Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Atın bunu zindana’ tarzı

DİYARBAKIR Baro Başkanı Tahir Elçi’ninki bir fikirdi.

Nefret saldırısı değil, hakaret değil, küfür değil. Yanlış olabilir, haksız olabilir; rahatsız edici, kırıcı, kışkırtıcı, sarsıcı, hatta şoke edici olabilir ama sonuçta bir fikirdi. Terör suçunu teşvik ve övme kastı içermeyen bir fikir. ‘Terör örgütü propagandası’ndan hapsi boylayacaktı az daha, kıyısından döndü.

Oysa bıraksanız, kendi doğruları kendi yanlışlarını götürürdü zaten.
Yaptığı savunmaları alt alta yazıp kendi haline terk etseniz, 3 saniye içinde birbirlerini çökerttiklerini görürdünüz.
Velev ki haddi aştı, ‘hadsiz’e had bildirme organı mı olmalıydı yargı?


* * *


Neydi ana fikri: PKK bir terör örgütü değildir, o tanımlamayı aşan bir fenomendir...
Neydi güya bu fikrini destekleyecek örnekleri: Bir zamanlar Barzani de, Talabani de, Arafat da teröristlikle suçlanmıyor muydu? Ama sonra hepsi Beyaz Saray’larda ağırlandılar...
HAMAS da AB’ye, ABD’ye göre bir terör örgütü. Ama Türkiye’de devlet protokolüyle karşılanıyor...
Yani Kandil bir Gazze, bir Ramallah; Ankara da bir Telaviv. Öyle mi?
Türkiye’nin PKK’ya karşı konumu, BM kararlarıyla tasdiklendiği üzere Filistin topraklarında işgalci olan bir İsrail’inkiyle bir mi yani?
Cevap, yine Tahir Elçi’nin kendi savunmasından: Ne PKK’nın dediği gibi TSK bölgede bir ‘işgalci ordusu’ ne de devletin dediği gibi PKK bir ‘terör örgütü’.
İki tanımlamayı da yanlış buluyor, zaten bu dili değiştirmek gerektiğine inandığı için o çıkışı yaptığını açıklıyor.
Yaman çelişkilere düşmüyor mu?
TSK ‘işgalci ordusu’ değilken PKK’nın bir Filistin Kurtuluş Örgütü olduğu nasıl söylenebilir? Hamas gibi bir direniş örgütü nasıl denilebilir?
Kaldı ki İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında ‘kurtuluş savaşı’ veren örgütlerin bile başvurduğu her yöntem meşru görülmüyor ve gösterilmiyor. Bomba patlattıklarında kınanıyor, ‘terör’ eylemlerinden men ediliyorlar.


* * *


Tahir Elçi’nin bir dediği öbür dediğini çürütmeye yetmiyorsa, Selahattin Demirtaş’tan da yardım alabilirsiniz.
Bakmayın siz Türkiye’de bir gün “Devletimiz halkımıza saldırmıştır. Devlet bir katliama imza atmıştır, katilsiniz’ deyip... Ertesi gün sözlerini geri almasına, “Ankara katliamını hükümet planladı, bilfiil devlet yaptı, başbakan da biliyordu demiyoruz” gibilerinden kendini düzeltmesine...
Bakmayın siz, bir zikzak döngüsü içinde bu gelgitleri sürekli tekrarlamasına...
Bakmayın siz, kendisiyle sürgit çelişme pahasına çatal bir dil kullanmaktan vazgeçmemesine...
Daha yeni Londra’da “Silahlı yöntemle demokratik siyaset yan yana yürümez” diyen Demirtaş’ın ta kendisi değil miydi?
Alın işte, Elçi’nin Türkiye için yaptığı Irak benzetmesi de gitti güme. ‘Silahsız siyasetle ne yapılamıyor ki Türkiye’de, silahla yapılsın’ iddiasını kanıtlamaya HDP’nin varlığı tek başına yetecektir.
HDP gerçeği ortada dururken... Saddam’ın Baas’ına direnen Kürt önderleriyle Türkiye’de demokrasinin altına dinamit döşeyen PKK kadroları arasında nasıl bir benzerlik kurulabilir?
Tabuları yıkmaktan bahsediyor Tahir Elçi. Ona dersiniz ki PKK’nın bir terör örgütü olduğu sözüm ona ‘tabu’sunu provokatif çıkışlarla kırmaya uğraşacağınıza... Gelin silahı kutsayan, silahlı yöntemi fetişleştiren anlayışı kıralım. Kandil Dağı’nı, şoke edici fikri zelzelelerle, düşünsel depremlerle sarsalım. Dağdakileri aşağı inmeye zorlamak, daha hayırlı bir provokasyon olmaz mı?
Hem “Terör nitelikli bazı faaliyetleri olsa da PKK bir terör örgütü değildir, silahlı bir siyasi harekettir” gibi zorlamalardan da kurtarırsınız onu.
Fakat mahkemelik etmek de nedir? Fikirlerin mahkûm edileceği yer, mahkemeler midir?


* * *


En çürük fikirler bile hâkim kararıyla çürütülemez.
Tahir Elçi bir argüman, siz karşı bir argüman getirirsiniz. Tartışmaya polis müdahil olmaz, savcı araya girmez. Günün sonunda sağlam olmayan fikirler tutmaz; mantık ve sağduyu testine dayanıklı olanlar da ayakta kalır, o kadar...
Üstelik ifadeye rızasıyla, kendi ayaklarıyla gitmeye hazır bir baro başkanını, kaçacakmış gibi polis nezaretinde mevcutlu getirtmek de neyin nesidir?
Terör propagandasıyla suçlanıyor. Oysa maruz kaldığı ‘atın şu hadsizi zindana’ tavrı, en çürük fikre bile uluslararası bir propaganda gücü kazandırmaz mı? Hangi akla hizmet!

X