Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ve Bodrum

Pakize SUDA

Nihayet Bodrum'a geldik. Gidip ‘‘Cehennem sıcağını karşılayayım’’ diyordum ama sıcak benden önce davranmış, gittiğimizde bütün kavuruculuğuyla bizi bekliyordu. E kendi düşen ağlamaz, katlanacağız artık.

Tatile çıkmaya karar verdiğimiz günlerde tesadüfen İbrahim Tatlıses'le karşılaşmıştık. Bodrum'a gideceğimizi duyunca kendi otelini tavsiye etmişti. Otelin yerini biliyoruz, fiyatı da öğrenince ‘‘Tamam’’ dedik.

Bazı arkadaşlarım, Tatlıses Otel'de kalacağımı duyunca burun kıvırdılar. Kıvırma sırasında odalarda devamlı türkü yayını olduğunu, mönüde sadece çiğ köfte ve lahmacun bulunduğunu, otelin kebap koktuğunu falan düşünmüş olmalılar. Türkiye'deki bütün otellerin sahipleri Fransız da, bir tek Tatlıses Otel'in sahibi Urfalı. Demek otelin sahibi Denizlili olsa, bunlar uyandırmanın ‘‘Denizli horozu’’yla yapıldığını sanacaklar.

Söz İbrahim'den açılmışken, maşallah her işe el atmış. Nasıl her taşın altından Koç'la Sabancı çıkıyorsa, Tatlıses de öyle. Mesela, Bodrum tatilinizi başka hiçbir firma ve kişiyle muhatap olmadan tamamlayabilirsiniz. Otobüse bindiniz Tatlıses Turizm; radyoyu açtınız Tatlıses radyo, kaset koydunuz kendisi ve 27 sanatçısı huzurlarınızda; televizyonu açtınız İbo Show, dedikoduları merak ettiniz. haftalık gazete ve dergiler Tatlıses'ten, karnınız acıktı lahmacun, uykunuz geldi buyurun otele. E daha ne olsun?..

***

Otele geldik. Yerlerimiz ayrılmış, anahtarları önümüze koydular. Arkadaşlarım nezaket gösterip ‘‘Önce sen al’’ dediler. Birini al git, değil mi? Yok, hepsini elledim. Sanki domates seçiyorum. Hayır daha önce kaldığım bir otel olsa hangi odanın daha iyi olduğunu bileceğim. Öyle bir şey de yok. Niye ellediğimi bilmiyorum. En sonunda birinin iyi (!) olduğuna kanaat getirip, aldım. Seçtiğim oda diğerlerinin içinde yegáne balkonsuz olanıymış. Olacağı buydu. Anahtar okkalayarak oda seçmek nerede görülmüş?

Derhal balkonlu bir odaya transfer oldum. Her şey harika, mnnzara, odalar, yemekler. Hizmet mükemmel, herkes güler yüzlü. Tuhaflık bende. Odada soğuktan donuyorum, kilimayı kapatıyorum, sıcaktan pişiyorum, klimayı açıyorum. Açıyorum, kapıyorum, açıyorum kapıyorum. Ben bunu dört gün boyunca hep yapıyorum.

***

Artık kendimi anlatmaktan vazgeçip Bodrum'a gelsem iyi olacak. Bodrum'u hiç bu kadar boş görmemiştim. Nerdee sokaklardaki insan seli. Turizmin patlayamamasından desem Bodrum'da zaten oldum olası yabancı turist azınlıktadır. Peki yerlilere ne oldu? Sonunda niye ortalıkta görünmediklerini buldum. Üç kişinin yanyana duracağı boş alan kalmamış ki. Taşı toprağı ev olmuş Bodrum'un. Hepsi de beyaz. Uzaktan bakınca kar altındaki Uludağ'ı hatırlatıyor. Hani insan yanılıp bir koşu kayak takımlarını alıp gelecek neredeyse.

Bizde adettir, güzellikleri karşıdan seyretmek yerine gidip orta yerine otururuz. Mesela doyumsuz güzellikte bir koru gördük diyelim. Başkası olsa bu manzarayı insanlara karşıdan seyrettirme yoluna gider; biz korudaki bütün ağaçları kesip yerine şahane (!), süperlüks (!) betonları dikeriz. Göz zevkimizden çok, kıç zevkimizi tatminden yanayızdır. Bunu her yerde yaparız da Bodrum'da yapmaz mıyız, orada da yapmışız.

Acaba bu değişiklikleri coğrafya kitaplarına yansıtıyorlar mı? Mesela bize bu civarın bitki örtüsünün ‘‘maki’’ olduğu söylenmişti. Bir şey değil, çocuklar ‘‘maki’’yi ‘‘iki katlı beyaz badanalı siteler’’ olarak belleyecekler.

***

Türkiye'de ne kadar müteşebbis varsa Bodrum'a gelmiş. ‘‘Simit bile satsak sürümden kazanırız’’ diye düşünmüş olmalılar. Eskiden restoran başına bilmemkaç kişi düşerken, şimdi bir kişiye bilmemkaç rstoran düşüyor. Hal böyle olunca, önlerinden geçerken kendinizi Mahmutpaşa'da zannediyorsunuz. ‘‘Buyursunlar efendim’’, ‘‘Buyrun bayan.’’ Bir tek cama ‘‘Aile salonumuz vardır’’ yazmadıkları kalmış.

***

Bodrum'a gidip de Halikarnas'a uğramamak olur mu? Olmaz tabii. Harika bir show seyrettik. Kızlar birer Afrodit. Ama Afrodit'in bayiliğini almış o bildiğiniz hanımefendi gibi değil, orijinali gibi. Seyrederken bir ara gayriihtiyari karnımı içime çekmişim. Yaptıkları akrobatik hareketlere baktım da, aslında insanoğluna verilmiş olan hareket kapasitesinin yüzde birini kullanıyorum. Bu da oturma, kalkma ve yürümeye tekabül ediyor. ‘‘Kötürüm’’le aramda kıl payı fark var.

***

Bu arada sıcaktan bahsetmek istemiyorum artık. Yalnız bir ara çarşıda gezerken ayağımın birini attım, öteki gelmiyor. Bir baktım, terliğim asfalta yapışmış. Bu kadarını söyleyeyim, gerisini siz hayal gücünüzle çeşitlendirin. Sıcakla ilgili bir şey daha söyleyeceğim, burada keşfettim, sıcak iştah açıyor. Yarım saatte bir midemin kazınmasına başka bir anlam veremedim. Gerçi soğuk da bende aynı etkiyi yapıyor ama, hiçbir zaman nefes alamayacak kadar doyarak kalktığım bir akşam yemeğinden bir saat sonra iki tabak meyhane pilavı yememiştim. Gece yatağa yattığımda hayatımda ilk defa karnımdan bacaklarımı göremedim.

***

Gündüzleri havuz kenarındayız. Bütün hatlarımızı aşağıya çekip yaşlanmamıza neden olan o körolası ‘‘yerçekimi’’ sırtüstü yatarken işe yarıyor. Göbeğim dümdüz oluyor. Onun için pek ortalıklarda dolaşmadım, sadece havuza girmek için kalktım. Bu kalkışlarımdan birinde baktım kadınlar havuzda jimnastik yapıyorlar. ‘‘Kim için yapıyorsunuz bunu, kocalarınıza güzel görünmek için mi?’’ dedim. ‘‘Evet’’ dediler. Kocalarına baktım, kimi göbekli, kimi kel, kiminin bacağı çarpık. ‘‘Kızlar değmez, boşverin. Hem biz kolay mı yaptık bu göbekleri’’ dedim. Sözüm etkisini gösterdi, kadınlar kendilerini salıverdiler.

Şimdi ‘‘Madem öyle sen niye göbeğini saklamaya çalışıyorsun’’ diye bir soru tevcih edebilirsiniz. Ben de cevaben ‘‘İşte öyle’’ derim.

***

Gerçi, ‘‘Yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü anlat’’ diye bir laf vardır ama kusura bakmayın gördüğüm her şeyi anlatamayacağım. Gezdiğim her yeri anlatmaya kalkarsam, bu yazının sonu gelmez. Bunun ‘‘Küba’’sı var, ‘‘Dedikodulu’’su var, ‘‘Balıkçı’’sı var, ‘‘Dondurmacı’’sı var, ‘‘Yalıkavak’’ı var, ‘‘Torba’’sı var Pehlivan tefrikası gibi olur vallahi.

Ancak sözün ‘‘yediğin içtiğin senin olsun’’ bölümünü harfiyen yerine getirdiğimden emin olabilirsiniz. Yediğimin içtiğimin hepsi benim oldu, İstanbul'a 2 kg. almış olarak döndüm.

Mış muş köşesi

Turizm kıpırdamış.

Ben Bodrum'a gittim ya, onu söylüyorlar.

Kansız ameliyatlara bir yenisi eklenmiş. Kansız ilk by-pass gerçekleştirilmiş.

Cinayetler de kansız işlense, ‘‘kan davası’’ kalkar mı acaba?

Yeni nesil cep telefonları kulağa küpe olacakmış.

Yakında ‘‘hap’’ yapıp yutturacaklar.

En çok gençler intihar ediyormuş.

Normali de bu zaten. Nasrettin Hoca'nın, çocuğu testiyi kırmadan dövmesi gibi. Her türlü felaketi, acıyı yaşayıp gördükten sonra intihar etmişsin neye yarar.

Ecevit, ‘‘Sırada tarım reformu var’’ demiş.

Tanrı tarım bakanını korusun.

Yumurta, tuz ve margarinin zararsız olduğu tespit edilmiş.

Bu bilim adamları da gel-git akıllı. Bir gün öyle, bir gün böyle.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI