Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dört aylık ömrün var

Dan! Beynin uyuşuyor. Bütün vücudun ağırlaşıyor, kalbin sanki ağızından çıkacak gibi çarpmaya başlıyor.

Ağlıyorsun gözyaşların akıyor ama hıçkıramıyorsun, konuşmak istiyorsun ama dilin dönmüyor.
Hayatın öyle film şeridi falan gibi gözlerinin önünden geçmiyor, sadece kızın, annen, kız kardeşin gözünün önüne geliyor. Bunlar, eğer bana bir doktor dört aylık ömrün kaldı deseydi tahminen benim ilk anda yaşayıp hissedeceklerim. Bir hastalığın olup onu yendikten sonra tekrar nüksederse duyabilirsin bunu ya da yıllık bir sağlık kontrolü sırasında.
Deprem gibi sarsıcı, sadece şiddetleri farklı. Belki yakın çevremizde olmasa da şu an kaç ay ömürleri kaldığını bilerek yaşayan milyonlarca insan var dünyada. Geçen hafta Amerikalı haber spikeri Dave Benton canlı yayında sanki başka birinin haberini okuyormuşçasına soğukkanlılıkla kendini anlattı.
“Biliyorsunuz, beynimde tümör vardı, nüksetti. Altı aylık ömrüm kalmış. Sizlerle paylaşmak istedim” dedi. Nasıl bir şey ya? Nasıl bir ruh halidir, nasıl bir sınavdır? Hem sana hem yakınlarına? Neticede hepimiz öleceğiz, o başka. Mesela dört aylık ömrü kalan birinin belki en yakını bir kaza eseri ya da ani bir kalp krizinden sonra ondan önce göçüp gidecek bu dünyadan, olur ya. Kader bu, ne yazdıysa Allah, o. Ama şimdi sizlere ve kendime soracağım. Seçme şansınız olsaydı hangisini isterdiniz: Ani ölüm mü, kaç ay ömrünüzün kaldığını bilerek ölmek mi?
Aslında bu öyle uzun yazılacak, daha doğrusu üzerine saatlerce konuşulacak bir konu.
Yerim yettiğince yazıyorum. Ben kendi adıma ömrümün ne kadar kaldığını bilmek isterdim. Bunu istememin tek sebebi kızım. Kızımı gidişime hazırlamak istemem.
Yoksa aslında ne kadar ömrümün kaldığını biliyor olmam ölümden korkan ben için bir kabus. Çünkü küt diye ölürsem bir şey hissetmeyeceğim ben. Ailenle vedalaşmak, söyleyemediklerini söylemek, affetmek, affedilmek, helal edip helallık almak, yapamadıklarını yapmak, sotedekileri çıkarıp har vurup harman savurmak, mezarını kendin hazırlamak...
Yahu işte hastalığın el verdiği sürece yapabileceğin ne varsa yapabiliyorsan yapmak.
Sarılmak, sarılmak, sevdiklerini öpmek. Öpülmek, çok öpülmek. Bunları yazmak kolay da ruh hali nasıl olur insanın, bilinmez işte o anlarda. Ama Allah ona da dayanma gücü veriyordur kesin. Siz hangisini tercih edersiniz sorusuna cevap veremiyorsanız kendinize şunu sorun; En sevdiğiniz için hangisini isterdiniz? Ani mi gitsin, kaç aylık ömrü kaldığını mı bilin?
Ben bilmek isterdim onunla vedalaşmak için. Ayşe’nin notu: Bin çeşit hastalık. Kazalar, hastane süreçleri ve ölüm şekilleri var. Yazıda sadece ani ölmek mi, kaç aylık ömrün var onu bilerek mi ölmek konusunu yazdığımdan bu detaylara girmedim.

X