Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir yatak Vatan’a, bir yatak Amerikan’a

Valla ben de bıktım yazmaktan, hele esas bu halleri yaşamaktan...

Geçen akşamüstü, sanki biri beni pompayla şişirmeye başladı, karnım burnuma ha dayandı, ha dayanacak...
Aha dedim, gaz, geçecek ama sonra bir ağrı sırtıma, belime yayıldı, başladım ağlamaya... Anne benim yine bağırsaklarım düğümlendi.
Bin ilaç, nafile.
Ağlıyorum fena halde. Hemen Amerikan Hastanesi acile.
İlk el muayenesi, evet muhtemel peritonit, bağırsaklar düğümlenmiş olabilir.
Tetkikler hemen...
Benim için tetkik önemli değil, bana morfin verin.
Olmaz tetkikleri engeller.
İlaç. Serum.
Geçmiyor ağrılar.
Enfeksiyon var.
Düğüm yok.
“Bu gece evde uyuyun, haplar, uyku ilacı.”
Sabaha kadar ağladım, uyumadım.
Ertesi sabah kendi doktorumun yanındayım, mekan Amerikan Hastanesi, orada ölümden dönmüşlüğüm var.
Endoskopi, laparoskopi ve vücutta iki enfeksiyon, biri bağırsak, diğeri hak cin conk (adını bile söyleyemediğim, değişik isimli bir şey), ayrıca protein yerlerde.
Arkadaşım geldi ziyarete, dedi ki “Yetti, kurşun döktür artık”...
Döktürmeyeceğim dedim, mümkünse saçtıracağım.
Koruyun bağırsaklarınızı.
Vatan’a yatak neden?
Tutuyor ya arada panik ataklarım.
O zamanlar da
Vatan’dayım...
Yatak demişken düşündüm bir an, son senelerde yatış şekillerim ne kadar değişti diye.
Mutluyken, kendimi güvende hissedince bakıyorum yastığın biri yerde, ellerimi de açmışım, öyle uyanıyorum.
Ne zaman korkak ve yalnız hissetsem kendimi, iki yastıklayım, biri başımın altında, diğerine sıkıca sarılmışım.
Panikli zamanlarda ekstra yastık alıyorum, yastık sayım üç oluyor.
Tatildeysem, aşk durumları varsa sıfır yastıkla uyanıyorum, huzurdayım.
Yine yatak deyince, Facebook’ta kadının teki bağrınıyor:.
“Seks olmadan evlilik yürür mü?”
Vay dedim, cesaret.
150 kadar da yorum gelmiş.
İşin komiği erkekler genellikle “Yürür tabii” demiş, kadınlarsa “Asla”...
Yani çoğunlukla.
Terse mi dönüyor bu dünya?
Bu da bize kapak olsun.

Ödül gururu

Heyecanlı, bir o kadar da şaşkınım.
Siz bu yazıyı okurken muhtemelen ben onu almış olacağım; Eryetiş Balkanlar Eğitim Kurumları tarafından 10 bin kişinin bana layık gördüğü “yılın en iyi köşe yazarı” ödülünü.
Nasıl bir onur anlatamam. Hem de rakiplerim kimlermiş, orası ayrı bir onur, tarifi yok asla.
“Niye ben?” dedim kendime.
Sanırım samimiyetimden, olduğum gibi olmamdan.
Sahneye çıkıp nasıl bir konuşma yapacağım.
Haksızlıkta, sinir anında car car eden ben, bir çikolata ikram edildiğinde utançtan kafamı kaldıramam. Tek bildiğim hayatımın ikinci büyük ödülü.
Birincisi kızım, ikincisi de bu ve babama ithaf edeceğim...

Bu da bize kapak olsun

Bizim bahçede bir köpek var, tam kırma.
Bebekleri var, sanırım yedi ya da sekiz aylıklar. Dört tane. İki tane de kedi var, en az iki yaşındalar (elbette etrafta bir sürü hayvancık var ama bu köpek ailesi apartmanın müdavimleri)...
Bebekleri olduğundan herkes doyuruyor köpekcikleri. İki kedi de apartmanın müdavimi oldular, neden mi?
Çünkü anne köpek önündeki iki kaba ne zaman yemek konsa ya pati ya da burunla mamaları etrafa saçıp kedileri yemeğe davet ediyor, yemeğini o iki kedicikle paylaşıyor.
Hayvanlarla ilgili çok şeye tanık oldum, bir sürü video seyrettim, hiçbirinden bu kadar etkilenmedim.
Hâlâ bu soğukta bir kap suyu, mamayı sokaktaki dört ayaklıdan sakınana kapak olsun.
(“İnsanlar için ne yaptın?” yazan, senin de klavyen tutulsun!)


X