Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yargıya güvenmek istiyoruz…

Bu ülkenin insanları yargısına güvenmek istiyor. Farklı muamele görmek istemiyor.Basit bir vatandaş yerden yere vurulup cezalandırılırken, aynı suçu işlemiş, ancak sırtını çeteye dayamış kişilerin ellerini kollarını sallayarak dolaşmamasını arzuluyor.

Bu ülkenin insanları yargısına güvenmek istiyor.

 

Farklı muamele görmek istemiyor.

 

Basit bir vatandaş yerden yere vurulup cezalandırılırken, aynı suçu işlemiş, ancak sırtını çeteye dayamış kişilerin ellerini kollarını sallayarak dolaşmamasını arzuluyor.

 

Adalet kelimesinin anlamı da zaten budur. Adalet eşit şekilde dağıtıldığı zaman toplum rahatlar. O zaman kaçamaklar azalır.

 

Ağca olayında işte bu kavram çok ağır bir yara aldı.

 

Adaletin farklı dağıtıldığı izlenimi doğdu.

 

Hiçbirimiz, Ağca’nın serbest bırakılması kararında kötü niyet aramamalıyız.

 

Karar 3 ağır ceza mahkemesinde, toplam 9 adet birinci sınıf, deneyimli yargıç tarafından verilmiştir. Kartal Başsavcılığı da bu kararlarıniçindedir. Bu insanlar art niyet olamazlar. Hepsi bilinen, tanınan ve değerli kişilerdir.

 

Ancak, bütün bu değerlerine rağmen hatalı bir karar alabilmişlerdir.

 

Şimdi, sorumlu arayıp cezalandırma çığlıkları yerine, böyle bir hatanın nasıl yapılabildiğine bakmalıyız. Demek ki, yargı sistemimizin içinde bir sorun yaşanmaktadır. Farklı değerlendirmeler söz konusudur. Deneyimli yargıç ve savcılarımızın beyaz dediklerine, Yargıtay siyah demektedir.

 

Sorun işte bundan kaynaklanmaktadır.

 

Birbirinden böylesine farklı başka kararlar da gördük.

 

Aynı konuda iki mahkeme yargıcımızın nasıl başka sonuçlara vardığını izledik.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtahatlarının farkında olmayan yargıçlarımızla karşılaştık.

 

Orhan Pamuk, Hırant Dink davalarındaki yaklaşımları yaşadık.

 

Ortada bir hastalık var.

 

Aslında nedenleri de biliniyor.

 

Eğitim eksikliği...

 

Dosya yoğunluğu...

 

Maddi imkansızlıklar...

 

Bütün bunlar biliniyor, ancak bir türlü harekete geçilmiyor.

 

Yıllar içinde çarpık bir düzen oluşmuş, ancak hiçbir iktidar işi temelinden ele almıyor veya alamıyor.

 

Adalet reformu, özellikle Avrupa Birliği Kopenhag Kriterlerinin doğru dürüst uygulanabilmesi için şarttır...Türk ekonomisinin dışa açılması ve yabancı yatırımların arttırılması için kaçınılmazdır...Toplumun vicdan huzuru ve ülkenin istikrarı için kaçınılmazdır.

 

Adalet reformu kapımızı zorlamaktadır.

 

Bunun için gereken kaynak mutlaka bulunmalıdır. Ülkenin ufuklarını gözetlemek için, AWACS uçaklarına milyarlarca dolar harcayabilen bir ülke, Adalet reformunun önceliğini görmeli ve harekete geçmelidir.

                                             *                    *                    *

 

BEN BU İŞİ ANLAYAMADIM

 

Siz, Orhan Pamuk davasının neden başladıını ve şimdi neden düşürüldüğünü anlayabildiniz mi?

 

Hadi, nasıl başladığını anlamış olabilirsiniz de, bitişi konusunda bir fikriniz var mı?

 

Mahkeme, Adalet Bakanlığına yazı yazıyor ve “Pamuk davasının açılıp açılmamasına siz karar verebilirsiniz. Ne yapalım, bu davayı görelim mi?” diye soruyor.

 

Adalet Bakanlığı da, daha önce aynı konuda verdiği yanıtı tekrarlıyor ve “Bu yetki,son düzenlemelerin ardından, Bakanlıktan alınmış ve mahkeme heyetine verilmiştir. Kararı sizler vermelisiniz” yanıtını yolluyor.

 

Bu yanıtı alan mahkeme “yetki alamadım” sonucuna varıyor varıyor ve davayı düşürüyor.

 

Neden?

 

Nedenini ben anlayabilmiş değilim. Daha doğrusu, işin mantığını kavrayamadım. Belki de hukukçu olmadığımdan dolayı, eğer varsa, işin inceliğini göremedim.(!)

 

Şimdi gelinilen noktaya bakıyorum ve kendi kendime soruyorum:

 

Değdi mi? Toplumda bunca gerilim yaratmaya, Türkiye’nin dışardaki görüntüsünü bozmaya, günler boyunca ülkeyi gerilime sokmaya değdi mi?”

 

Peki, bu gelinilen noktanın sorumlusu kim?

 

Yasayı farklı yorumlayıp hemen dava açan savcılık katı mı?

 

Ne yapacağına bir türlü karar veremeyen mahkeme mi?

 

Zamanında gereken içtihatları çıkaramayan Yargıtay mı?

 

Yoksa, yasayı net şekilde yazmak yerine, her türlü yoruma açık bir dilde kaleme alan yasa yapıcılarımız mı?

 

Ben işin içinden çıkamadım.

 

Umarım, sizler anlayabilmişsinizdir.

                                                         *                    *                    *

301 KALKMADAN BU KOMEDİ BİTMEZ

 

Orhan Pamuk davasının sonucu tam bir komediye dönüştü. Ancak iş, Pamuk ile bitmiyor ki. 301’inci maddeye dayanılarak dava açılmış çok kişi var. Belki Orhan Pamuk kadar tanınan isim değiller, ancak aralarında gazeteciler, düşünürler var.

 

Bu insanlar ne olacak?

 

Onların mahkemeleri de “yetki gelmedi, bundan dolayı, yargılayamam” mı diyecek? Yoksa “arslanlar gibi yargılayıp (!)” ceza mı dağıtacak?

 

Boğaziçi Üinversitesi gibi, daha önce yapılan girişimlerde de hep aynı istek ortaya çıktı: 301 kaldırılsın.

 

Doğrusu da budur.

 

301 kalkmadıkça veya çağdaş bir dildeyazılıp, Hakaret ile Eleştiri çizgileri net şekilde çizilmedikçe, bu komediyi yaşamayı sürdüreceğiz.

 

Gelin, fazla uzatmadan bu işi temelinden çözelim.

X