Behiye Buket

AĞZININ kenarında iki derin kesik var.

Haberin Devamı

Yanağına doğru uzanıyor.

Bıçak yarası gibi.

Sanki, biri ağzını kesmiş.

Gözümün nereye takıldığını fark ediyor.

“Eski kocam jiletle kesti” diyor.

“Niye?” diyorum.

“Kimseyle konuşamayayım diye...” diyor. İçim çekiliyor...

¡

Gözüm, bu sefer kollarına takılıyor, her yerinde yuvarlak lekeler var, derinin rengi değişmiş oralarda...

“Sigara yanığı” diyor.

Eski koca, bütün bedeninde sigara söndürmüş.

Neden?

“Sebepsiz” diyor, “Canı isterdi yapardı...”

Bu ülkede kadınlara şiddet uygulayan erkeklerin canı istiyor, yapıyor. Çoğu da cezalandırılmıyor. Normal kabul ediliyor. Kocadır döver de, söver de, ne isterse yapar. Kaçan paçayı kurtarıyor, kaçamayanın vay haline, o eziyetleri çekmeye devam ediyor.

*    *     *

Adı Behiye Buket.

Gerçek adı mı?

Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz...

Tabii ki değil.

İzi bulunacak diye ödü kopuyor.

O eski koca, yine peşine düşecek, bütün o işkenceler yeniden başlayacak, polis dahil herkes “Karı-kocanın arasına girilmez, siz halledersiniz meselenizi” diyecek ve her şey eski tas, eski hamam devam edecek diye...

*    *     *

Sultanbeyli’de bir gecekonduda dünyaya geliyor. Açlık sınırlarında yaşıyor.

İki abisi, bir ablası var. Ailede okuyan yok. Tabii ki Behiye Buket de.

Bu arada bu ismi kendi seçti, Behiye anneannesinin ismiymiş, Buket’i de pek severmiş. 19 yaşına kadar problem yok, bir tekstil fabrikasında makineci olarak çalışıyor, eli ekmek tutuyor, eve para getiriyor diye gururlu. Günün birinde babası, gecekonduya kat çıkıyor.

Kiracı da bir arkadaşına, “Ev sahibimin bir kızı var, sana kaçıralım” diyor.

İşte bu cümle, sonun başlangıcı oluyor.

4 adam Behiye’yi iş çıkışı fabrika kapısından kaçırıyorlar.

Bir arabaya atıp, hiç bilmediği bir yere götürüyorlar, İstanbul dışında in cin top oynayan bir köye. Bomboş bir ev, karanlık... Ne elektrik var, ne su...

Kız ağlıyor, müstakbel eş, ağlamasın diye elindeki tespihle bunu dövüyor.

Ve hemen ardından tecavüz ediyor. 

Behiye Buket, bundan sonraki 10 yılının nasıl korkunç geçeceğinden habersiz o anda.   

Bu adamın karısı oldu haberi yok.

Ona üç çocuk verecek haberi yok. Ona kimse yardım edemeyecek haberi yok.

“Ne kadar kaldın bu adamla” diyorum “10 yıl” diyor, “Allah’ın belası 10 yıl, başımı Mor Çatı’ya sokabilinceye kadar...”

Para yok. Yemek yok.

Ocak yok, buzdolabı yok, hiçbir şey yok.

Ama işkence eden koca var, ortalıkta aç dolaşan çocuklar var.

Ara sıra yemek yapıyor ama bakkalın önünden toplayabildiği artıklarla...

Sefaletin tarifi yok.

Sürekli dayak.

Durmadan dayak yiyor.

Öyle bir vahşet tablosu anlatıyor ki, ne diyeceğimi şaşırıyorum.

“Beni dövüyordu, dövüyordu, kafamda yarıklar açıyordu, sonra da yere oturtup, iğne iplik, elbise söküğü diker gibi dikiyordu...”

“Bir keresinde en küçük oğluma öyle bir tokat patlattı ki, kulağı duymaz oldu, pille dolaşıyor çocuk...”

“Peki nasıl” diyorum, “Nasıl dayandın böyle bir adama?” biraz da hırsla...

“Dayanamadım. Ama yardım eden çıkmadı.”

“Annen baban?”

“Yok. Onlar da korktular. Beni kaçırdıktan sonra ilişkilerini kestiler. Abilerim de görüşmez oldu. En çok ablamın beni silmesi koydu...”

“Bazen bırak aileme gideyim, sana para getireyim derdim. Bir keresinde böyle deyip, kaçmaya niyetlendim. Yakalandım. Beni soydu, ayaklarımı ellerimi bağladı, ayaklarıma sopayla vurdu, kafam kadar şişti ayak bileklerim, bayılmışım zaten sonra.”

O anda gözüm ayaklarına kayıyor, bir ayağı diğerinden kısa kalmış, hayvan herif yüzünden özürlü olmuş.

Felaket görünüyor, bacakları, ayakları.

Zaten artık tam yürüyemiyor, topallıyor.

“İnanamıyorum anlattıklarına” diyorum.

“Dur daha bitmedi” diyor.

“Eve kadın getirir, çocukları ‘O benim annem’ derdi, beni de kapıya bekçi dikerdi, onların gözü önünde kadınla ilişkiye girerdi. Çok affedersin köpek bile getirdiği oldu, beni köpekle ilişkiye zorladı...”

Artık gerisini dinleyemiyorum.

*    *     *

Bütün bu yaşadıklarının sonunda Behiye Buket, 33 kiloya düşüyor.

Rüzgâr esse uçacak bir kadın.

Artık kendinde değil.

Yürüyemiyor.

Bu arada astımlı.

Bir gün “Ablama gideyim para alayım” diyor.

Adam o kadar işkence etmiş ki, o kadar gözünü korkutmuş ki, nasıl olsa kaçıp gitmez diye düşünüyor. “Tamam git ama çabuk gel” diyor.

Bizimki çocukları da alıyor, ablasına gidiyor.

Kararlı, kaçacak, ölse de geri dönmeyecek.

Fakat bir süre sonra ablasının “Sen evine ne zaman döneceksin?” demeleri başlıyor.

Adam bela, Behiye’den önceki karısını vurmuş, herkes korkuyor, çekiniyor, bulaşmak istemiyor, tabii ablası da...

Ama Behiye’nin niyeti yok dönmeye.

O sırada koca geliyor.

Bu da asılı çamaşırları toplama bahanesiyle evden çıkıııııp, ortalıktan kayboluyor.

Gide gide ormanlık bir yer buluyor, çalıların içine gizleniyor.

Onu arıyorlar, bağırıp duruyorlar, duyuyor ama gıkını çıkarmıyor.

Tam o sırada arkasından bir köpek havlıyor, o köpeğe yalvarıyor, “Kurbanın olayım sus” diyor, “Yerim belli olacak...”

Bir süre orada saklanıyor, sonra eski mahallesindeki muhtarın yanına gidiyor, “Yalvarırım bana yardım et” diyor...

Muhtar da, erimek üzere olan Behiye’yi görünce Mor Çatı’nın numarasını veriyor.

*    *     *

Bütün bu hikâye boyunca yüreğimi ferahlatan tek sözcük bu: Mor Çatı. İyi ki var. Behiye Buket, 1 yıl kadar Mor Çatı’da yaşıyor. Bir tek onlar sahip çıkıyor, destek veriyor. 33 kilo olarak geldiği Mor Çatı’da, normal insan kilosuna erişiyor.

O ruh hastasından boşanıyor, izini kaybettiriyor.

Şu anda belediyenin desteğiyle, bir kız arkadaşıyla bir evde yaşıyor

Çalışamıyor, özürlü raporu var.

Bir de dalıp dalıp gidiyor.

Çocuk gibi saf bir kadın var karşımda.

Yaşadığı onca şeyden sonra normal.

“Peki çocukların?” diyorum, yüzü buğulanıyor, “Param yok ki nasıl bakayım” diyor, “Çocuk Esirgeme’deler. Ayakkabı istediler, 30 lira tuttu, nereden bulayım da vereyim? Utancımdan onları almaya bile gidemiyorum. Oysa okul kapandı...”

Ona diyorum ki, “Behiye Buket, ben senin ismini Mor Çatı’dan aldım, şiddete uğramış pek çok kadın vardı ama senin hikâyen beni parçaladı. Sana yardım etmek istiyoruz.”

“Nasıl?” dedi.

“Yarım Kalan Hayatlar diye bir şeye başladık. Bir şekilde hayatı kesintiye uğrayan insanların banka hesabına 20 bin lira yatırıyoruz. Sana da yatıracağız.”

Baktı şöyle yüzüme, inanmakta zorlanarak “Sahiden mi?” dedi.

“Evet” dedim.

“Çocuklarıma ayakkabı alabilirim o zaman” dedi.

Gözleri parladı. Ben ağladım. O ağladı.

Behiye Buket

Yazarın Tüm Yazıları