Ombudsman

KAMU Denetçiliği Kurumu Kanunu bilhassa iki kavramı vurguluyor: Biri bağımsızlık, öbürü tarafsızlık.

Haberin Devamı

Kanun’un daha 1. maddesinde kamu denetçiliği, “bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması olarak” tanımlanıyor. 12. maddesinin başlığı “Bağımsızlık ve Tarafsızlık”tır ve şöyledir:

Başdenetçi ve denetçiler görevlerini yerine getirirken tarafsızlık ilkesine uygun davranmak zorundadırlar.”

Başdenetçi ve denetçi olarak seçilenler, 13. maddeye göre şöyle yemin ediyorlar:

Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Avrupalı örneklerine bakılarak hazırlanan kanunda “tarafsızlık” kavramının bu kadar önemle vurgulanmasının bir sebebi var.

İdareyi denetlemek

GÖREVLERİ “idarenin her türlü eylem ve  işlemleri ile davranışlarını” insan hakları ve hakkaniyet açısından incelemektir. “İdare” iktidarların emrinde olduğu için, onu denetleyecek olanların tarafsızlığına güvenilmelidir ki, insanlar “hacet kapısı” gibi görüp başvursunlar, kurum işe yarasın.

Bu göreve seçilenlerin kişiliği hakkında çok şey yazıldı, söylendi. Ben kişileri değil, iktidarın niye böyle bir tercih yaptığı konusunu irdelemek istiyorum: Belli bir hukuk anlayışından başka, eski AKP kurucusu, eski AKP milletvekili, eski AKP yöneticisi...

Kanun’un 10. maddesinde denetçilik için, “başvuru sırasında herhangi bir partiye üye olmamak” şartı var. Niye? Siyasi taraftarlık gölgesi düşmesin diye... Fakat “başvuru sırasında” üye olmasalar bile geçmişte hep aynı “üyelik”ten gelmeleri bir siyasi tercihi yansıtmıyor mu? Parti kökeni itibariyle bir tanesi bari farklı olsa, tamam diyeceğim.

Bağımsız Merkez Bankası

BİR örnek olarak eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’dan bahsedeceğim. Her kesimin güvenini kazanmış bir isim. Onu başta eleştirenler bile sonra özür dilemişlerdi. Merkez Bankası’nın “bağımsızlığı”nı koruyarak hükümetin ekonomik başarısına yaptığı katkıyı kim inkâr edebilir? 2009 yılında Euromoney dergisi tarafından dünya çapında “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçilmişti üstelik... Fakat iktidar onu eledi!

Halbuki bağımsız ve tarafsız davranacağı konusunda mutlaka daha güven verici olurdu; MB Başkanlığı sırasında olduğu gibi.

Bağımsız kurumlar

SİYASİ kararlar alacak üst makamlara hükümetin siyaseten tercih ettiği isimlerin getirilmesi tabiidir. Ancak kendisinden “tarafsızlık” beklenen kurullara seçilecek isimler ya parti kimliğinden uzak ya da karma isimler olmalıdır ki tarafsızlığına güven duyulsun. BDDK, EPK ve Kamu Denetçiliği gibi...

Düşünce dünyamı çok etkileyen eserlerden biri Gabriel Almond ve Sidney Verba’nın Civice Culture adlı 1965 basımlı klasikleşmiş eseridir: Adaletin ve kamu hizmetlerinin tarafsızlığına güvenilen toplumlarda (İngiltere ve ABD gibi) siyasi istikrarın daha güçlü, gerilimlerin daha düşük olduğunu anlatır. Böyle olmayan toplumlar, mesela İtalya ve Meksika, daha istikrarsız, daha çatışmacı ve daha gergindir. İstatistik rakamlarıyla ortaya koyar bunu.

Eşit mesafede

BİZİM siyasi kültürümüz yüz yıldır korkunç derecede çatışmacıdır. Tarafsız olması gereken kurulların tarafsızlığına güven yaratılması gerilimi düşürmek gibi olumlu sonuçlar yaratır. Ama o kurumları siyasi çatışmaların konusu yapmak gerilimin sürüp gitmesinden başka sonuç vermez.

Artık bu büyük vebal denetçi seçilenlerin omuzlarındadır. Fransız Anayasa Konseyi’ne seçilen siyasi kökenli üyeler Fransız toplumuna nasıl tarafsız ve bağımsız oldukları güvenini veriyorlarsa, bizim denetçiler de bunu başarabilmeli... Sizi seçenlere ve protesto edenlere eşit mesafede olabilmek yani.

 

Yazarın Tüm Yazıları