"Altan Tanrıkulu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Altan Tanrıkulu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Altan Tanrıkulu

Şampiyonluk yetmez

21 Ekim 2013

SORU 1: Volkan - Mehmet, Bekir, Egemen, Caner - Selçuk, Emre, Cristian - Kuyt, Webo, Sow dizilişini geçen yıl sahaya süren teknik adam kimdi?
Soru 2: Ersun Yanal geçen yılki takımı, taktiği, anlayışı daha ileri götürmeyecekse, ligin dibindeki takımlara karşı bu kadar kötü futbol oynatacaksa neden F.Bahçe’ye geldi?
Soru 3: İsmi, taraftarı, yönetimi ve kadrosuyla şampiyonluk için zaten en büyük favori olan Fenerbahçe, şampiyonluk için rakiplerinin daha ne kadar kötü olmasını bekleyecek?
Soru 4: Emenike’yi ısrarla isteyen Yanal bu kadar formda bir ismi sezon başından beri neden takıma monte etmedi de oyunun sıkıştığı dakikalar kulübeden girdiğinde büyük iş yapacak Webo’yu sahaya sürdü?
Soru 5: G.Saray’ın elinden milyonlarca Euro verilerek alınan Alper neden onbirde yok ve otuz yaşın üstünde, üç benzer yapıdaki oyuncu sahada..
Soru 6: Volkan ne zaman iki maç üst üste Fenerbahçe kalesine layık bir isim gibi oynayacak ve “Kale aslında Mert’in hakkı” tartışmasını yok edecek..
Soru 7: Kartı olduğu halde doğru davranışlar yapmayan Caner’i devrenin bitimine 2 dakika kala oyundan alan Yanal aynı oyuncunun Kasımpaşa, Elazığ ve Sivas maçlarında kendi koltuğunu kurtardığının farkında mı?

Yazının devamı...

Bu da benim projem!

19 Ekim 2013

Zor ama altının çizilmesi gereken iddialar bunlar..
Önce ikinci iddia için tek cümle yazayım.. Formasına reklam almayan bir Fenerbahçe oluşturmak, o formaya 5 şampiyonlukla eklenen yıldızdan daha değerlidir benim için..
9 branşta şampiyonluk Fenerbahçe’nin mayasında, hamurunda olan bir iddia zaten.. Yıldırım başkan olmasa da Fenerbahçe bu iddianın içinde olmalı.. Aziz Yıldırım’ın asıl hedefi bu.. Çıtayı yükseltmek, yükseltmek, yükseltmek.. Tam olarak başkanlığı bıraktığı gün Fenerbahçe’nin kolay kolay yıkılmayacak bir kale olduğunu görmek.. Bu yüzden bazı yönlerini çok sevmesem de Aziz Yıldırım benim gördüğüm en önemli ikinci Fenerbahçe Başkanı.. Faruk Ilgaz’dan sonra bu kulübe en büyük katkıyı yapan kişi.. Süleyman Seba’dan sonra Türk futboluna tesisleşme, kurumsallaşma, büyük transferler ve teknik adam istikrarında en önemli adımları atan kişi..

YILDIRIM’A HİÇ OY VERMEDİM AMA...

Biliyorum onu ve beni sevmeyenler bu sözleri söylerken hemen “3 Temmuz sürecine” takılacaklar.. 4 harfli o kalkanlarını telaffuz etmeye başlayacaklar.. Ama o takımın 3 Temmuz sonrası başkanı tutukluyken bile son maça kadar şampiyonluk yarışı yaptığını, 29 yıl sonra kupa kazandığını, kadın voleybolda, kadın basketbolda, atletizmde, masa tenisinde, kürekte, yüzmede, yelkende, boksta yaptıklarını unutacaklar.. Topuk Yaylası’nda sezona hazırlanmanın, Batman’a maça gitmenin, Sivas’ta Cumhuriyet Kupası’na katılmanın anlamını görmezden gelecekler..
3 Temmuz sonrası bu takımın 2 kez, evet tam 2 kez elinden Avrupa’ya gitme hakkı alınırken izin verildiği tek sezonda yarı final oynadığına bu ülkenin üçte ikisi üzülecek.. Fenerbahçe’yi görmek istedikleri gibi görememenin verdiği bir şaşkınlık yaşayacaklar..
Aziz Yıldırım’a hiç oy vermedim.. Çünkü Fenerbahçe üyesi değilim.. Dünya üzerinde hiçbir kulübe ya da derneğe üye değilim.. Vatandaşlık oyum dışında oyum yok.. Ama Fenerbahçe’nin geleceğini düşünen, saygı duyduğum, örnek insanlara bir mesajım var.. İster birleşin, ister tek tek yapın.. Ama Aziz Yıldırım’ın karşısına çıkın kongrede.. Aklınızdaki tüm projeleri üyelere anlatın.. Neler yapabileceğinizi dile getirin.. Yıldırım’a eleştirileri yöneltin.. Aday olun.. Kongrede konuşun..

F.BAHÇE KONGRESİ FARKLIDIR

Yazının devamı...

Futbol: 0 Voetbal: 2

16 Ekim 2013

Rakibin tek santrforla oynadığını, kanatları iyi kullandığını ve orta sahadaki pas yüzdesinin yüksekliğini biliyoruz.. İdeal dizilişden, 4-4-2’den bu maç için vazgeçmek en akıllı yol.. Burak formsuz.. G.Saray’daki düşüşü, Milli Takım’da bir atarken o kaçırması ortada.. Onun yerine Türkiye’nin öne doğru en hızlı adam eksilten ismi Alper’i koymak en akıllıca karar.. Gökhan Töre mutlaka ilk onbirde olmalı.. Ve maça kontrollü başlamak, rakibin hızlı adamlarına alan bırakmamak gerek..

Biz ne yaptık hocam? Herşeyin tam tersini.. Önde bastık Hollanda’ya.. Arda yürüyerek oynadı 90 dakika.. Çok saçma bik ilk yarıyı harcadık oyuncu değiştirmedik.. Kötü planlama, kötü oyunu okuma ve maalesef kötü sonuç..

Buraya kadar bizi getiren Terim’di.. Maalesef Hollanda maçını kaybeden de o oldu.. Daha akıl koymalıydık işin içine.. Daha fazla bilinmezle oynamalıydık bu oyunu.. Sürprizleri yaparken formda oyuncuları kullanmalı, ismi var diye bazı kişileri korumamalıydık.. Bazı ülkelerde fussball demişler adına.. Bazıları football’da karar kılmış.. Futebol diyen de var.. Biz futbol ismini sevmişiz çok.. Hollandalılar ise voetbal demişler.. Hepsi “ayak topu” demek.. Oysa futbol artık her ayrıntısına kadar “kafa oyunu”.. Dün Hollanda’nın oynadığı voetbal’la bizim futbolun aynı oyun olduğunu iddia etmek hata olur.. İşlerini sürekli takip ederek yapmaya çalışan Hollandalı meslektaşlarıma karşı ayıp olur.. Bunun ben farkındayım.. Ama bazıları farkında değil..

Bir yere kadar oluyor

Burak 2013’te tatil yerlerinde dinlenirken Robben takımını finale çıkardı.. Devler Ligi finalinde galibiyet golünü attı.. Dün son saniyeye kadar üç kişiyi peşine taktı.. Bir tarafta Burak bir tarafta Robben.. Bir tarafta futbol, diğer tarafta Voetball.. İnanın dünyanın en güzel stadını yapsak, Messi’yi F.Bahçe’ye, Ronaldo’yu G.Saray’a alsak bu sistem değişmez.. Çünkü oyun farklı.. Onlar oynuyor biz o sistemi kuracak insanları dışlıyoruz.. Sonra Terim Terim’le karşı karşıya kalıyor.. Futbolu çok iyi bilen; ama profesyonellik anlamında aklı havada isimleri motive etmeye çalışıyor.. Bir yere kadar oluyor.. Akıl oyunlarında iş değişiyor.. Maalesef..

MAÇIN İYİSİ

Dünkü maçta sahanın en iyisi Hollandalı Robben’di..

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının devamı...

Haydi çocuk!

12 Ekim 2013

Play-off oynarsak, iki maçtan başı dik ayrılıp Dünya Kupası’na gitmek ise bütün amaç..
Bunların hiçbiri olmayabilir bugünden itibaren.. Ama ülkenin en ihtiyacı olduğu anda, kimsenin umudunun kalmadığı bir Milli Takım’ı ayağa kaldırmak, oyuncuların özgüvenini yükseltmek, başarıya inandırmak ve üç maçı da iyi oynayarak, gol yemeden kazanmak önemli başarıdır.. Grupta Andorra’nın bir basamak üstündeyken son maça Hollanda’nın bir basamak gerisinde girmek bu yükselişin göstergesidir..

Terim’in getirdiği duygu

Brezilya’ya gitme umudumuzu daha önce yitirmiştik.. Bu andan sonra gitsek de gitmesek de A milli Takım’a kavuştu bu ülke.. Sadece bir teknik direktörün, Fatih Terim’in başarısıyla olmadı elbette. Ama en önemli faktör oldu ayağa kalkışta..
Gökhan Töre’nin ilk onbir oyuncusu oluşu, Caner’in her maçta üstüne koyarak ilerleyişi, “G.Saray’daki yedek güç” Umut’un “milli golcü” oluşu Terim’in ilk başardıkları.. Israrla oynattığı Burak’ın üç maçta da golle buluşması, takım içindeki arkadaşlığın ikinci gol sevincinde çok çok iyi gözlemlenmesi en az galibiyetler kadar önemli..
Fatih Terim’in sırrı çalışkanlığı, oyuncusunu kazanmaya planlaması, maça inandırması, motivasyonu iyi bir silah olarak kullanması.. Ama bütün bunların ötesinde tüm negatif elektriği kendi üzerinde toplayarak takımı rahatlatması.. Burak da biliyor, Umut da, Volkan da, Ömer de.. Eğer takım kötü giderse, bir bireysel hata yapsalar bile bu ülke çok fazla üzerlerine gelmez.. Terim göğüsler hepsini.. Bu rahatlık sahaya özgüven olarak yansıyor..

Şükür’ü izle Umut

Ama bu rahatlık sadece sahada var.. Fatih Terim Estonya maçında olduğu gibi oyuncusuna çok fazla bağıran, çağıran, çıkışan bir teknik adam.. Zaman zaman çok sert mimikler yapıyor.. Dün de Mehmet Topal aldı bir yan pas sonrası nasibini.. Bu sertlik, bu sevginin içinde yoğrulmuş kulak çekmeler oyuncuyu hep diri, hep motive tutuyor sahada..

Yazının devamı...

Sıfır sıfır

7 Ekim 2013

Maçın sonucuna etki eden hiç bir hatası yoktu.. Ama tribünleri geren çok hata yaptı.. İki tarafın da oyuna girmesinin önüne geçti.. Oynatmama niyetindeki tarafa avantaj sağladı.. Bu anlayış, bu yönetim tarzı başta Yıldırım Demirören olmak üzere herkese ders olmalı.. Siz Mancini’yi, Biliç’i, Kuyt’ı, Drogba’yı getirip büyük yatırım yapıyorsunuz.. Ama ülke oynanan futbolun temposunu hakemler yüzünden ileri götüremiyorsunuz.. Orta sahadaki her ikili mücadeleye faul çalan kaç hakem var Şampiyonlar Ligi’nde.. Caner’in topa müdahalesine kart gösteriyor Göçek.. Uzama dakikalarında rakip rahatlıyor ve duran top kazanıyor.. Gol bile bulabilir.. Zokora’nın sertliklerini görmemek, Topuz’un aynı hamlesine faul vermek.. Bunun adı açıkça şu.. “Ben iyi hakemim.. Seyircisiz takımı bile ezdirmem.. Kalite falan umrumda değil.. Topu sürekli oyuna geç süren Onur’a değil, ona tepki gösteren tarafı cezalandırırım..”

ŞAŞIRMAYACAĞIM
Çok uzun süredir bu kadar hakem yazmadım.. Ama “Artık yeter”, dedim kendi kendime.. İnanın Fenerbahçe’nin kazanması falan da umrumda değil.. Kim şampiyon olursa olsun.. Nasıl olsa bir kulp bulunur.. Ya teknik direktörü gönderilir, ya kupası geri istenir bu ülkede..
Ersun Yanal teknik direktör.. Mustafa Reşit Akçay da.. Akçay üç kez daha iyi teknik hamleler yaptı.. Hem maç önü hem maç içinde.. Bu kadronun kesinlikle hakkını veren bir oyun oynatmıyor Yanal.. Emenike haftalardır düşük tempoda.. Küskün.. Alper gibi silah suskun.. Galatasaray maçını kaybetmeyi de başarırlarsa hiç şaşırmayacağım..
Zokora sevdiğim bir karakter değil.. Ama dün harika oynadı.. Tüm boşlukları doldurdu.. Onur, Giray, Mustafa ve Zokora takımın en iyileriydi.. Lazio maçından sonra dünkü puan önemli başarı..

MAÇIN İYİSİ
Zokora. Orta sahada takımını ayakta tuttu. Tüm boşlukları dolduran isimdi.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının devamı...

Can Bartu neden efsane

6 Ekim 2013



Nasıl bir futbolcu olduğunu anlatılanlardan, okuduklarımdan ve çok kısa görüntülerden öğrenmeye çalıştım.. Ama nasıl bir efsane olduğunu çok iyi biliyorum..
Can Bartu’yla aynı grupta çalışırken Parma’ya gitmiştik.. Beni çok fazla tanımıyordu o zamanlar.. Parma’daki otelin lobisinde karşılanışını, “Kan Bartu” diye hitap edilişini unutamam.. Çok ama çok seviliyor Can Bartu İtalya’da..
Biraz sivri dillidir.. Biraz üstten bakan bir görüntüsü vardır olaylara.. Tanımayan “çok burnu büyük” diyebilir.. Oysa Can Bartu’nun kalbi güzeldir, sıcaktır..

Her yerde müthiştiAziz Yıldırım’ın ilk dönemlerinde, kulübün karıştığı bir ortamda önemli bir Fenerbahçeli Can Bartu’ya gidip açıkça başkanlık teklif etmişti.. “Sen kabul edersen çok güçlü bir yönetim oluştururuz” demişti.. Can Ağabey, “Benim koltukla, yönetimle, başkanlıkla işim olmaz” diyerek geri çevirdi öneriyi..

Yazının devamı...

Labirent

30 Eylül 2013

Bir labirenttir.. 15 takım bu labirentin başından başlar çıkışını arar.. 3 Büyükler labirentin sonundadır.. Onlar lige “Şampiyon” olarak başlarlar.. Her hata şampiyonluk yolunda geriye atılan adım, labirentin içinde biraz daha kaybolmaktır..
İlk hatayı G.Saray yaptı.. Beşiktaş birlik olmanın avantajıyla hala labirentteki en avantajlı takımlardan biri..
Ve F.Bahçe.. Yanal bir şeyi çok iyi biliyor.. Bu kadro gol atar.. Ama bir şeyi de unutuyor.. F.Bahçe’nin kötü oynadığı bölümler çok fazla.

Yıldırım’a borçlular
G.Birliği etkili bir takım değil.. Diyadin’i çok sememe karşın takımın kalitesinden şüphelerim var.. F.Bahçe böyle bir rakip karşısında uzun süre kötü oynadı..
Gol bir duran topla geldi.. Ve G.Birliği’nin net bir penaltısı golden önce verilmedi.. Emenike-Sow-Webo’da yedek isim Webo olur. Ama F.Bahçe şampiyon olmak istiyorsa rakiplerini hızlı futbolla boğmalı.. Bir gün önce Arena’daydım.. G.Saray taraftarı maç sonunda her şeyden çok Bruma’yı konuşuyordu.. Çünkü Bruma ekstra bir oyuncu.. Ben Emenike’yi iyi tanırım.. Bu ligde değil, üst seviyede daha iyi iş yapar. Ama aklı hala Aykut Kocaman’da.. Yanal, Emenike’nin kalbine girmeli. Labirentin kapısından ayrılmamanın ilk şartı bu. Belki Emenike, Yanal’ın elini öpmez ama katkısıyla F.Bahçe’yi şampiyonluğa taşır.

Yazının devamı...

Aklım: 6 - Vicdanım: 1

28 Eylül 2013

Üç maç da olağandışı gelişmelere sahne oldu.. 4 Nisan 2001’de ilk yarıyı Real 2-0 önde kapamıştı.. Lucescu devre arasında Jardel’i oyundan almak istemiş.. Hagi karşı koyunca büyük tartışma çıkmış.. Sonuçta Hagi’nin istediği olmuş ve sahada kalan Jardel takımının galibiyet golünü atmıştı..
Geçen sezonun sonunda Real Madrid çok rahat geldi Arena’ya.. Skor 3-1 olduğu anda arkamdaki İspanyol radyo spikerlerinin sesi inanılmazdı.. Herkes şaşırmıştı.. Galatasaray’ı eleyen Real değil, Ronaldo oldu o maçta..
Son maçta Galatasaray’ın çok daha sakin ve kontrollü oynayacağını düşünüyordum.. Öyle de başladı maça.. Dakikalar ilerledikçe oyunu eline geçirdi.. Vitesi artırmaya başladı.. Tam o anda önemli bir savunma hatası Real Madrid’i rahatlattı.. Devre arası, Burak’ın kaçırdığı gol ve Galatasaray’ın beraberlik isteği normal gelişmelerdi.. Ama o andan itibaren normalin dışına taşan gelişmeler oldu..
Maçta olmasam, topsuz alanda yaşananları, Terim’in saniye saniye takıma müdahalelerini izlemesem başka şeyler düşünürdüm.. Ama onları gördükten ve maçtan bugüne yaşananları akıl süzgecinden geçirdikten sonra düşüncelerim çok farklılaştı..

KRAMPONLAR İYİ HAZIRLANMAMIŞ!

G.SARAY, Real Mad-rid’den 6 gol yiyebilir.. Real de Dortmund’dan 4 gol yedi.. Bayern iki maçta Barcelona’ya yemeden 7 gol attı.. Olabilir.. Ama böyle sonuçlar bu seviyedeki takımlar arasında yaşanıyorsa ‘olabilirliğini’ hazırlayan futbol dışı faktörler vardır.. Bu skorlarla karşılaşan üç takımın da teknik direktörü değişmişse, hatta değişeceği belliyse takım içindeki bazı oyuncular; kramponlarını maça iyi hazırlamamış olabilir..
Yüreklerini takım için ortaya koymazlar.. Yüzlerine güldükleri, ellerini sıktıkları ‘adamın’ gitmesi için bir hamle daha yaparlar.. Gizlice.. Başlıkta da gördünüz.. Kimsenin günahını almak istemem.. O yüzden yanılma payı bırakıyorum..

Yazının devamı...