Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Ay tutuldu! Yazmadım

Şarkı sözü gibi bir başlık oldu. ‘‘Ay tutuldu, yazmadım, of, ooof’’

Galiba ‘‘of, ooof’’, yani gazel kısmı baş tarafta olacaktı. Pardon, sanırım bu, rahmetli Münür Nurettin Selçuk'un söylediği ‘‘Ay doğdu batmadı mı’’ diye başlayan şarkısıydı. O muhteşem sesiyle ‘‘of, ooof’’ diye bir gazel atardı ki, yer gök inlerdi.

Şimdi sen nereden biliyorsun, diyeceksiniz? Elbette ki, yaşım müsait değil ama, bir zamanlar evde plaklarını dinlediğimi bugün gibi hatırlıyorum.

Artık plak dinlemiyoruz. Teknoloji gelişti. Zaten o tür müzik de pek yapılmıyor. Hem yapılsa bile okuyacak pek kimse yok. Yani o lezzette, o çok başka uslüpla... Belki vardır ama, sanırım bu kez de dinleyecek kimse yok!

Yahu, ‘‘şimdi bu kadın neler zırvalıyor’’ diyeceksiniz. Ama, Ay'dan söz açıldığı zaman ister istemez duygularım kabarıyor. Geçen gün meydana gelen Ay Tutulması'nı niye yazmadığımı anlatacağıma nostalji yapıyorum.

Aslında tam da bu gök cisminin astrolojik etkilerine uygun davranıyorum. ‘‘Ay’’ insanın duygularını ve bilinçaltını harekete geçirmiyor muydu? İşte örneği...

Neyse lafı daha fazla uzatmadan ‘‘Ay Tutulması’’nı niye yazmadığımı anlatmaya başlıyayım.

Aslında söz konusu ‘‘Tutulmalar’’ olduğu zaman, daima tedbirli yaklaşmak lazım. Çünkü, bugüne kadar tutulmalar üzerine tek bir hayırlı laf edene rastlanmamış.

Kadim medeniyetlerden günümüze kadar, ne toprak altından çıkan belgelerde, ne de çağımız astrologları arasında Güneş ya da Ay Tutulmaları üzerine faydalı ve olumlu olaylar beklenmemiş.

Şimdi ben de tutup ‘‘bugün Ay Tutulması olacak, kazalar, hastalıklar, okullar, iletişim ve ilaçlar konusunda pek de hayırlı olmayan olaylar meydana gelecek’’ desem, ne düşünürdünüz?

‘‘Yasemin de artık iyice ‘‘baykuş’’ gibi konuşmaya başladı’’ demez misiniz?

Doğruyu söylemek gerekirse, ben böylesine olumsuz beklentiler içinde bulunmaktan hoşlanmıyorum. Üstelik gök cisimlerinin yeryüzünü etkilerken insanların düşünce ve beklentilerinin de etkiyi arttırdığını düşünüyorum.

Aslında gezgenler, insanları kukla gibi oynatıyor. Tabii ‘‘kukla’’ olanları oynattığnı hemen ilave etmeliyim.

Ne olurdu azıcık daha şuurlu olabilseydik? Gezegen etkilerinden istediğimizi seçip faydalı amaçlarımız için kullanabilseydik?

Yok ama, biz öyle yapmıyoruz. Gezgenlerin etkilerini olduğu gibi alıp bizi oradan oraya savurmasına izin veriyoruz. Çünkü, bilmiyoruz. Hatta, gök cisimlerinin etkilerini bile hissedemiyoruz. Hissetsek bile ‘‘onu istemiyorum’’ deyip bir başka gök cisminin etkisini kendimize çekemiyoruz.

Tıpkı hava koşullarından korunmasız biçimde etkilenenler gibi etkileniyoruz. Soğuk olduğu zaman üşüyoruz. Sıcak olduğu zaman terliyoruz. Öylece kendimizi bırakmış gidiyoruz.

Tabii bu arada hava koşullarından faydalananlar da var. Hava koşullarına uygun turizm yapıp para kazananlar, hava şartlarıyla eğlenenler var.

Ama biz bunlardan değiliz. Ne eğlenebiliyor, ne de faydalanabiliyoruz. Gök cisimleri bizi ya üşütüp donduruyor, ya da sıcaktan bunaltıp terletiyor.

Belki bir gün ‘‘anlarız’’ da turizmcilerin yaptığı gibi kazanç sağlarız. ya da eğlenmeyi başarırız, kimbilir?

Neyse 2000'li yılların ilk Ay Tutulması Cuma günü sabaha karşı saat 04:00 civarında dünyanın çeşitli bölgelerinden izlendi. Tabii gökyüzü kirlilik ya da bulutlarla kaplı olmayan bölgelerde.

Beni sorarsanız, ben izlemedim. İzlemek için bir istek de duymadım. Zaten İstanbul'dan görebilmek de pek kolay değil!

Fakat, bir gün önce akşamın erken saatlerinde Ay'ı gördüm. Dolunay muhteşemdi. Yeryüzüne çok yaklaşmış gibi görünüyordu. Neredeyse elimi uzatsam tutacakmışım gibi duygulara kapılmıştım. Sanırım o saatlerde henüz yükseliyordu ve benim duygularımı da yükseltiyordu.

O sırada aklıma Cem Yılmaz geldi. Yılbaşı gecesi Ay üzerine yaptığı esprilerin Ay'ın tanımına ne kadar da uygun olduğunu düşündüm. Aslında o esprilerin için bir çeşit ‘‘kara mizah’’da saklıydı. Ama olsun. Yine de Ay'ın insan üzerinde yarattığı etkiyi çok hoş biçimde tanımlıyordu.

Sonra aklıma babamın bir zamanlar anlatmış olduğu film geldi. O filmde Münür Nurettin Selçuk bir Arap Şeyhi ile birlikte çölde at sürmektedir. Yolculuklarını keyifli geçirmek için birbirleriyle şarkı yarışması yaparlar. İşte o sırada Münür Nurettin ‘‘of, ooof’’ diye yol boyunca bir gazel atmaya başlar ve ardından ‘‘Ay doğdu batmadı mı, hurma göz yatmadı mı’’ diye şarkıyı söylemeye başlar. O sırada ufuk çizgisinde görünen Ay, çöl manzarasını büyüleyici bir hale sokar ve şarkıyla birlikte filmi izleyenler o görüntü karşısında koltuklarını unutup izledikleri görüntünün içine girerler.

Ben bu filmi izlemedim. Fakat, aradan yıllar geçtiği halde babam filmin bu bu sahnesini tüm ayrıntılarıyla hatırladığına göre belli ki, çok etkileyici olmalı diye düşünüyorum.

Aslında Ay'ın bulunduğu tüm sahneler çok etkileyici. Yönetmenler de bunun çok iyi farkında olsalar gerek ki, her fırsatta kullanıyorlar. Ve elbette biz de farkındayız. En azından duygularımız üzerinde yapmış olduğu değişiklikleri anlıyoruz. Ve bir gün çok daha iyi, hatta tamamen anlayacağız ve böylece ben de Ay ve Güneş Tutulmalarını daha bir rahatlıkla yazacağım diyorum, Yasemin'ce...

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI