"Akif Beki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Akif Beki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Akif Beki

HDP nereye koşuyor?

TAK denilen örgüt, PKK’nın paravanı olarak tanınıyordu. Tabela örgütü gibi.

Yoksa karar alma mekanizması Kandil’den bağımsız, kendi başına hareket edebilen, müstakil, yarı müstakil ya da otonom bir yapı değil.

 

Biliniyor ki bu örgüt, PKK’nın üstlenmekten kaçındığı terör eylemlerini üstlenmesi için kuruldu.

 

 


Maşa ama maşalığı bile göstermelik. Maşanın maşası gibi.

 

 

Ankara Merasim Sokak’ta, askeri servis araçlarını hedef alan intihar saldırısı da bu tür bir alçaklıktı.

 

 


PKK’nın bile doğrudan sahiplenmek istemeyeceği, maşanın bile ancak bir maşayla tutacağı türden bir melanet.

 


Onun için kamuoyuna karşı sorumluluğunu TAK’a yüklediler.

 

 

PKK, ilgisi alakası bir yana, haberi de yokmuş gibi yaptı.

 

 


İşte PKK dahi eline bulaştırmamak için maşa kullanırken, bu alçaklığı eldivensiz sahiplenmekte sorun görmüyor kimi HDP’liler.

 


* * *

 


Üstlenme duyurusunda, gerçek kimliği Abdulbaki Sönmez olarak açıklanan fail için Van’da taziye çadırı açılmış.

 

 


HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer de yanına yerel parti yöneticilerini de alarak çadırı ziyaret etmekte hiçbir sakınca görmemiş. Saklanmadan, gizlenmeden, göstere göstere gitmiş.

 


Bu eylemle aralarına alenen ve keskin hatlarla mesafe koymayacaklardıysa daha ilk saatlerden itibaren HDP’lilerden gelen kınama mesajları neydi peki?

 


Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’la Grup Başkanvekili İdris Baluken’in ‘tereddütsüz kınayan’ açıklamalarını nereye koyacağız?

 


Gerçi AK Parti, CHP ve MHP’nin imzaladığı teröre karşı ortak deklarasyona imza koymadı HDP. Bildirinin, Meclis iradesine dönüşmesine engel oldu.

 


Bir takım gerekçeler sıralasalar da hiçbiri niye ortak bildiriden kaytardıklarını izaha yetmiyor. İkna edici, inandırıcı olmaktan uzak, uyduruk yan çizme bahaneleriydi hepsi.

 


Fakat yine de...

 

 

Hiç değilse ele güne karşı zevahiri kurtarmaya çalıştılar.

 

 


Bari yasak savmak için bile olsa asgari bir insani duyarlılık beyan ettiler.

 


En azından haklı yergilere karşı alınganlık göstererek ‘Üç parti kınamış da biz kınamamışız diye bir şey yok’ dediler.

 


Lafta dahi olsa ortaya çıkan görüntüyü reddetme gereği hissettiler.

 


Duruşları ciddi bir irritasyona yol açtı, ama infiale sebebiyet vermemek için kıvrandılar en azından, nafile de olsa didinip çabaladılar.

 


Ne ki milletvekillerinin katliamcılara pervasız desteği, HDP yönetiminin tüm o kurbanlarla dayanışma mesajlarını da boşa çıkardı.

 


* * *

 


Siz, ‘acımasız’ dediğiniz bir katliamda hayatlarını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralananlara acil şifalar dileyeceksiniz...

 


Siz, duyduğunuz içten üzüntü, elem ve kederi paylaşacaksınız...

 


Milletvekili arkadaşınız da aynı taziye dileklerini katliamın faili için ifade edecek. Aynı üzüntü, elem ve kederi ‘intihar eylemcisi’nin can kaybından dolayı hissedecek.

 

 


Arkadaşınız PKK’dan bile ileri gidecek, paravanı aradan çekecek, katliamın failiyle doğrudan bir yakınlık ve duygu birliği içine girecek.

 

 


Bu iki tutum aynı anda gerçek olabilir mi?

 


Terör ve şiddete, özellikle de IŞİD’vari canlı bomba vahşetlerine karşı HDP’nin takındığı ikili tavrın samimiyeti sorgulandığında, söz söylemeye yüzleri kalır mı bir daha?

 


* * *

 


Üç ihtimal var...

 


Ya dağdakiler HDP’yi gözden çıkardı, ‘fedai eylemi’ dedikleri türden bir intihar saldırısına azmettiriyorlar.

 

 


Çünkü o intihar saldırısına bir ‘fedai eylemi’, saldırgana da ‘ölümsüzler taburunun intikamcı fedailerinden bir şehit’ muamelesiyle sahip çıkmak, siyaseten intihar etmekten farksız.

 


Ve HDP, Kandil’in buyruklarına direnemiyor, kendi aleyhine de olsa oradan gelen direktiflere çaresizce boyun eğiyor.

 


PKK’nın, çıkarları gereği üstlenmediği işleri yıkmasına yarayan sözüm ona ‘otonom birimler’i kadar dahi otonom davranamıyor.

 


Örgütün, karanlık kalmasında fayda gördüğü faaliyetlerini üstlerine attığı ‘bağımsız unsurlar’ı kadar bile Kandil’in vesayetinden bağımsızlaşamıyor.

 


Silahlı özyönetim dayatmalarına arka çıktığı kadar olsun, örgütün boyunduruğundan kurtularak kendi kurumsal özyönetimini ilan edemiyor.

 


Ya da ikincisi.

 

 


Yani HDP grubuna sızan bağımsız birimler laf dinlemiyor, yöneticilerini takmıyor, onlara dağdakilerden başka kimse söz geçiremiyor.

 

 


Eğer içlerindeki otonom unsurlar parti talimatnamesi yerine Kandil’den gelen komutlara uyduğundan da değilse...Üçüncüsüdür. Bile bile siyaseten intihar.

X