Ateş Yalazan - Arşiv Balıkçısı
Ateş Yalazan - Arşiv Balıkçısı
Ateş Yalazan - Arşiv BalıkçısıYazarın Tüm Yazıları

Mikrofon önündeki ilk günü

Ayla Algan, 87 yaşında hayata veda etti.

Haberin Devamı

Sadece tiyatroda değil, sinema ve müzik dünyasına da derin iz bırakan bir isimdi. Aynı zamanda eğitimciydi. Onlarca oyuncu yetiştirdi.

Mikrofon önündeki ilk günü
Fotoğraf: Muammer Yanmaz

Her ne kadar sanat hayatına tiyatroyla başlasa da aslında çocuk yaşlarda piyano ve şan dersleri almıştı. ABD’de New York Actor Studio’da oyunculuk eğitimi gördü. Türkiye’ye döndüğünde de Şehir Tiyatroları’na girdi. Hürriyet’in arşivinde Algan ile ilgili yüzlerce haber var. Bu haberlerden ilki, onun müziğe geçişiyle ilgili.

3 Ocak 1971 tarihli bu haber “Tiyatrodan mikrofona bir transfer daha” başlığını taşıyordu. Algan ilk müzikal yolculuğuna ünlü müzik adamı Şanar Yurdatapan ile çıktı.

Mikrofon önündeki ilk günü
3 OCAK 1971

Haberin Devamı

‘TÜM KADINLAR BİRLEŞİN’

Hürriyet’ten Metin Soysal, Algan’ın provalarını takip etmiş ve onunla konuşmuştu. Bu haberde Algan, “Sakın tiyatroyu bırakacağımı sanmayın” dedikten sonra şunları söylüyordu:

Mikrofon önündeki ilk günü
4 NİSAN 1972

“Aslında tiyatroda oynarken yıllardan beri arzuladığım bir sanat tarzını gerçekleştiriyorum. Yani tiyatro sahnede müzikle birleşip, mikrofonda canlanıyor. Bunu müzikal-şov olarak vasıflandırmak herhalde en iyisi.”

Mikrofon önündeki ilk günü
31 OCAK 1980

Eserin ismini “Tüm Kadınlar Birleşin” koymuştu. Nedenini şöyle anlatıyordu:

“Biliyorsunuz, bütün dünya, kadın haklarının korunması yolunda güçlü bir çaba sarf ediyor. İşte bizim ilhamımıza mesnet de hep bu çabalar oldu. Ve bu eserde dünyayı asıl idare edenlerin, beşiği sallayan eller olduğunu ifade ediyoruz.”

Mikrofon önündeki ilk günü

Bu ilk tecrübenin ardından müzik dünyası Ayla Algan’ın önünde açılıverdi.

Haberin Devamı

Bir yıl sonra önüne önemli bir fırsat çıktı. Dünyanın en önemli müzikholü olan Paris’teki Olympia’da sahneye çıkacaktı. Menajeri Erkan Özerman’ın öncülük ettiği bu konser 18 Mayıs 1972’de yapıldı. 1965’te Barış Manço, Adamo’nun performansında dört şarkı söylemişti ama ilk kez Türkiye’den bir sanatçı tek başına bu salonda konser veriyordu. Algan’ın sahnedeki başarısı büyük ses getirdi.

KIZININ İSMİ YUNUS EMRE’DEN

-ALGAN çiftinin 1974’te bir kızları oldu. İsmini Sevi koydular. Algan, Hürriyet’te bu ismi tercih etmelerini şöyle anlatmıştı:

“Bilirsiniz ben Yunus Emre’ciyim. Yani Yunus benim etime, kanıma, tenime girmiştir. Bunun için benim parçam olan yavruma Yunus’un sevgiyi, sevilmeyi belirlerken söylediği Sevi kelimesini isim olarak taktım. İleride, bu ismin manasını anlayacak yaşa geldiğinde kızım bu konuda bana kırılmayacak aksine beni takdirle anacak kanısındayım.”

Haberin Devamı

Mikrofon önündeki ilk günü
18 OCAK 1977

‘KARA KARTAL’LA BİRİNCİ OLDU

Bundan sonra müzikteki başarılar peş peşe geldi.

1977’de Fransa’nın Cannes kentindeki Fidof Uluslararası Müzik Festivali’ne davet edildi. Johnny Holliday, Adamo, Petula Clark, Tino Rossi gibi ünlü isimlerin katıldığı bu festivalde Zühtü türküsünü yeniden düzenleyip sahneye çıktı Algan. Ve çok beğenildi.

Aynı yıl dönemin en önemli yarışmalarından Sopot’a katıldı. Polonya’daki bu meşhur yarışmada L’aigle Noir (Kara Kartal) isimli şarkıyı tercih etti. Amerikan yerlilerinin melodisini Fransızca ve İngilizce seslendiren Algan, birincilik ödülünü kazandı. Büyük ödülü iki oyla kaçırdı. Ancak ertesi yıl aynı festivalde bu sefer büyük ödülün sahibi oldu.

Haberin Devamı

12 Eylül askeri darbesinin yasaklarından eşi Beklan Algan ile birlikte o da nasibini aldı. Alganlar 1402’lik olup Şehir Tiyatroları’ndaki görevlerinden uzaklaştırıldılar. Schaubühne Tiyatrosu’nun davetiyle Almanya’da dört yıl işçi tiyatrosu yaptılar.

Mikrofon önündeki ilk günü13 ŞUBAT 1977

‘BİR BİLGE OYUNCU’

Hürriyet’te yayınlanan haberde 10 yıl müzikle uğraştıktan sonra tiyatroya dönme kararını şöyle anlatıyordu Ayla Algan: “Çocukluğumdan beri tiyatroyla haşır neşirdim. On yıllık şarkıcılığım beni halkla haşır neşir etti. Çalışmalarım teorik olmaktan çıktı, deneysel oldu. Şarkıcılığım sırasında Yunus Emre, aşıklar ve dervişlerle o kadar ilgilendim ve onları öyle iyi araştırdım ki kendi özüme dönmeye başladım. Aşıklarımızın ne kadar gerçekçi olduğunu ve batıyı kopya etmenin nasıl akılsızca bir iş olduğunu anladım. Ama tiyatroyla müziği hiçbir zaman birbirinden ayırmadım.”

Haberin Devamı

Ve bugüne kadar tiyatrodan hiç kopmadı.

Algan’a beş ay önce Hürriyet Kitap-Sanat’ta Bahar Çuhadar imzasıyla yayınlanan şu cümleyle veda etmek en doğrusu sanırım:

“Algan’ı sadece yetenekli, çalışkan ve üretken bir oyuncu/müzisyen/eğitmen olarak tanımlamak yeterli değil. Algan insanın varoluşunu oyundaki/sahnedeki arayışla bütünleştirerek inceleyen ve bunu tüm yaşamına yayarak uygulamaya sokan bir bilge/yaratıcı oyuncu.”

Yazarın Tüm Yazıları