletmeciler insan gibi derdini anlatmaya çalıştı.

 

Bazı magazin gazetecileri ¨Alaçatı ruhu mu kalmış şekerim¨ minvalinde, kendi sosyal medya hesaplarından bile paylaşamadıkları, ısmarlama yazılar yazdı. (buna çok güldüm)

 

Kimisi sosyal medya üzerinden #özürdilebaharakıncı etiketli kampanya başlattı.

 

Instagram hesabımdan küfür, hakaret dolu nefret söylemleri ile kaç kişi blokladığımı hatırlamıyorum.  Sadece düşüncesini yazanlara, sitem edenlere açık bıraktım kapımı. Sadece onları dinledim, kimisine hak bile verdim.

 

Olsun, tüm bunların bir önemi yok.

 

Özgür bir ülkede yaşıyoruz, tehditler hariç, herkes düşüncesini dile getirmekte serbest. Tıpkı benim düşüncelerimi yazarken özgür olduğum gibi.

 

Ama köy sakinlerinden, o canım pırıl pırıl otellerden, minik tatlı lokantalardan, köy içinde hala evi barkı olup biz mahvoluyoruz, ölüyoruz, 2 ay gürültüden duramıyoruz diyenlerden çıt çıkmadı.

 

Bekliyor muydum zaten? Hayır.

 

Umurumda mı, hayır.

 

Ben sizden yitip giden anılarımın hesabını sordum.

 

Siz, sessiz kalmayı yeğlediniz.

 

Bundan sonra da ben sessiz kalıyorum.

 

Alaçatı’da ne evim var, ne arsam, ne dükkanım.

 

Hala sokak aralarında birbirinden hoş tasarım dükkanlarına, güzel bir şeyler pişirmeye çalışan restoranlara ve kapısını örttükten sonra içinde huzur bulduğum otellere, dostlarıma, önemi yok Mayıs’ta ve Eylül’de de giderim.

 

Çünkü Temmuz ve Ağustos aylarında Alaçatı davası benim için artık bitmiştir. Temmuz ve Ağustos’ta dünyanın her yeri ve canım ülkemin geriye kalan her yeri benimdir.

 

2 ay Alaçatı’ya gitmeyiveririm olur biter. Tıpkı sizlerin yaptığı gibi kaparım gözlerimi, tıkarım kulaklarımı 500 kilometre öteden olur, biter.

 

Bu vesileyle, Alaçatı’nın yeni sahiplerinden özür diler; Babakale, Yeni Çarohori, Ayvalık, Adatepe, Yeşilyurt, Barbaros Köyü, Bozcaada gibi ruhu olan taş evler ve yerel doku ile bezeli, köy gibi köylere, yollarının hiç bir zaman düşmemesini dilerim.

 

X