Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AP seçimleri ve Avrupa’nın yeni hasta adamı: “AB”

Avrupa’nın 28 ülkesinde sandıklar kuruldu, 400 bin seçmen 751 Avrupa milletvekilini seçmek için 23-25 Mayıs tarihlerinde sandığa gidiyor. Son seçimlerin en ‘hararetli’ tartışması “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği” konusu iken, 2008’de dev bir Euro krizinin vurduğu Avrupa bu sefer “Euro’nun geleceği, artan işsizlik rakamları, AB’nin en güçlü ülkelerinde bile yükselen aşırı sağ ve euroseptikler” tartışmalarıyla seçimlere giriyor. Yapılan anketler, Avrupa genelinde bir ‘yılgınlık’ olduğunu ortaya çıkarıyor.

PEW Global şirketi tarafından geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan bir anket AB halkının yalnızca yüzde 45’inin hala Avrupa Birliği’nin desteklediğini ortaya çıkardı. 2012’de bu rakam yüzde 60 iken 2013’de hızla erozyona uğramış, erozyon 2014’ün ilk çeyreğinde de sürüyor. AB’ye destek verenlerin oranı Almanya’da yüzde 54, İngiltere’de yüzde 26, Fransa’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 11, İspanya’da yüzde 37, Yunanistan’da yüzde 11, Polonya’da ise yüzde 41. Rus Çar’ı 1. Nicolas’nın 19’uncu yüzyıl ortası ve sonunda Osmanlı İmparatorluğu için kullandığı “Avrupa’nın hasta adamı” deyimi bu sefer PEW’ün anketlerinde “Avrupa’nın yeni hasta adamı: AB” yorumuyla karşımıza çıkıyor.

Bu hâl ve gidişte AB’nin dinamo ülkelerinin en büyük korkuları ise seçmenin sandığa gitmemesi, radikal sol ya da aşırı sağcı partilerin sandıktan birinci parti olarak çıkması. Fransa’da Front National, İngiltere’deki euro-septik’lerin isim babası UKIP, Hollanda’da kendisine ‘özgürlük partisi’ diyen ırkçı parti birinci gelmeyi hedeflerken, İtalya’da Kuzey Ligi, Danimarka, Finlandiya, Avusturya’da da AB karşıtları önemli skorlara imza atmaya hazırlanıyor. Bir taraftan da, AB’nin tasarruf politikaları altında ezilen Yunanistan’da Alexis Tsipras, İtalya’da Beppe Grillo gibi radikal sol isimler ön plana çıkıyor. Karizmatik Yunanlı politikacı Tsipras, AP radikal sol grubunun AB Komisyonu Başkanı adayı.

Le Monde gazetesinde yayınlanan ve Pollwatch 2014 tarafından yapılan bir araştırma aşırı sağın AB genelinde 35 koltuk çıkarabileceğini tahmin ediyor. Euroseptikler ise, 50 sandalye kazanıp AP içinde bir grup kurmayı hayal ediyor. Elbette AP’de aşırı sağ çoğunluğu alamayacak ve küçük bir grup olarak kalacak. Ama bundan böyle oturumların hır-gür, polemik ve hararetli tartışmalara sahne olması kaçınılmaz gibi. Peki AB bu endişesinde haklı mı? Gelin AB’nin belli başlı üyelerindeki son duruma tek tek bakarak bu sorunun yanıtını arayalım.

AB’nin doğal başkenti Berlin...
Almanya:
Euro krizinden sonra Brüksel’in ve bir türlü büyümeye geçemeyen Paris’in zayıflaması, Berlin’i AB’nin doğal başkentine çevirdi. Krizden en az etkilenen ‘mutlu’ Alman halkı, Merkel’in yönetiminden de memnun. Sanayisi hala işliyor, büyümesi hızlı ve politik istikrar var. AB’de kararlar Berlin’den geçmeden alınmıyor. Kamuoyunda “disiplinsiz ve tembel AB ülkeleri için ödeme yapmaktan rahatsız olan bir grup euro-septic” az da olsa taraftar buluyor. Almanya, diğer üyelerin yaptığı hatayı yapmadan, etkili isimleri Brüksel’e gönderiyor.

Teknik komisyonlar da dahil AB’nin tüm kurumlarında önemli ve çalışkan isimlere görev veriyor, her çalışmada titizlikle rol alıyor ve katkı sunuyor. AB’nin Başkanlığına aday olan iki güçlü isimden birisi Alman politikacı Sosyalist Martin Schulz, diğeri ise Almanya’nın desteklediği Eurogroup başkanı, Lüksemburglu sağ politikacı Jean Claude Juncker.Yani Başkan ya Almanya’dan çıkacak, ya Almanya belirleyecek. Parlamento’da en çok sandalye sayısı da Almanya’ya ait. Her durumda seçimlerden sonra AB’ye Berlin damgasını vuracak. Özetle Berlin, 28 üyeli orkestranın Brüksel’de bestelediği müziğin her notasına emek veriyor. Ama iş dans etmeye gelince, şarkı seçimini başka bir ülkeye bırakmak niyetinde değil.

Fransa: Fransa için durum komşusu Almanya’dan daha karmaşık. AB yanlısı partiler birinciliği aşırı sağ FN’e kaptırma korkusu yaşıyor. FN ise sandıktan birinci çıkarak büyük bir şok dalgası yaratmaya hazırlanıyor. Merkez sağ UMP birinci parti olursa, FN en kötü ihtimalle ‘çok güçlü bir ikinci parti’ olacak. Cumhurbaşkanı Hollande ve partisi Sosyalist Parti birbiri ardına seçim kaybetmeye devam ediyor. Hollande, cumhuriyetin ‘popülaritesi en düşük cumhurbaşkanı’ rekorunu her ay yeniden egale ediyor. Ekonomi bir türlü büyümeye geçemiyor, bu yılda ‘0’ büyüme öngörülüyor. Hollande söz verdiği gibi Ocak ayında işsizlik rakamlarını aşağı çekemedi. Merkez sağ UMP liderlik kavgasıyla kıvranırken, anti-Brüksel söylemiyle gönülleri okşayan FN, AP’de aşırı sağ grubun başına oturmayı hedefliyor.

İspanya: Kriz sonrası yüzde 26 işsizlik, yüzde 96 dış borç rakamıyla İspanya’nın neredeyse tamamı euroseptik oluyor. Nefes almak için destek arayan İspanya’ya ne Avrupa’dan ne de Brüksel’den bir umut ışığı var. Ama buna rağmen, küçük partiler oy oranlarını artırsa da, PP ve PSOE’nin belirlediği politik yelpazenin değişme ihtimali sınırlı. Aynı duygular krizin en sert vurduğu İtalya, Portekiz, Yunanistan, Kıbrıs ve İrlanda tarafından da paylaşılıyor.

İtalya: Seçimlerden sonra AB dönem başkanlığını alacak İtalya’da seçmenin yüzde 40’ı sandığa bile gitmeyecek. AB’nin tek fonksiyonunun ülkelere kemer sıkma politikalarını dayatmak olduğunu savunan radikal sol Beppe Grillo’nun ‘5 Yıldız Hareketi’ ile euroseptic aşırı sağ partiler ‘Kuzey Ligi’ ile ‘İtalya’nın Kardeşleri’nin toplam yüzde 35 oy alması bekleniyor. İtalya için bu seçimler büyük önem taşıyor. Sonuçlar, 20 yıldır düren politik istikrarsızlığın ve Başbakan Matteo Renzi’nin yönünü tayin edecek, iç politikada önemli etki yaratacak.

İngiltere: AB’ye hep mesafeli bakan ama bir türlü de AB’den vazgeçemeyen, Euro ve Schengen’e girmeden AB’de nüfuzunu korumayı başaran Londra’da da durum farklı değil. Avrupa Parlamentosu İngiltere açısından çok etkin bir alan olarak kullanılmıyor. Almanya’nın tersine, İngiltere daha çok eski parlamenterlerini burada ‘recycle’ ediyor. Durum böyle olunca da, Nigel Farage’ın yönettiği UKIP de oylarını artırıyor. Seçimlerde birinci olmayı hedefleyen Farage, “Sadece İngiltere’nin değil, bütün Avrupa ülkelerinin AB’yi terk etmesini istiyoruz” diyor. AB’ye sert vuran Farage’ın, Avrupa Konseyi Başkanı Belçikalı Herman Van Rompuy’a yönelttiği “Islak bir süpürgeci karizmasına sahipsiniz ve bir Başkan’dan çok küçük bir banka memuru tipiniz var. Siz kimsiniz? Sizi buraya kim getirdi” sözleri hala AB koridorlarında çınlıyor. AP’de 9 sandalyenin üzerinde milletvekili çıkarması beklenen UKIP, Fransız versiyonu FN’e, “FN’in DNA’larında anti semitizm var” diyerek mesafeli bakıyor.

Polonya: AB’ye 10 yıl önce katılan Polonya’da da Avrupa Parlamentosu imajı parlak değil. Parlamentonun “ya emekli politikacıların ya da dolandırıcı ve tembellerin mekanı” olduğunu düşünen Polonyalılar, AP vekillerinin ne işe yaradığını bilmiyor ancak pahalıya mâl olduklarını çok iyi biliyor. AB sayesinde Polonya’da yapılan yol, kanalizasyon, spor kompleksleri de fikirleri değiştirmeye yetmiyor. İmaj böyle olunca da seçmen sandığa gitmiyor. Seçmenin yüzde 71’i sandığa gitmeyeceğini açıkladı bile.

Ne dersiniz? AB gerçekten PEW’in dediği gibi Avrupa’nın yeni hasta adamı mı? Yoksa bu krizden yenilenerek çıkmayı başarabilecek mi?25 Kasım’da hep beraber göreceğiz.

X