Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

IŞİD’den daha büyük tehlike

EKRANDA ‘30 ölü, 76 yaralı’ yazıyor. En az 30 ölü, 76 yaralı; o da şimdilik. ‘Artabilir’ deniyor. Korkunç bir katliam. Büyük bir acı. Allah bir daha yaşatmasın...

***

Tüm şüpheler, IŞİD tabelası altında toplanmış katil sürüsü üzerinde yoğunlaşıyor.

Suriye’de Rojava bölgesinin PYD kontrolüne geçişinin yıldönümü.

Aynı zamanda Türkiye’nin sınır güvenliği için IŞİD’i vurmaya hazırlandığı, sınıra askeri yığınak yaptığı bir zaman.

Neden? Niçin? Nasıl? Güvenlik zafiyeti var mı? Önlenebilir miydi?...

Bittabii bu soruların peşine düşülecek, bu sorulara tatminkâr cevaplar aranacak, yetkili ve sorumlu makamların ihmal ve kusuru sorgulanacak, hak yerini bulsun istenecek, gözü dönmüş canilerden hesap sorulacak, kana doymayan canavar sürüleriyle savaşılacak.

İster kan biraderi, ister mezhep kardeşi, ister dindaş suretine bürünmüş olsun, insaniyetin yanında kötülük ve karanlığa karşı sonuna kadar mücadele edilecek.

Ancak bunu yaparken ihtiyacımız olan şey kararlılık, sağduyu, soğukkanlılığımızı kaybetmemek, yılgınlığa asla kapılmamak, psikolojimizi esir almaya yönelen şiddete teslim olmamak ve karamsarlığa yenik düşmemektir.

Ve hepsinin de başında, birbirimize kat’a düşmemek...

Terörün lanet olası amacına, kahrolası emellerine hizmet edecek bir şey varsa o da budur.

O da Suruç’taki alçakça saldırıdan yararlanmaya çalışmak, bu vahşetten bir takım kazanımlar çıkarmaya kalkışmak, kendi siyasi kavgasına ve propagandasına alet etme gayretine girmek...

Yani birbirimize düşmektir.

***

IŞİD büyük bir tehlike.

Fakat ondan da büyük bir tehlike var kapımızda.

Her an birbirimize çevirmeye hazır beklettiğimiz işaret parmaklarımızın ucundaki tehlike.

Kayıplarımız henüz yerde, daha neye uğradığımızı bile anlayamamışken başlatılan propaganda bombardımanları, özel ajanda atakları...

Karşılıklı suçlamalar; ‘Sen mi sebep oldun, ben mi’ dalaşları; ‘Sana mı yarar, bana mı yaramaz’ hesapları... Akbabaların bile yapmayacağı fırsatçılıklar, mezar soyguncusu nebbaşları dahi utandıracak çıkarcılıklar, katliamdan bile kullanışlı malzeme çıkarma kalpsizlikleri, kıyılmış canlar üzerinden tiksinç istismarlar...

Hırgür arasında bayram neşemizi zaten kaybetmiştik.

Kala kala yarım yamalak bir bayram rehavetimiz kalmıştı, o da zehroldu.

Sosyal medyadaki kopuş ve cinnet daha da ürkütücü.

Oralardaki ruh sefaletine, gözü kör eden tarafgirliğe, partizanlığa bakınca baştaki duama bir dua daha ekliyorum.

Allah böyle acıları tekrar göstermesin demiştim.

Beterin beteri var.

Allah beterinden de sakınsın.

Sevinci kursağımızda kalan bayramları bile arar hale getirtmesin bizi!...

***

Yanı başımızda harap olan Irak’ı düşünün, gözümüzün önünde perişan olup giden Suriye’yi...

Hınç ve öfke siyasetinden, etnik veya dini sürtüşmelerden, toplumun bir bölümünün diğerine bilendikçe bilenmesinden ürpermemek mümkün mü?

Çok şükür, hâlâ tutunacak bir dalımız var.

Bütün bölünmüşlüklerimize, kamplaşmalarımıza rağmen hâlâ müşterek bir vicdanımız var.

Ve dara düştüğümüz anlarda Hızır gibi imdada yetişiyor.

Bulabildiğim tek teselli, o vicdanın bir kez daha devreye girmiş olmasıdır.

Hiç değilse ortak acılarda bizi birleştiren insani duygular, içimizdeki cehennem zebanilerinin histerik çığlıklarını hâlâ bastırıyor.

Yoksa maazallah, Suriye ile Irak ortada.

X