"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Yaz çocuğu

Ben yaz çocuğuyum.

Ağustos doğumlu olduğumdan mı bilmem, yaz aylarını hep çok severim.
Yaz gelsin diye dört gözle beklerim. Ağustos’u şu anda, tam bu yazıyı yazdığım anda Aşkın Nur Yengi’den  “Serserim benim...” dinleyerek bekliyorum.
O kadar sevmişim ki Yaz aylarını, kader bizi ailecek her daim yaz olan bir memlekete, Dubai’ye çalışmaya yolladı.
11 yıldır her daim mevsimlerden Yaz bize. Sürekli iki mevsime talim ediyoruz: Sıcak Yaz ve çok sıcak Yaz.
Oysa insan bedeni ve ruhu arada dört mevsimini arıyor. Sonbahar gelsin azcık sakinlesin. Döksün üzerindeki yorgun yapraklarını. Kış gelsin bembeyaz giyinsin kirlerini atıp.
Baharda çiçekler açsın yine.
Yaza enerji toplasın...
Neyse.
Dubai’de her daim yaz işte. Bas enerjiyi, bas güneşi sanırım bitap düşüyorsun arada. u Bi de ben o aşırı Yaz ortamında ofis içinde klimatize ortama mahkum kaldığımdan yıllarca, ve benim için Yaz dediğimde aklıma sadece Türkiye sahilleri geldiğinden belki de; bir türlü Dubai’nin Yaz ayları ile arkadaş olamadım.
Nankörlük değil bakın halim, sakın yanlış anlamayın beni. Tarif edemediğim bir şeyin eksikliği ya da fazlalığıdır beni orada yazlıkta yaşıyormuşum hissinden uzak tutan.
Neyse. Bunun bir önemi yok şu anda. Zaten içimden geçenlerin satırları öyle dağınık ki kafamda, sallıyorum önüme düşen kelimeleri peşi sıra.
Allah ne verdiyse o...
Şu anda size öyle bir yaz akşamından yazıyorum ki... Akıllara zarar. Hani insana feleğini şaşırtan cinsten.
Çok şükür hala daha delice zevk alıyorum geceden ve gündüzden. Bazı anlar geliyor unutur muyum bu keyif duygusunu diye endişeye kapılıyorum.
Ne saçma!
Unutmam asla.
Erol Evgin der ya “Hani gözlerin dolar ya birden, işte öyle bir şey...”
Yaz aylarını ben Türkiye’de severim demeliyim belki de.
Çünkü öyle.
Gerçi ergenken yaş günüm Ağustos ortası diye çok sinir olurdum. Bir türlü arkadaşlarımla kutlama şansım olmazdı. Annanemin arkadaşları, akrabaların en yaşlı olanları ve onların dostlarıyla beraber efenime söyliyim “teyzelerin çay saati” gibi kutlardık mecburen.
Ne ayıp Yonca!
Ama o zaman öyleydi içimden geçen. Bugünse bammmbaşka.
Şimdi düşünüyorum da, insan sürekli evrim halinde. Eskiden hayıflanıp dert ettiğim şey, şimdi aklıma bile gelmiyor.
Hep böyle midir acaba?
Yani insan düşündüğü şeylerin tam tersini de düşünür mü zaman geçince?
Çünkü bazen müthiş bir gülümseme çöküyor üzerime o zamanlar gıcık olduğum yaşgünlerimi hatırladıkça.
Şu andaysa, her şart altında tüm sevdiklerimle kutlarım ve ne yaşa ne başa bakmam, asla. Tanımadıklarımla da kutlarım icabında.
Eğlenirim illa.
Haydaaa, şimdi de “Senede bir gün” çalmaya başladı ben yazarken yazımı fonda.
Bazen şarkılarla “Bu çıkan bana gelsin...” oyunu oynamak en güzeli bir yaz akşamında.
Fal gibi. Ne onlu ne onsuz gibi.
Hayat da, yaz gibi.
Sıcak, esintili, dalgalı filan ama sadece,
Kısa.
İçimden neler geçiyor yaz yaz yaz...
Yazma.
Yonca
“yaz-ar”
X