"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Cehennemi yaşıyoruz!

CEHENNEMDEN korkmuyorum artık.
Çünkü zaten cehennemin içinde yaşıyoruz.
Bir süredir böyle.
Gün geçmiyor ki, bir kötü haber daha insanları sarsmasın.
Üstelik korkunç olan şu:
Biri, diğerinin acısını bastırıyor.
Hiçbir şeyin acısını uzun bir süre yaşayabilmek mümkün de olmuyor.
Bir daha, bir daha...
Bir yenisi, bir yenisi...
Terör, saldırılar, yaralananlar, mülteciler, sahile vuran küçücük çocuklar ve üst üste gelen şehit haberleri...
İçimiz dışımıza çıktı.
Biz bu haldeyken, çocuğu o bölgede askerlik yapan annelerin halini düşünebiliyor musunuz?
Çocuklar ölünce, anneler de ölür ya...
Onların acısını yüreğimizde hissediyoruz ama elimizden bir şey gelmiyor.
Çaresizliğin cehennemi bu aynı zamanda.
Ülke yanıp yıkılıyor, sen seyircisin.
Hele şu son olay, Dağlıca’daki terör
eylemi, orada kaybettiğimiz şehitler bitirdi bizi,
nefesimizi aldı bizden, soluksuz kaldık.
Savaş böyle bir şey.
İnsan donup kalıyor.


Suçlular bir an önce cezalandırılmalı


PEKİ ya Hürriyet’e saldıranlar daha çok dolduruşa gelseydi...
Ve birbirlerini daha çok gaza getirseydi...
Ve saat daha erken olsaydı...
Ve daha kalabalık olsalardı...
Ve içeri girselerdi...
O zaman ne olacaktı?
Düşünmek bile istemiyorum!
O yüzden fevkalade ciddiye alınması gereken bir olay.
Hayır, sıradan bir saldırı değil.
Çünkü Hürriyet sıradan bir gazete değil.
Seversiniz sevmezsiniz, okursunuz okumazsınız, Hürriyet birbirinden farklı görüşlerdeki insanları bir çatı altında toplayan gazete.
Hürriyet, bu ülkedeki herkesin özgürlüğünü, bağımsızlığını temsil eden gazete.
Gerçekten de yayın yönetmeni Sedat Ergin’in de söylediği gibi, bu saldırı, Türk basın tarihinde siyah bir sayfa.
Ama ben bu satırları yazarken, Hürriyet saldırısına hâlâ gözaltı yoktu...
Nasıl olur bu? Nasıl açıklanabilir?
“Üç-beş genç taşkınlık yaptı, çok abartmaya gerek yok!” şeklinde mi?
Nasıl olur da siyasi iktidar, “Olacak gibi değil, geçmiş olsun, kabul edilecek bir şey değil!” demez.
Nasıl olur da, “normal” kabul edilir?
Anlamak mümkün değil.
Şiddetle kınanması ve suçluların bir an evvel cezalandırılması gerekiyor.


Taşla, sopayla protesto ne iş!

EYVALLAH...
Verilen bir haberi beğenmeyebilirsin, veriliş biçimine katılmayabilirsin, karşı çıkabilirsin; senin hayat görüşüne uymuyordur, itiraz edebilirsin.
Daha da ileri gidiyorum, gidip o yayın kuruluşunun önünde protesto edebilirsin.
Özgür bir ülkede yaşıyoruz, bunların hepsini yapabilirsin ama şiddete başvuramazsın, vurmamalısın!
O zaman her anlaşmazlıkta, her sorunda insanların şiddete başvurmasını teşvik etmiş olursun.
Nitekim elleri taşlı, sopalı grup, camı çerçeveyi indiriyor, giriş kapısını zorluyor, kilitli olduğu için giremiyor. Polis çağrılıyor. Güvenlik güçlerinin gözü önünde Hürriyet bayrağını indiriyorlar, yakıyorlar.
Ama tıssss yok.
Nasıl oluyor?
Bu ülkede, her olayda bir tomar insan gözaltına alınırken bu olayda neden kimseye dokunulmuyor, evlerine yollanıyor?
Pardon ama bu suç değil mi, terör değil mi?


Seçim sonucu ne olursa olsun ne demek?


EN tüyler ürpertici olanı da Abdurrahim Boynukalın’ın yaptığı konuşma...
Kendisi AK Parti Gençlik Kolları Başkanı ve İstanbul Milletvekili. Taş ve sopalarla Hürriyet’e saldıran gruba, bakın nasıl bir konuşma yapıyor:
“Bu noktadan sonra HDP’nin PKK’yla, PKK’nın Zaman gazetesi ile, Zaman gazetesinin de Aydın Doğan’la hiçbir farkı kalmamıştır. Hepsi birer terör örgütüdür...”
Bir durun ve bu cümleyi düşünün.
Kişiler, terör örgütleri, partiler, gazeteler...
Hepsi bir kefede...
Bir kere bir zekâ kırıntısı bile yok bu söylediğinde...
Bütün mesele Hürriyet’i, Aydın Doğan’ı hedef göstermek...
“Ve bu adamlara karşı bizim söyleyeceğimiz tek bir şey vardır. Her şeyi Cumhurbaşkanı, başkan olamadığından dolayı yapıyor diyorlar. Biz de şunu söylüyoruz. 1 Kasım’daki seçimden sonra ne çıkarsa çıksın, seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız...”
Bu ne demek şimdi? Nasıl yaptıracaklar? “Seçim sonucu ne olursa olsun” ne demek? Yine taşla, sopayla mı başkan yapacaklar? Şiddet uygulayarak mı?
“Sizler bugün buraya gelerek, sadece AK Parti Gençlik Kolları’nın bireyleri değil, ümmet coğrafyasındaki bütün şehitlerimizin, bütün kardeşlerimizin, kardeşi olduğunuzu söylüyorsunuz. Allah hepinizden razı olsun. Allah’ın izniyle, sadece Aydın Doğan medyası değil, bütün HDP’siyle, PKK’sıyla, bütün terör örgütleriyle ve ilk başta da Fethullahçı terör örgütüyle, biz başkan yaptırdıktan sonra onlar da defolup gidecek...”
Bu nedir? Nasıl bir üsluptur? Bir milletvekiline yakışır mı? Baştan aşağı saçmalık değildir de nedir?
Aynı vekil çözüm süreci sırasında Öcalan’ı destekleyen, methiyeler düzen, “Abdulah Öcalan kadar ilkeli olun” diyen tweet’ler atmıştı...
Akıl almaz şeyler oluyor bu memlekette...
“Dur” diyecek kimse de var gibi görünmüyor.
Peki bu ortamda nasıl olacak da sağlıklı bir seçim yapılacak?
Allah’ım aklımıza mukayyet ol!

X