Kolay erkek olur mu?

Artık çok oldunuz!

Nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.

Açık ve net bir şekilde yazıyorum.

‘‘Ben yapmadım Zeynep yaptı!’’ diyorum.

Öğretmeni tarafından suçlanan çocuklar gibi...

İnanmıyorsunuz.

Tınmıyorsunuz bile!

Çarşamba günkü yazıdaki Zeynep ben değildim, o öykü benim başımdan geçmedi. Ben meme kanseri olmadım.

Ama durmadan ‘‘Geçmiş olsun’’ diyorsunuz.

Israr ediyorsunuz.

Yanlış adres!

Bu da yeni numara, formül şu: ‘‘Senin yazarken kurguladığını biliyoruz, o sensin!’’

Değilim!

Bu uyarıyı neden yapıyorum?

Çünkü başıma gelecekleri biliyorum.

Bugün Seda'nın hikayesini anlatıyorum.

Ama açıkça bir kerede ve topunuzu topuğunuzdan uyarıyorum: Seda ben değilim! Okuyacaklarınız benim başımdan geçmedi, geçebilirdi, ama geçmedi. Yazıdaki düşünceler benim düşüncelerim değil, onları ben düşünmedim. Seda düşündü. Seda bir okur. Ve binlerce kadından biri...

Herkes, hepiniz, bu arada ben de, Seda'nın düşündüklerini aklımızdan geçirmiş olabiliriz. Ama bu konunun tartışılması gerektiğini söyleyen, ben değilim, Seda. Afferin ona! Yıllarca ‘‘kolay kadın’’ lafı dolaştı durdu ortalıkta. Kolay ve saygın olmayan kadın. Zor ama saygın kadınların karşıtı. Yıllarca her davranışımızda, aklımızdan geçen her fikirde, bu komplekse takılıp kaldık. ‘‘Ulan ya kolay kadın gibi algılanırsam’’ dedik, aynen Seda gibi. Ve Seda günün birinde öyle şeyler yaşıyor ki, aklına düşüveren bir soruyu benim aracılığımla size sormaya karar veriyor:

- Peki kardeşim, kolay erkek yok mu?

Siz bunu tartışa durun, ben kanser e-mail'lerinden kafayı yediğim için, mamografiye gidiyorum.

Yarın görüşürüz...


Bir arkadaşımla konuşuyorduk dün.

Arkadaşım erkek.

Ama erkek arkadaşım değil!

İçiyorduk, açıldık...

Ona eski bir ilişkimden söz ettim.

Bir iş gezisinde tanıştığım ve etkilendiğim bir adamla beraber olduğumu, bu kadar yeni tanıdığım biriyle bugüne kadar ilişki yaşamadığımı, belki de bu yüzden adamın benim için özel olduğunu, asla pişmanlık duymadığımı...

Yine de...

O şahane adamın ne yazık ki beni olduğumdan farklı tanıdığını, muhtemelen ‘‘kolay kadın’’ olarak algıladığını söyledim.

*

- Kolay kadın ne demek? dedi.

Baktım.

Bildiğini biliyordum.

Hatta emindim.

Ben de biliyordum.

E madem duymak istiyordu, konuşmanın seviyesini biraz da aşağı çekerek, erkek ağzıyla, ona tam olarak şunları söyledim:

- Yani kolayca yatağa atılan kadın... Kolay elde edilen kadın... Erkeklerin kolay kaldırdığı kadın...

Ve devam ettim:

- Böyle kadınlar, erkekler için makbul ama saygın değildir!

*

Aslında ben o ilişkimden, o adamdan söz ediyordum.

İki gün içinde tanışıp beraber olduğum, çok hoşlandığım, ‘‘keşke sevişmeseydim’’ hiç demediğim ama beni ‘‘kolay’’ olarak değerlendirmesini de istemediğim adamdı aslında konunun öznesi...

Ama işte kaydı konu.

Kayar ya bazen.

*

O arkadaşım, hani erkek olan, ama erkek arkadaşım olmayan:

- Bak dedi, sesini kısarak, kulağıma yaklaşarak:

- Onunla geçirdiğin gecenin seni ne kadar etkilediği açık. Aradan 3 yıl geçmiş, hala anlatırken gözlerin parlıyor. Pişman da olmadığını söylüyorsun ama yine de ‘‘kolay kadın’’ damgasından korkuyorsun! İyi de meseleye onun açısından hiç baktın mı? Ya o da kendisini ‘‘kolay erkek’’ gibi algılıyorsa, abazalar gibi üzerine atladığını düşünüyorsa, senin onu kadınsız kalmış bir kıro gibi değerlendirmiş olmandan korkuyorsa... Ne dersin? Olamaz mı? Hoş ve akıllı bir kadınla tanışıyor, onunla duygusallık da içeren bir cinsellik yaşamak istiyor. Hem hıyar mı isteyecek tabii! Ne var bunda? İkiniz de bu güzelliğe, kolay elde edildi diye haksızlık etmemelisiniz...

*

Bu soru ve ardındaki yorum o kadar hoşuma gitti ki...

Evet erkekler ve kadınlar farklı, biliyoruz bunu.

Seks erkeklerde daha içgüdüsel.

Kadınlarda da yoğun ama farklı.

Ama yine de neticede iki tarafın ortak arzusuyla doğan bir olay.

Öyleyse neden, ‘‘kolay kadın’’ olabiliyor da ‘‘kolay erkek’’ olamıyor!

*

Hayatımdaki bir başka adamı düşündüm sonra.

Yoksa ‘‘kolay erkek’’ deyince o mu gelmişti aklıma?

Sevilen, havalı bir iş adamı...

Çekici ve sanatçı ruhlu...

Kimbilir belki de, ben onu çok yüceltmiştim gözümde. Tanıştığımızdan iki saat sonra benimle birlikte olmak istemişti. Şaşırmıştım ama gizli gizli de bu durumdan hoşlanmıştım. Hem de hemen orada istemişti. Odasında. Kolaycacık. Onu biraz tanıyordum ama o beni ilk kez görüyordu.

Ne oldu dersiniz...

O sanatçı ruhlu, saygın, entelektüel hoş adam...

Fazla kolay gelmişti bana.

*

Ne kadar farklı anımsıyorum bu iki adamı.

Ruhumda bıraktıkları tortu ne kadar da farklı.

Oysa, ilkiyle bir iki gün içinde beraber olmuş, diğeriyle en az bir ay çıkmıştım. Beraber olmadan önce, diller döken, günlerce mesajlar çeken, çiçekler gönderen adam, ilk sevişmemizden sonra pek az arar olmuştu, hadi hakkını yemeyeyim, aradığında da kısa kısa cümlelerle konuşmuştu ve bir sonraki randevu tarihini sormuştu.

Karşılaştığımız başka bir toplantıda, elini, omuzuma atarak eşiyle tanıştıran o adam...

Evet kolay bir adamdı!

Onunla yaşadığımdan büyük bir pişmanlık duyuyorum.

Çünkü olsa da olurdu olmasa da...

*

Diğeri ise, hep sımsıcak hatırladığım biri.

Onu hala kolay adam olarak görmüyorum.

Hala gözümdeki yeri farklı.

Bu iki erkek arasındaki farkı ben anlıyorsam...

Onlar da benim farkımı anlamışlardır diye düşünüyorum!

*

Kolay erkek...

Evet, böyle bir şey var.

Arkadaşım bana bakıyordu.

‘‘Daldın, gittin’’ dedi.

‘‘Sağol’’ dedim.

‘‘Neden’’ dedi.

‘‘İşte’’ dedim.
Yazarın Tüm Yazıları