Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yasemin'ce

Yasemin BORAN

Kararsızlığın dayanılmaz sancısı

‘Kadın, binbir emek ve gayretle kurduğu düzeni ve alışkanlıklarını rahat bir biçimde biteviye sürdürürken, aniden içinde daha başka şeyler yapma arzuları duymaya başlar.

Aslında işinden memnundur. Yaşantısından da... Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmektedir. Ve bunun sağladığı rahatlıkla, düşünmeden yaşamaktadır.

Bu sırada içinden bir şeyler kıpırdanır ve başka düşünceler içine girer. Acaba, daha başka neler yapabilir? Aslında bir şeyler daha yapsa iyi olacaktır. Malum, insan isteklerini elde ettikçe yeni istekleri yaratmaya başlar.

O sırada bir arkadaşından Amerika’nın yabancıları kabul ettiğini öğrenir. Bunun için gidip konsolosluğa müracaat etmesi ve bir takım formları doldurması gerekmektedir. Tabii Amerika sınırlı sayıda kişiyi kabul ettiği için başvurular arasından kurra çekilecek ve şayet kendisi çağrılırsa, gidecektir.

Düşünür ve böyle bir müracaatın hayatına hareket getireceğini düşünür. Doğrusu piyangodan kendisinin çıkacağını hiç ümit etmemekte, sadece hayaliyle oyalanmanın kendine keyif vereceğini düşünmektedir. Zaten başvuru işlemlerini tamamladıktan sonra da sadece dost ortamlarında sohbetini etmenin dışında hayatından memnun olduğu için bunun üzerinde de pek durmaz, hatta hiç düşünmez. Sadece zihninden öylesine geçip giden bir düşünceden fazla bir şey değildir, bu yeni istekler.

Yaptığı işi daha da sağlamlaştırır. Bir ev almak için harekete geçer ve alır da. Tabii bu esnada bir sürü borca da girmiştir. İşte tam bu sırada bir mektup gelir. Amerika'ya gidecekler arasında bulunduğunu öğrenir.

Kurrada çıkmış olmanın heyecanıyla yakınlarını arar ve anlatır. Fakat, şimdi ne yapacaktır?

Öylesine bir çeşit oyun gibi başladığı iş, ciddiye dönüşmüş ve hayatını etkileyecek bir karar aşamasının sınırına gelmiştir.

Bunca zamandır yaşadığı hayattan memnun olup olmadığını sorgulamaya başlar. Şimdiye kadar neler yapmış, ne mücadeleler vermiş olduğunu düşünür. Geldiği nokta, hiç de fena sayılmaz. Rahattır, keyfi yerindedir, ama istediği daha pek çok şey vardır. Bunları elde etmesi burada mümkün olabilecek midir?

Düşündükçe, aslında o kadar da iyi bir noktada bulunmadığını düşünür.

Çevresindeki pek çok kişiye göre iyi bir yerdedir. Pek çok kişiye göre de değil.

Amerika'nın kendisine sunacağı imkanları hayal etmeye başlar. Kendisine anlatılanları, Amerika hakkında okuduklarını hatırlamaya çalışır.

Anlatılanların kimisi çok çekici olmakla birlikte aynı zamanda tedirgin edici, bilinmeyen tarafları da vardır. Sonra, orada ne yapacaktır?

Amerika kendisini sadece kabul ettiğini bildirmenin dışında başka hiçbir vaadde bulunmamaktadır.

Burada ise, hayatını garantilemiş sayılır. ‘‘Ama gerçekten öyle mi, diye düşünür.’’

Aslında hayatın hiçbir yerde garantisi olmadığı fikrine ulaşır.

‘‘Şimdi yola çıktığım zaman bir arabanın beni ezmeyeceğini kim garantileyebilir? Ya da kalp krizi geçirip şuracıkta yığılıp kalmayacağımı kim söyleyebilir? Ve bütün bunlar dünyanın her yerinde meydana gelebilecek şeyler.

Peki bugüne kadar ben neyin mücadelesini verdim. Her şeyi bir kenara bırakıp çekip gidecek olduktan sonra?

Bugüne kadar yaptıklarım bundan sonra yapacaklarıma temel oluşturuyor. Bildiğim, tanıdığım bir yerdeyim ve burada ben bir şeyim.

Ama huyunu suyunu bilmediğim bir ülkede sıfırdan başlayacağım. Ne ben onları, ne de onlar beni bilmiyorlar, tanımıyorlar. Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum...’’

Kendi kendine yaptığı monolog böylece uzar gider. Bu arada günler geçmekte ve bir türlü karar verememektedir. Aklının bir bölümü ‘‘git’’ derken, diğer bölümü ‘‘otur oturduğun yerde, rahatını bozma’’ der.

Kararsızlık artık öyle bir hal alır ki, günlük hayatını etkilemeye başlar. Çevresinde bulunan dostlarının bir kısmı gitmesi için yol gösterirken, bir kısmı da düzenini bozmaması için nasihat etmektedir.

Zaten aklı ve gönlü ikiye bölünmüş durumdayken dostları da işi daha bir zorlaştırmaktadır. Ne yapacağını bilemez halde giderek mutsuz olmaktadır.

Birden ‘‘şu kurra da nereden çıktı’’ diye düşünür. ‘‘Ne vardı, bana çıkacak?’’ Ne güzel hayatımı belirlemiş, işimi gücümü yoluna koymuş, yaşayıp gidiyordum. Nereden gittim de şu müracaatta bulundum. Durduk yerde başıma iş açtım. Ne yapacağım ben şimdi?''

Kadın, hayatını belirleyecek bir yol ayrımına gelmiştir. Bundan sonraki hayatının nasıl olacağını alacağı karar belirleyecek. Fakat, bu kararı hangi yönde olacak?

Bu örnek çok keskin gibi görünse de hayatımızın yönünü değiştirecek kararlarla karşı karşıya geldiğimiz pek çok zaman var. Belki sık sık karşılaşmıyoruz ama, seçtiğimiz yolda ilerlerken ve yolumuz dümdüz devam ederken bir de bakıyoruz ki, bir yol ayrımına gelmişiz. Bir kavşak noktası.

Ya o noktada kalacağız, ya da yollardan birini seçip devam edeceğiz.

Kararsızlık, yolumuzdan alıkoyan, ilerlememizi durduran en ciddi engel. Ve böyle bir noktada en kötü karar bile kararsızlıktan daha iyi. Çünkü, kararsızlık, gelişmemize, ilerlememize set çekiyor.

Halbuki aldığımız karar her ne olursa, olsun öğrenilecek bilgiler vaadediyor. Üstelik seçim yapma noktasına gelen bir kişi, çok yol katedmiş demektir. Fırsat demektir. Kararsızlığın dayanılmaz sancısıyla kıvranmak yerine, karşımıza çıkan fırsatı en iyi biçimde değerlendirmeliyiz, diyorum, Yasemin'ce...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI