Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

İstikbal hazırlığı

İstikbal eski bir kelime biliyorum. Fakat, kişinin geleceği söz konusu olduğu zaman bu kelimeden daha tumturaklı, daha çok ifade edecek bir kelime aklıma gelmiyor. Bu noktada ‘‘gelecek’’ sözcüğü bence pek bir zayıf kalıyor.

Aslında ‘‘gelecek’’ kavramı çok geniş kapsamlı ve pek çok şey ifade eden bir kelime. Ne var ki, konu insanın geleceği olduğu zaman, ‘‘istikbal’’ çok daha fazla kulağı dolduruyor. Neyse bu lafı çok fazla uzattım galiba. İşin esası ‘‘gençler’’ olunca, bana her şey çok fazla, hatta limitsiz uzatılabilirmiş gibi geliyor. Çünkü, ne söylesem azmış, duygusuna kapılıyorum. Bunun nedeni de sanırım geleceğin toplumunu gençlerin oluşturması...

Gençler deyince insanın aklına çocukluk ile yetişkinlik arasındaki dönem geliyor. Fakat, durum hiç de öyle değil. Daha doğrusu zamanımızda bildiğimiz kavramlar değişmiş bulunuyor.

Mesela bir çocuğun yanına yaklaşıp konuşmaya başladığınız anda bir de bakıyorsunuz ki, hiç de bildiğiniz gibi çocukça yaklaşımları yok. Önce şaşırıyorsunuz. Sonra size verdiği cevapların dışında öyle sorular soruyorlar ki, apışıp kalıyorsunuz. Sizin o dakikaya kadar düşünmediğiniz, aklınıza bile gelmeyen önemli sorunlara parmak basıyorlar.

ÇOCUK GENÇLER

Daha ilkokul çağında oyundan başka bir şey düşünmeyeceğini sandığınız çocuklar gelecek telaşına düşmüşler. 3. üncü, 4. üncü sınıfa giden çocuklar liseyi atlayıp üniversiteyi düşünüyorlar. Ne yapacaklarına daha ilk okulda karar verip ona göre bir liseye gitmeyi planlıyorlar. İnanılır gibi değil ama gerçekler böyle. Kulaklarımla duymasam ‘‘yok canım’’ diyecektim.

Küçücük çocuklar aralarında konuşup tartışırlarken kulak kabarttım. Öylesine ciddi ciddi konuşuyorlardı ki, dayanamayıp dinlemeye başladım. Oynadıkları oyunu anlamaya çalışıyordum. Fakat, durum hiç de öyle değildi. Yani bir oyun üzerine değil, okul üzerine tartışıyorlardı. Üstelik bildiğiniz gibi, ‘‘doktor olacağım, mühendis olacağım’’ şeklinde bir konuşma olmayıp düpedüz hangi mesleğin daha çok para getireceğinin hesabını yapıyorlardı. Sonra da bunun için hangi liseye gitmeleri gerektiğini konuşuyorlardı.

Duyduklarım karşısında öylesine büyük bir şaşkınlığa kapıldım ki, olduğum yerde öylece kalakaldım. Benim zamanımda bırakın ilkokul çağlarını lise de bile böylesi konuşmalar yapılmazdı. Ancak, üniversite sınavları gelip çattığında ne yapacağımızı düşünürdük. Bunun için de öyle uzun uzun tartışmalar yaptığımızı hatırlamıyorum.

Beynimin bir bölümü acıma duygusuyla kıvranırken diğer bölümü hayranlık içine girdi. Duygularım birbiriyle çarpışmaya başladı. Fakat, hızla gerçeği yakaladım ve çağımızın hızını bu çocuklar daha doğrusu çocukluk sürecini kısaltmış gençlere bakarak anladım.

Bu durumda zihnim böylesine hızlı gelişen çocukların nasıl eğitileceğine takılıp kaldı.

Benim zamanımda okullar, üniversiteye hazırlanmak için yeterliydi. Ama şimdi yetmiyor ve her gün yenisi açılan dersaneler bu açığı kapatmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

Bütün bunları nereden bildiğimi merak ediyor olabilirsiniz tabii... İlgimin birinci kaynağı, hala çocukluk ve gençlik düşünce ve duygularımı unutmadığım için. Belki de çocuk tarafımı capcanlı içimde yaşattığım için. Fakat, en önemlisi çocuklarım olduğu ve de onlarla çok yakından ilgilendiğim için...

DERSHANELER

Evet, kızım Efsun bu sene üniversiteye hazırlanıyor. Ve de kendisi için her türlü araştırmayı kendi yapıyor. Bana sadece onun seçimini incelemek düşüyor. Onun ve oğlum Alican sayesinde yetişmekte olan gençliğin nabzını tutabiliyor, çağı yakalayabiliyorum.

Efsun geçen gün kendisi için tesbit ettiği dershaneyi göstermek üzere beni götürdü. Adı sanı pek olmayan yeni bir dershane olduğu için ne yalan söyliyeyim gardımı alarak gittim. Meğer hiç de öyle bilinmeyen bir yer değilmiş orası. Sonradan arkadaşlarıma ‘‘Atılım Dershanesi’’ni duydunuz mu, diye sorduğumda ‘‘tabii biliyoruz’’ cevabını aldım ve cahilliğimden utandım. Meğer benden başka herkes biliyormuş. Yani gençler biliyor.

Aslında bilmek istediğiniz ne varsa, gençlere sorup öğrenebilirsiniz. Nerde ne var? Kaç para? Özellikleri nedir? İyi midir, kötü müdür? On kere gidip anlayamacağınız her şeyi bir bakışta görüp anlayabiliyorlar. Bana da bu dershanenin özelliklerini şıp diye sayıverdiler. Doğrusu dershaneye gittiğimde bana anlatılanlarla hemen hemen aynıydı. Zaten Efsun'un seçimi olduğu için baştan ikna olmalıydım. Ama neyse, bu konuyu fazla deşmesem iyi olacak.

Sonuç olarak hem ücreti (toplam 800 milyon) hem de verdiği hizmetler, özellikle de şu etüd adı altında ders saatlerinin dışında ücretsiz ders veriyor olmaları dikkat çekiciydi. Yani öğrenmek isteyene ‘‘öğreteceğiz’’ maksadını taşıyor olmaları çok hoş. Her konuyu öğrenip öğrenmediğinizi test ediyorlar.

Bir de üstelik kendi öğrencilerinin dışında bütün öğrencilere kapılarını açıyorlar ve program dışı yaptıkları testlere alıyorlar. Üstelik isteyen akşam saat 22.00'ye kadar kalıp etüd yapabiliyor vede nöbetçi doktor gibi nöbetçi hocalar eşliğinde. Yardıma ihtiyacınız oldu mu, kalkıp ilgili öğretmenin yanına gidiyorsunuz ve öğreniyorsunuz. Üstelik ‘‘sınav öncesi testler’’i ders programının dışında isteyen öğrencilere bir dizi ücretsiz test uyguluyorlar. Bütün bunların üstüne daha ne istenir? Tabii ilköğretim çağındaki gençlere de hizmet vermesi beklenir. Bunun için de Ziverbey'de anadolu liselerine hazırlık dershanesi açmışlar. Bundan ötesi bütün gençlere başarılar dilemekten başka söylenecek laf yok diyorum, Yasemin'ce...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI