Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Vali ve Özel'e kızacağınıza bu komikliği değiştirin

Hala Afyon olayını konuşuyoruz. Vali' yi yerden yere vuruyor, Genelkurmay Başkanı'nı tepki göstermemekle eleştiriyoruz.

Fakirim Vali ne yapsın ki, yıllardır alıştığı bir uygulamayı sürdürdü. Yabancı Devlet Başkanı gelmiş gibi, Bakan veya Komutan ziyaretlerinde hediyeleşme kuralını o koymadı ki. Sadece eski alışkanlıkların kurbanı oldu. Tek hatası, yanlış günde resim çektirip sitesine koydurmaktı.

VALİ'YE KIZACAĞINIZA, ASIL BU GARİP ALIŞKANLIĞI DEĞİŞTİRİN...
 
Hayretler içindeyim...
 
Daha doğrusu, medya' nın ve özellikle de İktidarın tepkilerini hayretle izliyorum.
 
Afyon valisinin, Genelkurmay Başkanına hediyeler vermesi, Genelkurmay Başkanının da Vali' ye plaket takdim etmesi olayının yarattığı yankıları hala sürüyor.
 
Emin olun ben vali'ye acıdım.
 
Gelen vurdu, giden vurdu.
 
Arınç tersledi, Çelik tersledi ve sonunda da Başbakan sert bir fırça çekip, adamın kariyerini gömdüler.
 
Suçu neydi ?
 
Kendinden yıllar önce başlatılan bir geleneği sürdürmek.
 
Saçma sapan dahi olsa, alışılmıştı bir defa.
 
Kente bir Bakan, hele hele üst düzey bir bürokrat, hele hele hele bir Genelkurmay Başkanı gelirse, mutlaka hediyeler verilirdi. Afyon valisi, küçüklüğünden beri hep bu sahneleri görürdü. Bürokraside de aynı manzaralara tanıklık ederek Vali'liğe kadar çıktı.
 
Sonra birgün görev yaptığı kente, hala her bürokratın gözünde Cumhurbaşkanı veya Başbakan'dan pek büyük farkı olmayan Genelkurmay Başkanı gelince ne yapsın ki fakirim... Hediyeler verdi, karşılığında da, Genelkurmay Başkanı tarafından bir plaketle taltif edildi.
 
Ogüne kadar kimseler çıkıpta "Kardeşim nedir bu karşılıklı hediyeleşme, neden durmadan birbirinize plaket veriyorsunuz..." dememişti ki...
 
Vali beyin tek kusuru, etrafındaki danışmanlarının " aman bu resimleri siteye koymayalım, 25 kişinin öldüğü birgün ters teper"dememesiydi.
 
Hem kendini kurban etti, hem de Genelkurmay Başkanını zor duruma soktu.
 
Ancak merak etmeyin, aynı uygulama yine sürecektir. İlkokul müsamerelerini andıran bu plaketleşme, sanki devlet ziyareti yapılıyormuş gibi hediyeleşme bitmeyecektir.
 
Bu olayı eleştirenlere bir önerim var: Gelin bu uygulamadan vaz geçin. Tek bir genelge ile bu komikliğe son verin...

12 EYLÜL, YAŞADIĞIMIZ DARBELERİN ANASIYDI...
 
32 yıl önceki bir darbeden hala söz ediyor, hala etkilerini tartışıyorsak ,hala izlerinden kurtulamıyorsak, bu işin içinde bir iş var, demektir.
 
12 Eylül 1980 gecesi Brüksel'deydim. Milliyet Gazetesinin Avrupa bürosu şefliğini yapıyordum. Sabaha karşı telefon çaldı. O ülkelerde böylesine geç saatlerde aranırsanız, çok kötü bir haber alacağınızı bilirsiniz.
 
Açtım, karşımda NATO'daki daimi temsilcimiz Büyükelçi Osman Olcay vardı.

 - Nihayet darbe oldu, asker el koydu, dedi ve kapattı.
 
Koskoca Büyükelçi " Nihayet..." diyordu.
 
Bende kendi kendime "Oooh, nihayet..." dedim. Rahatladım.
 
Ülkenin genelinde aynı rahatlama vardı.
 
O sıralarda kimsenin aklına 12 Eylül'ün ilerde nasıl büyük felaketleri de beraberinde getireceği gelmiyordu. Sadece, günde 25 kişiye ulaşan cinayetler, sol-sağ kavgaları vardı. Ekonomi çökmüş, CHP ile AP boğaz boğaza gelmiş, Demirel ile Ecevit geliyorum diyen askeri durdurmak için işbirliğini reddetmişlerdi.
 
Denize düşülmüş ve yılana sarılınmıştı.
 
Herkes alkışladı, anlı şanlı gazeteciler askerin sırtını sıvazladı. Nice iş adamı, nice demokrat geçinen kurum keyiften göbek attı.
 
Bu gazı alan Genelkurmay da, Türkiye'ye ağır bir ayar verdi. Hem de şöyle böyle ayar değil. İşkenceleri, yasakları, idamlarıyla kafaları zindana soktu. Türkiye'yi kışlaya çevirdi.
 
Bugün geri dönüp düşünüyorum da, 12 Eylül kafasının ne kadar tehlikeli, ne kadar derin izler bıraktığını, düzeltmek değil tam aksine bu ülkenin siyasi ve sosyal yaşamını nasıl mahvettiğini görüyorum.
 
O günlerde bunu görememiş ve daha ilk anından itibaren karşı çıkmamış olmaktan dolayı da kendimi affedemiyorum.
 
Sonradan uyandım, ancak iş işten geçmişti.
 
12 Eylül anayasası bize Kürt Sorununu miras bıraktı.
 
12 Eylül anayasası bize Türban Sorunu miras bıraktı.
 
12 Eylül anayasası demokrasimizin kolunu kanadını kırdı. Askerin içine nifak soktu, Genelkurmayı siyasete bulaştırdı ve tüm dengelerimizi bozdu.
 
Bundan dolayı, yaşadığımız tüm darbelerin anasıydı...

BRAVO BAŞKAN, KAFA KESENLERİN ÇOK OLSUN !
 
POSTA olaya damardan girmiş ve "Türk ve İslam Kadınının yapması gerekeni yaptı" diyen Yalvaç Belediye Başkanı Tekin Bayram'ı manşete çıkarmış.     
 
MİLLİYET'in manşeti de yerindeydi: Ağzından çıkanı kulağın duydu mu ?
 
Bravo doğrusu...Bir belediye başkanı, tecavüzcüsü vurduktan sonra kafasını kesen ve bir çuvala koyup köy kahvesinin önüne atan kadına övgüler yağdırmasına, hatta bununla yetinmeyip , adeta başkalarını da teşvik eder gibi maaş bağlamasına akıl erdirmek imkansız.
 
Bir belediye başkanı, adaleti kendi başına sağlamaya kalkan kimseyi cesaretlendirme hakkı yoktur. Bu, açıkçası suçtur. Terör kışkırtıcılığı ile eş değerdedir.
 
Tecavüze uğrayan kadına sahip çıkabilir, ona kol kanat gerebilir, acılarını dindirmesi için maaş bağlayabilir, ancak kalkıp "Türk ve İslam kadınının yapması gerekeni yaptı" diyemez. Ne İslamda ne de Türk kadını'nın geleneğinde böyle bir şey vardır. Cezayı yargı dağıtır...
    

X