Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Veysel, sezgiyle ‘görür’dü

Aşık Veysel’in kızı, damadı ve torunu, Türk halk edebiyatının son büyük ozanı hakkında bugüne kadar bilinmeyen gerçekleri ve anıları, arkadaşımız Yener Süsoy’a anlattılar.

Bu röportajın Yener Süsoy için çok ayrı bir anlamı da var: Çünkü Süsoy, gazetecilikte ilk röportajını 1964 yılında Akşam Gazetesi için Aşık Veysel’le yapmıştı.

Ümit Yaşar’ın yanında gelen hanımı öpecekti

- Veysel babamı bir İstanbul’a gelişinde rahmetli Aydın Bolak ve Prof. Dr. Sedat Pınar, Şişli’deki özel Hayat Hastanesi’ne yatırıp sağlık kontrolünden geçirmeye karar verdiler. Hastanedeki odada oturup konuşurken gece yarısına doğru kapı çalındı, açtım. Ümit Yaşar, yanında güzel bir hanımla Divan’da yiyip içtikten sonra cebine koca bir şişe viski koyup Aşık’ı ziyarete gelmiş. Veysel baba yatağında viskisini içiyor. Bir ara Veysel babanın gözleri Ümit Yaşar’la birlikte gelen hanıma daldı. Birden ‘Gel de şu yüzündeki benden bir öpeyim’ demez mi? Ey mübarek adam, kadının yüzündeki beni nasıl hissettin? O anda Ümit Yaşar’ın kekemeliği arttı. Baba başladı gülmeye, ‘Yahu Ümit Bey, zengin böyle bir şey yaptığında ‘hayırlı olsun’ derler. Siz akşamlara kadar böyle geziyorsunuz bir şey diyen yok, benim bir küçük öpücüğüme neden kızıyorsunuz’ dedi.

Yetmedi mi oğlum, dokuz armut kopardın

Babamın en büyük eğlencesi, kapımızın önünde kendi elleriyle yaptığı küçük bostandı. Bostanda elma ve erikten başka, bir de armut ağacı vardı ki, mübareğin tadına doyamazsın. Bir gün komşulardan biri gelip babamdan salatalık koparmak için izin istiyor. Babam da hayhay diyor, kimseden bir şeyi esirgemezdi zaten. Adam salatalıklardan sonra, nasıl olsa gözleri görmüyor diye başlıyor armutları da koparmaya. O sırada babamdan bir ses geliyor: ‘Yeter yavrum, şu ana kadar 9 tane topladın.’ Adam sonra anlattı, hakikaten 9 tane koparmış.

Çalınan cüzdandan sonra yazılan şiir

- Dedem Mersin Halkevi’nde konser vermeye giderken arkadaşıyla birlikte Tarsus Şadırvan Han’da konaklıyor. Sene 1939 sonları, mevsim sonbahar. Yiyip içtikten sonra dedem odaya çekiliyor, arkadaşı da kapıyı üzerinden kilitleyip kendi odasına gidiyor. Dedem yatağa girmek için üzerindekileri çıkarıp askıya asıyor. Sabah kalktığında ceketini, pantolonunu astığı yerden alıp giyiniyor. Bu arada eliyle cüzdanını yokluyor, yerinde. Cüzdan yerinde ama, içindeki paralar yok. Hemen bir şiir de oracıkta yazıyor, arkadaşına hırsız diyemediği için şöyle diyor:

Paramparça olsun paramı çalan / Kimisi gerçek dedi, kimisi yalan / Dünyada görmedim böyle bir plan / Kapı kilitli, cüzdan cepte, para yok.

Bana parfüm şişesi ve tespihi kaldı

Dedemin bütün şahsi eşyaları Sivrialan’da kendi adını taşıyan müzede sergileniyor. Bende sadece bir tespihi ile bir parfüm şişesi var, onları gözüm gibi saklıyorum. Veysel dedem koku kullanmayı çok severmiş, koku dediğiniz o zaman esans elbette. Annemin anlattığına göre, ceketinin çakmak cebinde mutlaka bir esans olurmuş, fırsat buldukça yüzüne sürermiş.
X