Asıl ’sünepe’ ve ’geberesiler’

ESKİ 1. Ordu Komutanı (E) Doğan Kılıç, iddianamede adının geçmesi üzerine şu açıklamayı yapıyor:

Haberin Devamı

Eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan yanıtlıyor

"Ergenekon davası iddianamesinin 1618-1619-1620’nci sayfalarında hayali gizli toplantılara ilişkin ’belgelere’ (!) atıfta bulunulmakta, söz konusu toplantılarda yapılan ’konuşmaların’ bir bölümü bana (Çetin Doğan) mal edilmektedir. İddianamede yer alan hayali konuşmalar 28.7.2008 günlü gazetelerin bir bölümünde kısmen veya tamamen yer almış bulunmaktadır. (Doğan’ın, Çiller için ’geberesi kadın Sünni, Mesut Yılmaz için de aynı şey geçerli’; İ.H. Karadayı için de ’sünepe’ dediği öne sürülüyor. Y.B.)

Şahsıma yapılan saldırıların yanı sıra, büyük saygı duyduğum ve birlikte çalışmaktan onur duyduğum dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İ.H. Karadayı ve dönemin Başbakanı Sayın Çiller’e gıyaplarında sarf ettiğim ileri sürülen çirkin yakıştırmaların tamamen uydurma ve maksatlı olarak ’imal’ edildiğini öncelikle belirtmek isterim. Konuyu yargıya götürme hakkım saklı kalmak üzere, iddianamenin ilgili sayfalarını ilişikte sunarak, konuya açıklık getirmem zorunlu hale gelmiştir.

Sayın savcılarımızın bütün iyi niyetime rağmen bu ’hezeyanları’ basit bir araştırma yapmadan iddianamelerine aldıklarını anlamakta hayli zorlandığımı belirtmeliyim. Bu uydurma notların bir delil olarak ortaya konması, başka benzer ’servis notlarının’ da iddianamede yer alıp almadığı sorusunu akla getirmekte ve yargı erkine duyulan ’güven’ zedelenmektedir. İddianamenin belirttiğim sayfalarında geçen hayali konuşma notlarının geçmişi 10 sene evveline dayanmakta ve senaryoların uzunluğu ile adeta bir ’pehlivan hikayesi’ne benzemektedir. Savcılarımızın sadece ’gerekli’ gördükleri kadarını iddianamelerine aldıkları anlaşılmaktadır.

’Pehlivan hikayeleri’nin 1997-1999 yıllarında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde general rütbesi ile görev yapan hemen hemen bütün personele ’kişiye özel’ imzasız mektuplarla dağıtıldığını ve bana da dolaylı olarak iletildiğini belirtmeliyim. Yapılan araştırma sonucunda, notları imal eden kişinin TSK’dan irticai faaliyetler nedeniyle atılan bir öğretmen subay olabileceği, bunu kanıtlanmanın zorluğu nedeniyle bir işlem yapılmasından sarfınazar edildiği bildirilmişti.

ALEVİLERE SEVGİ-SAYGI

Aleviliğe ve Alevi yurttaşlara karşı derin bir sevgi ve saygı duyduğumu inkár etmiyorum. Kurtuluş Savaşımız’da Atatürk’ün ne yapmak istediğini doğru kavrayarak onun etrafında kenetlenenlerin öncelikle Alevi yurttaşlar olduğu bir gerçektir. Alevi olsaydım bunu gururla söyleyeceğimden kuşku duyulmasın. Kuzey Kafkaslar’da tarihi nedenlerle Alevilik mezhebi hiç yayılamamıştır. Bu nedenle özü Kafkas göçmeni bir Türk olarak Alevi olabilmem de mümkün değildir.

Mezhep konusunda üzülerek yaptığım bu açıklamanın nedeni, iddianamede söz konusu edilen ’Gizli Konuşma Notları’nın merkezde ’Alevilik iddiası’ bulunması ve ’ciddiye alınan notların’ bütünüyle bir safsatadan ibaret olduğunu ortaya koymak içindir. Kaldı ki, dini siyasi arenadan çıkartarak onu inanç dünyasındaki kendi mecrasına sokma gayretinde olanların, ’Türkiye Aleviliği’ni yaratma gibi bir rüyası olamayacağını da herkesin bildiğini sanırım.

Bu senaryoların yazarının bugün oldukça ’semirili’ ve ’korumalı’ olduğunu sanırım. Şimdi mertçe ortaya çıkıp yazdığı metinlere sahip çıkarak altlarını imzalamalıdır. Asıl ’sünepeler’ ve ’geberesi’ olanlar imzasız mektup yazıp ortaya çıkmaktan korkanlar ve iddialarının arkasında duramayanlardır.

İftira ve ’jurnalcilikte’ Abdülhamit dönemini anımsatan uygulamaların bizi nereye götüreceğini hep birlikte göreceğiz. Ünlü bir yazarın (Bertold Brecht) dediği gibi "Hiçbir ileri gidiş, akla, mantığa ve sağduyuya geri dönüş kadar zor değildir." Zorluklar bizi yıldırmasın. Halkımızın zorlukları yenerek yarınlarımızı aydınlatacağına inancımı hálá kaybetmedim."

’PAÇAL’ BİR KARAR AMA AYNI ZAMANDA EKSİK

’ANAYASACI’ hukukçumuzun değerlendirmesi:

Anayasa Mahkemesi Başkanı kararı açıklarken bir mahkemenin yapmaması gereken bir ifşaatta bulunmuş ve iktidar partisini kapatma davasını görüşürken mahkeme olarak çok ağır bir yük altında kaldıklarını itiraf etmiştir. Bu bir yüksek mahkemenin önündeki davayı hukuki veya başka bir takım mülahazalar ile değerlendirmekte zorlanması anlamına gelir ve Anayasa Mahkemesi’nin veya Başkanının bu değerlendirmede bulunması ve bunu adeta kararına gerekçe gibi sunması, Yüksek Mahkeme olmanın ’yargısal kalibresine’ uygun düşmemiştir.

Bir Yüksek Mahkemenin görevi, önüne gelen ve görev alanında olan her hukuki fonksiyonu bihakkın yerine getirmektir.

Yüce Divan olarak siyasilerin hayatları ile ilgili karar verirken, zorlanmayan bir Yüksek Mahkemenin, Anayasa ve yasalara aykırı davrandığı delillendirilen bir partinin yargılamasını da feraset ile ve hukuk dışında hiçbir mülahazaya dayanmadan yapabilmesi sorumluluğu vardır ve bu fonksiyon zaaf ve mazeret kabul etmez.

Kararın delimitasyonu (açılımı) şöyle:

6 üye, AKP’nin laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olması nedeniyle kapatılması yönünde oy kullanmış.

4 üye, AKP’nin, laiklik karşıtı faaliyetleri olduğunu, fakat ’odak’ olma kriterinin gerçekleşmediği yönünde karar ve Hazine yardımının kesilmesine hükmedilmesine karar vermişler. Sonuçta 10 üye AKP’nin laikliğe aykırı faaliyetlerde bulunduğu konusunda hüküm birliğine varmışlardır. 1 üye de kapatılmaya gerek olmadığı yönünde oy kullanmıştır.

Hazine yardımının kesilmesine dair ceza, tüzel kişiliğe verilmiş fakat 10 üyenin üzerinde mutabık olduğu, ’laikliğe aykırı faaliyetlere’ eylem ve söylemleri ile sebep olan partililer hakkında bir müeyyide uygulanmayarak eksik bırakılmış; sonuçta hukuki değil siyasi ağırlığı olan ’paçal’ bir içtihat yapılmıştır.

2. BABUNA VAKASI GİBİ...
8.5 milyon KEY alacaklısının özlük bilgilerinin Resmi Gazete’nin web sayfasında yayınlanması; tarihte eşi-benzeri görülmemiş bir açık istihbarat kaynağının yabancı misyonların, gizli servislerin, terörist grupların eline geçmesine yol açmıştır.

Sahte nüfus cüzdanı çıkarmak için mühtiş bir başvuru kaynağı... Bu çalışma ’Oktar Babuna vakası’ndan sonraki ikinci büyük hatadır.
Alper TORTOP

GÜNÜN SÖZÜ
"Bundan sonra ben, beş altı ay içinde Anayasa değişikliklerinin yapılacağına inanıyorum. Bu Anayasa değişiklikleri yapılırsa bu da Türkiye Cumhuriyet’nin sonudur."

(RP ve FP hakkında kapatma davası açan, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş)

Yazarın Tüm Yazıları