"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Özkes’ten yola çıkıp genelleme yapmayalım

DİKKAT: Aşağıdaki yazı, yeni bir “İhsan Özkes yazısı” değildir.
İhsan Özkes’in dindar siyasetçilerle ilgili oluşturduğu algı tahribatını düzeltme yazısıdır. Özkes, bu yazıda sadece bir prototip olarak yer almaktadır. Bunun dışında bu yazı açısından zerre kadar değeri yoktur.

İhsan Özkes denilen şahıs çok bariz bir kaypaklık yaptı.
Hiçbir ahlaki tutarlılığa, hiçbir ilkeye uymayan bir kaypaklık...
Hesabı verilmiş tedrici bir siyasi değişimle uzaktan yakından alakası olmayan açık ve bariz bir kaypaklık...


*


Bu kaypaklığı temel alan bazı tipler...
Bu kaypaklıktan yola çıkarak...
İslami hassasiyetleriyle siyaset sahnesinde var olan hemen herkesle ilgili haksız, hakkaniyetsiz ve toptancı genellemeler yapmaya başladılar.


*


Neymiş?
Aslında bu İslamcıların alayı Özkes gibiymiş.
Aslında bu İslamcılardan uzak durulmalıymış.
Aslında CHP, bu İslamcılara kapılarını tamamen kapatmalıymış.
Aslında bu İslamcılardan kimseye yarar gelmezmiş.


*


İşte işin tam da bu kısmında “HOP” diye haykırıyorum.


*


“HOP” diye haykırıyorum.
Çünkü ben öyle bilirim ki...
Kaypaklığın, namussuzluğun, ahlaksızlığın, dengesizliğin bir ideolojisi, bir inancı, bir dini, bir imanı yoktur.
Bir insanın kendisine “dindarım, İslamcıyım, Peygamber sevdalısıyım” demesi, onu ahlaksız olmaktan otomatikman çıkaramaz.
Tıpkı bir insanın kendisine “liberalim, solcuyum, komünistim, milliyetçiyim” demesinin, o insanı ahlaksız olmaktan otomatikman çıkaramadığı gibi.
Bir milliyetçinin, kocaman bir sürpriz yaparak bir gecede 40 yıllık dava arkadaşlarına tekme atması karşısında hiç kimse “Bu milliyetçilerin alayı böyledir zaten” diyemez.
Bin yılın solcusu olup da ahlaksızlığın, tetikçiliğin ve kaypaklığın kitabını yazan adamlara bakıp... “Solculardan zinhar uzak durmalıyız” denilemez.


*


Harbi olmakla, güvenilir olmakla, sözünün eri olmakla, dağ gibi yaslanılacak bir insan olmakla...
Dinin, imanın, ideolojinin maalesef doğrudan bir ilişkisi yoktur.
Harbi olmak, güvenilir olmak, sözünün eri olmak, dağ gibi yaslanılacak bir insan olmak...
Tamamen karakterle, vicdanla, utanma duygusuyla, yüz kızarıklığıyla, ahlakla, insanlıkla ve hayâ duygusuyla alakalı bir durumdur.


*


Gerçi “Hayâ imandandır” ama...
Neyse, neyse... Konuşturmayın beni daha fazla.

Fakat alışmıştık be


NE yani şimdi Ali Babacan’sız mı geçecek günlerimiz.
Özlemeyecek miyiz, onun arada sırada yaptığı “Böyle gidersek mahvoluruz” açıklamasını, sonra hiç böyle bir açıklama yapmamış gibi beş ay sessizliğe gömülmesini falan.


*


Ne yani Bülent Arınç’tan mahrum mu kalacağız?
Onun vicdani manifestolar ile “Kadınlar kahkaha atamaz” yelpazesinde savrulup duran açıklamalarını aramayacak mıyız?


*


Ne yani Hüseyin Çelik olmayacak mı artık siyaset sahnesinde?
Hiç mi özlemeyeceğiz, onun en az on beş havuz köşe yazarı gücündeki polemikçiliğini, uzun basın toplantılarını, tarihten verdiği irite edici örnekleri falan.


*


Ne yani Cemil Çiçek’siz bir Meclisimiz mi olacak?
Tamam, öyle olsun ama...
Ta ANAP’lı günlerden gelen bir büyük alışkanlığımız vardı, o ne olacak?


*


Tiryakileri olmuştuk yahu tiryakileri.

90’lara başka nasıl dönülür ki?

DOĞRU yalan bilmem...
İşittiğime göre AK Parti, merkeze selam çakma amacıyla Mesut Yılmaz’ı Rize’den aday gösterecekmiş.
Keşke Tansu Çiller’i de Muğla’dan aday gösterseler...


*


Bu arada...
“Cizre’de hainlere kök söktürülüyor” manşetleri var gazetelerde.
Diyarbakır Sur’da sokağa çıkma yasağı.
Şehit sayısı 80’i aşmış. Neredeyse her güne iki şehit düşüyor.
PKK gittikçe daha da azgınlaşıyor.


*


Bir rivayete göre de AK Parti, Susurluk vakasının önemli isimlerinden Sedat Bucak’a da teklif götürmüş.


*


Bütün bunlar olurken CHP durur mu?
CHP de Doğu Perinçek ve şahin general Osman Pamukoğlu ile temastaymış.


*


Bir şey soracağım:
Bu memlekete 90’lar başka türlü nasıl gelir?
Ya da 90’lara dönmek için başka ne olması gerekiyor?

‘Ey Suudi’ demiyorlarmış çünkü...


“NEDEN ‘Ey Batı’ diyorsunuz da bir türlü ‘Ey Suudi’ demiyorsunuz” diye sordum ya...
Cevap verdiler.
Diyorlar ki:
Demiyoruz, çünkü Suudi’nin ipini de Batı tutuyor.
Demiyoruz, çünkü Suudi’nin iradesi Batı’ya ipotekli.
Demiyoruz, çünkü Batı, Suudi’yi de kafakola almış.


*


Ve bütün bu cevaplarla birlikte...
Suudi, sütten çıkmış ak kaşık oluveriyor tabii.


*


O zaman soralım bu Suudi’yi koruma timlerine:
Madem Suudi’nin ipini Batı tutuyor, niye ikide bir ipini Batı’nın tuttuğu Suudi Kralı’na temennalar çekiliyor?
Madem Suudi’nin iradesi Batı’ya ipotekli, niye bunların iradesini elinde tutanla değil de, bunlarla yakın mesai içindesiniz?
Madem Suudi iradesiz.. Niye bunların kralı ölünce biz bu iradesiz için üç gün yas tutuyoruz?


*


Azıcık kafanı çalıştır be kardeşim!
Üç günlüğüne gittiği ABD’de, ülkenin en lüks ve şatafatlı otelinin bütün odalarını kiralayan...
Tatile gittiği Fransa’da plaja komple el koyup milyonlar veren...
Bir yerden bir yere hareket ettiğinde 40 uçak, üç bin valizle seyahat eden...
Bu krallara, bu meliklere, bu şeyhlere...
Hiçbir şey yapamıyorsanız bari “Suriyeli ölü çocuklar sizi çarpacak ey koca gövdeli günahkârlar” falan deyin.
Bari imanınızın en zayıf derecesini kurtarın.


Tarafsız Bölge bu akşam başlıyor


HAFTALARDIR sokaklarda
işittiğim cümleler şunlardı:
Ne zaman başlıyor Tarafsız Bölge?
Yoksa başına bir şey mi geldi?
Artık ekrana çıksan nasıl olur?
Amma uzattın birader.
Ortalık karışık sen yoksun.


*


Sorup duruyordunuz.
Bu akşam başlıyoruz işte.
Gelin, ekran başında
buluşalım da...
Azıcık düşman çatlatalım.

X