Fatih ve fetih

FATİH Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı’ndaki kütüphanesinde Türkçe, Arapça ve Farsça’dan başka İtalyanca, Rumca, Latince eserler vardır.

İstanbul’un fethi konusunda Hz. Peygamber tarafından müjdelenen Fatih’in Georgios Amirutzes’e İncil’i tercüme ettirdiği, Rönesans ressamlarına portreler yaptırdığı bilinmektedir.

Fatih İslam tarihindeki en büyük felsefe tartışmasına büyük ilgi duymuş, felsefeyi eleştiren Gazali ile ona karşı felsefeyi savunan İbni Rüşd arasındaki karşılıklı Tehafüt (reddiye) tartışmasını yeniden ele almıştı. Devrin büyük alimlerinden Hocazade ve Tusi, Fatih’in isteğiyle tehafüt konusunu yeniden tartışmışlardır. Bu konuda merhum Prof. Mubahat Türker’in “Üç Tehafüt Bakımından İlim Felsefe ve Din Münasebeti” adlı muhteşem bir kitabı vardır.

Fatih ve Rönesans

Fatih’in doğuştan dehası ne olursa olsun, ona bu kültürel ilgiyi kazandıran bir “yetiştiği çevre” olmalıydı.

Tarihçi Denis Hay, Bizanslı bilgin Gemistus Plethon’un Hıristiyanlığa karşı eski Yunan pagan inançlarına bağlı bir felsefeci olduğunu, Bizans’taki baskılardan Sultan Murad’ın sarayına sığındığını, felsefi çalışmalarını orada sürdürdüğünü anlatır (Denis Hay, Europe in the Fourteenth and Fiveteenth Centuries, s. 473).

Halil İnalcık ve İlber Ortaylı Fatih’in “Rönesans hükümdarı” olduğunu belirtirler. Steven Runciman, Fatih’ten kaçan bilginlerin İtalyan Rönesansını başlattığı şeklindeki iddianın zırva olduğunu belirtir (The Fall of Constantinople, s. 188).

Rönesansı doğuran dinamikler çok daha önce başladığı gibi, belli başlı Bizanslı bilginlere Fatih sahip çıkmıştı, İtalya’ya gidenler Rönesans başlatacak çapta insanlar değildi.

Devlet adamı Fatih

Fatih’in bu evrensel bakışı bugün dünyaya açılmamızda iyi bir esin kaynağı olduğu gibi, onun devlet adamı yönü de bir o kadar önemlidir. Fatih, Osmanlı’nın Türkmen beyliğinden merkezi imparatorluk yapısına geçişini kurumlaştırmıştır.

Avrupa’da 17. yüzyılda başlayacak olan “otoritenin bölünmezliği” prensibini, yani siyasi ve hukuki merkezileşmeyi Fatih bizde 15. yüzyılda kurumlaştırdı. Bu sayede Anadolu’da göçebelik ve aşiret yapılarını tasfiye ederek tamamen yerleşik medeniyete geçmemiz mümkün olmuştur. ‘Kardeş katli’ bu siyasetin araçlarından biridir. Halil İnalcık hocamızın “Osmanlı Hukukuna Giriş” adlı akademik makalesi bu konuyu çok iyi anlatır.

Günümüzden iki yapım

Bugün Fatih’ten bahsetmemin iki sebebi var; biri Faruk Aksoy’un “Fetih 1453” filmidir. Sinema tarihimizin en büyük yapımı... Teknik eleştiriler yapılabilir ama kutlanması, teşvik edilmesi gereken başarılı bir prodüksiyon. Ben seyrettim, beğendim, tavsiye ederim.

İkincisi, Topkapı Kültür Parkı’ndaki Panorama 1453 Tarih Müzesi’dir. Geçenlerde Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın nazik rehberliğiyle gezdim, çok etkilendim.

Viyana Askeri Müzesi’nde Türklerin II. Viyana bozgununu resmeden büyük panoramik tablo, yahut Brüksel yakınlarında Napolyon’la savaşı anlatan ünlü Waterloo tablosu bunun yanında güdük kalır! Panorama 1453’ün dünyada bir dengi var mı bilmiyorum?

Gökkubbe altında, başta Fatih olmak üzere 10 bin canlının üç boyutlu resmi, surlar, şahi topları, gökte uçuşan Rum ateşi gülleler... Tavsiye ederim, bir görün...

Fetih konusunda Prof. Feridun Emecen’in “Fetih ve Kıyamet” adlı kitabı değerli bir akademik eserdir.

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding