Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yalanlar, hayaller, gerçekler

HÜSEYİN Pazarcı’nın "Uluslararası Hukuk Dersleri II" kitabını arkama alıp Kürtçü hayalperestlerin ve kışkırtıcıların canlarını sıkmayı sürdüreceğim.

Çünkü anadilde öğretim, alt/üst kimlik konularında olduğu gibi, Kürt kökenli vatandaşlarımıza gene yalan söyleniyor.

Yıllar süren mücadelemin sonunda artık "Anadilin özgürce öğrenilmesi" deniliyor. Ama alt/üst kimlik yanılsamasına sarılanlar bu safsatadan vazgeçmiyorlar.

YAZMADAN KATİP

Okumadan álim, yazmadan katip birtakım zevat, "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı"nın tarihsel olarak iflasını yazmama sinirlenip bana "Birleşmiş Milletler Kararından Ne Haber?" yollu mesaj gönderdiler. Evet Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın bir temel ilkesine (Madde 2/4) göre:

"Konumuz açısından bakıldığında, anılan ilkeye göre bir devletin ülkesinin bütünlüğü ancak o devletin rızası ile hukuksal geçerliliği olan değişikliklere uğrayabilecektir. Böylece, bir devletin ülkesinde yerleşmiş bulunan çeşitli farklı özelliklere sahip toplulukların yalnızca bu farklılık öğesine dayanarak ilgili devlet ülkesini parçalamalarına karşı çıkılmış olmaktadır. Self-determinasyon ilkesinin devletin ülke bütünlüğü ilkesine aykırı bir biçimde kullanılamayacağı BM Genel Kurulu’nca 24.10.1970 tarihinde kabul edilen 2625 (XXV) sayılı Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirisi’nde de açıkça öngörülmektedir." (Hüseyin Pazarcı, S.10)

SÖMÜRGE MİSİN?

Bu durumda, self-determinasyon hakkından yararlanması kabul edilen sömürge altındaki halklar ile devletin ülke bütünlüğü ilkesine zarar vereceği nedeniyle bu haktan yararlanması reddedilen halklar arasındaki ayrımın hukuksal açıdan nasıl yapılacağı sorunu ile karşı karşıya kalınmaktadır. En başta şunu vurgulamak gerekmektedir ki, BM Genel Kurulu’nun anılan 1970 Bildirisi sömürge rejimi altında bulunan ülkeleri sömürgeci devletin ülkesinden saymamaktadır. Dolayısıyla, sömürge ülkesinin bağımsızlığını kazanması sömürgeci bir devletin ülke bütünlüğü ilkesine herhangi bir aykırı düşen yanı yoktur. (S.10-11)

Özetle, Birleşmiş Milletler kararlarına göre kendi kaderini tayin hakkı sadece sömürgeler için geçerlidir. Güneydoğu Anadolu’ya cinsiyet ameliyatı yapıp onu sömürgeye dönüştürmedikçe kendi kaderini tayin hakkı tehlikeli bir yalandan başka bir şey değildir.

AÇIKLA ANLAYALIM

Şimdi gelelim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na: 1982 Anayasası’nın 3. maddesi "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" dedikten sonra, 4. maddesi anılan 3. maddeyi değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez maddeler arasında saymaktadır. Fransa Anayasası’nın 1. maddesi de Fransa’nın bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyet olduğunu yazmaktadır.

Durum böylesine aşikár iken, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtçü Fesadı’nı daha da demokratikleşerek nasıl çözecektir? Hasan Cemal’in iddia ettiği gibi "laiklik ve toprak bütünlüğünü en iyi demokrasi içinde nasıl koruyacak"tır? Kürtçüler ve iddia sahipleri şunu bir açıklasalar da biz de anlasak!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI