"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Vakıf haraçları yeniden başlıyor

KAMU kuruluşlarının vatandaşlara vermek zorunda olduğu hizmetleri görürken, değişik vakıflar adına bağış toplamaları uygulaması, bir kanun ile yasaklanmıştı.

Şimdi bu yasak, Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’nın, Danıştay’a açtığı bir dava ile delinmiş bulunuyor.

Böylece pasaport, ehliyet, silah ruhsatı almak gibi kamu hizmetlerinden yararlanabilmek için bu vakfa "bağış" adı altında haraç ödemeye devam edeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları, bu hizmetlerden yararlanabilmek için vergi ödüyorlar.

Devlet bu vergileri toplarken, biz vatandaşların işlerini görmeyi de taahhüt etmiş oluyor.

Şimdi devlet, vergi toplama işini iyi yapamadığı için ya da topladığı vergileri doğru yere harcamayı beceremediği için ek bir "haraç" neden ödemek zorunda kalalım?

Devlet, eğer topladığı vergiler ile emniyet teşkilatının bina, silah, araç gibi ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyorsa, bu işlemler için özel bir vergi koyabilir ve topladığı parayı bütçesine alarak harcayabilir.

Bunu yapmak yerine, toplanan parayı bütçe dışında tutmak ve bir vakıf kılığı altında TBMM denetiminin dışına çıkarak harcamak ne ile izah edilebilir?

Türkiye, 12 Eylül yönetiminin icadı bu garipliklerden kurtulduğuna sevinirken, hepsi kamu yöneticisi konumunda olan vakıf yöneticilerinin bu ısrarına siz bir anlam verebiliyor musunuz?

Yargıçtan demokrasi dersi

AMERİKA’nın Florida eyaletindeki Palm Beach bölge yargıcı, Riviera Beach’teki "düşük belli pantolon giyme yasağını" ABD Anayasası’na aykırı buldu.

Bir süre önce Riviera Beach’te bu yasak ile ilgili olarak bir referandum yapılmış ve halkın yüzde 72’si düşük belli pantolon giymenin yasaklanmasına karar vermişti. Buna göre düşük belli pantolon giyenler 150 dolar para cezası ödemek zorunda kalıyorlardı.

Yargıç, nasıl pantolon giyilebileceğinin insanlara dayatılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi ve referandum sonucunu geçersiz saydı.

Ülkemizdeki tartışmalar için gerçekten ilginç bir örnektir diye düşünüyorum.

1- Demokrasiyi, çoğunluğu ele geçirenin istediği her şeyi yapabileceği bir rejim olarak görenler açısından güzel bir örnek. Demokrasi, oy çoğunluğundan ibaret bir rejim değildir!

2- Yargı denetiminin, bir demokrasi için olmaz ise olmaz bir gereklilik olduğuna inanmayanlar için bir örnek.

3- İnsanların giyim kuşamlarına, yaşam tarzlarına yapılacak her türlü müdahalenin temel kişilik haklarına aykırılığını tartışmasız bir şekilde ortaya koyan bir karar.

Bir kenara not edelim, daha yıllarca bu konuları tartışacağız çünkü.

Heykeltıraşın bilinçaltı dışa vurunca

ANAYASA Mahkemesi’nin yeni binasının kapısına konulan "Adalet Tanrıçası" heykeli, heykeltıraşın bilinçaltının dışavurumudur diye düşündüm.

Biliyorsunuz bu "tanrıça" bir elinde "adaletin dengeli dağıtılacağını" anlatan bir terazi ve diğer elinde de gerekirse adaletin zorla sağlanacağını sembolize eden bir "kılıç" taşıyor. Gözleri de her zaman bağlı oluyor. Çünkü yargıç, adaleti karşısına çıkanın kimliğine bakmadan dağıtmak ile yükümlü.

Ancak bizim Anayasa Mahkemesi’ne konulan heykelin gözleri açık yapılmış.

"Heykeltıraşın bilinçaltı" derken bunu kast ediyorum zaten. Adaletin gözleri bağlı iken karşısına kimin çıktığını nasıl görsün?

Çünkü hepimiz biliyoruz ki bizim ülkemizde "adamına göre muamele" kamu yaşamının bir numaralı kuralıdır ve diğer kurumlara göre daha az da olsa yargıda da bu durum geçerliliğini korur.

Bu nedenle heykelin gözlerinin bağlı olmamasını hiç yadırgamadığımı belirteyim.

Bu vesileyle Anayasa Mahkemesi’ndeki törende fark ettiğim bir garabeti de not edeyim:

Törende, Cumhurbaşkanı’nın hemen arkasında bir koruma görevlisi oturuyordu.

Cumhurbaşkanı yaverinin hemen yanındaki koltukta!

Cumhurbaşkanı’nın böyle bir törende, böylesine yakın korunmasını gerektirecek nasıl bir tehlike vardı, merak ettim.

Oraya davetli olanların hemen tümü devlet protokolünde yeri olan kişiler.

Hadi diyelim ki Cumhurbaşkanı’nı görünmeyen bir tehlikeden korumak gerekiyordu.

Bu durumda da ikinci sırada, bitişik nizam koltuklardan birinde oturan bir koruma görevlisinin işini nasıl yapabileceğini merak ettim.

Koruma ile dolaşma işi giderek çığırından çıkıyor, amacından sapıyor ve sadece bir "hava atma" vesilesine dönüşüyor. Uyarmış olayım!
X