Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Uğraştırma AKP'yi, git ötede dayak ye, tecavüze uğra, öl!

Öyle anlaşılıyor ki AKP'nin, metro gibi, bazen yer üstünde, bazen yer altında kendi yolundan kesintisiz ilerleyen "istediği kadını yaratma" politikasını, yaşadığımız hiçbir şey durduramıyor.

Denklemleri değiştiren seçim sonuçları, koalisyon görüşmeleri, IŞİD tehdidi, çözüm sürecinin çözümsüzlüğü, patlayan bombalar, karanlık suikastler de o politikanın inatla ilerleyişini bir an sekteye uğratmıyor. Kendi yaptığı yasalara, imzalamaktan gurur duyduğu uluslararası sözleşmelere aykırıymış, ne gam! İşte Adalet Bakanlığı’nın özetle şunları söyleyen son yasa taslağı:

Tecavüzcünüzle barış masasına oturun!

Sizi paramparça etmiş de olsa kocanızla uzlaşıp aynı eve dönün, abartmayın canım öldürmez!

Çocuğunuza cinsel istismarda bulunan kişiyle el sıkışın, isterseniz sonra elinizi yıkarsınız!

Peki neden? "E uzlaşmak güzeldir! Hem İş yükümüz çok, bizi uğraştırmayın!"

BİR PR MALZEMESİ OLARAK İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

2011 seçimlerinden sonra açılan meclisin ilk aylarıydı. Medyada, TBMM’de “kadın vekillerin fular şıklığı” haberlerinin “Ey kadınlar! En az üç çocuk doğurun, siz anasınız, bacısınız, başka bir şey olamazsınız” tezlerinden daha büyük yer aldığı günlerdi. Kadın cinayetleri ve tecavüzlerse, tüm zamanlardaki gibi kesintisiz sürüyordu. Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin “müjdeeee” dedi. Kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili İstanbul Sözleşmesi Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmış, yakında Meclis’e gelecekti. Nitekim, uygulanması halinde kadınları şiddetten korumaya yönelik çok ciddi yol kat edilmesini sağlayabilecek hükümler içeren sözleşme Meclis’e geldi ve kabul edildi.

Fatma Şahin ondan sonra mikrofonun önüne geldiği her seferinde İstanbul Sözleşmesi’ni ilk Türkiye’nin imzalamış olmasından, adına İstanbul denmesinden duydukları övüncü anlata anlata bitiremedi. "Önemli bir iradedir, bu iradenin gereğini yapmak da hepimizin görevidir" dedi. Bugünün Başbakanı Ahmet Davutoğlu da 2013 8 Mart’ında, henüz dışişleri bakanıyken, Türkiye’nin “kadın hakları alanındaki uluslararası sözleşmelere taraf olan ve bunların titizlikle uygulanmasını destekleyen” bir ülke olduğunu söyledi o ‘coşkumsu’suyla. Açık adı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlanmasına öncülük etmek ve ilk onaylayan olmaktan ne kadar gururlansa azdı.

O arada kadınlar evlerde dövülmeye, sokaklarda öldürülmeye devam etti.

Türkiye Özgecan cinayetiyle sarsıldığında Davutoğlu başbakandı artık. Dinleyicilerini ve medyayı "Kadına uzanan eller kırılsın!" diye gazladı bu kez. Ardından kendisini dinleyen kadın topluluğundan Özgecan için bir fatiha okumalarını istedi. Bir kez daha Bakanlar Komitesi dönem başkanlığında, İstanbul Sözleşmesi’ne olan kendi katkılarıyla övündü. Destansı üslubuyla hatırlattı: “İstanbul'da kadına karşı şiddete ses yükseltmişti!”

Ama kadına yönelik şiddet ve cinayetler, coşku, gurur, gaz ve Fatiha’yla engellenemiyordu tabii. İmza atmakla övündüğün ve yapacağını taahhüt ettiğin şeylerin hiç değilse kapağını açman gerekiyordu. Türkiye ikinci kısma hiç girmedi.

2013’te 214 kadın öldürüldü.

İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

2014’te 281 kadın öldürüldü.

Bu arada kadın cinayeti davalarında sanıkların en az yarısının cezaları tahrik indirimiyle kuşa çevrildi. Sözleşmenin kapağını açsalar, bunu yapamayacaklarını görürlerdi. En azından ne yapmaları gerektiği konusunda sık sık uyaran kadın örgütlerini, akademisyenleri, siyasileri dinlerlerdi. Bir kıpırtı olmadı.

Olsun, Türkiye sözleşmeyi ilk imzalamıştı ya… Bir gün kadın cinayetleriyle ilgili konuşmak gerekirse “ilk biz imzaladık” PR’ını yapmak üzere, süslü bir kurdeleyle bağlanıp rafa kondu.

Bu arada, sözleşmeye aykırı pek çok uygulama oluk gibi aktı, kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlarda cezayı artırdığı imajı yaratılan ama tersine indiren bir yasa değişikliği de hayata geçirildi.

Tecavüzcüler bir bir serbest bırakılmaya, tecavüz mağduru çocuklar “rızası vardı” diye suçlanmaya devam etti.

Özellikle kadınlara yönelik suçlarda “cezasızlığın” çerçevesi genişledi de genişledi.

2015’in ilk yarısında 149 kadın öldürüldü.

Medya takip ajansı Interpress’in, ‘Kadına Şiddet’ konulu araştırmasında, 2015’in ilk altı ayında yazılı basında yayınlanan kadına yönelik şiddet haberi sayısının, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 65’ten fazla arttığı, günde ortalama 277 vakayla 50 bini geçtiği ortaya çıktı.

KADINA YÖNELİK SUÇLAR YAKINDA KREDİ KARTINA 12 TAKSİTLE!

Ve şimdi yeni bir hamle sözkonusu.

Eşitlik İzleme Kadın Grubu-Eşitiz’in kamuoyuna duyurduğu bu son hamleye göre, daha önce şiddet, tecavüz ve cinayet mağduru kadınları “tahrik etti”, “o gün o saatte oraya gitti”, “etek giydi”, “rızası vardı” gibi bahanelerle suçludan çok suçlayan devlet, belli ki şimdi de bütün bu suçları “iş yükü” olarak görmeye hazırlanıyor. Yani; “Uğraştırmayın bizi, gidin ötede dayak yiyin, tecavüze uğrayın, öldürülün” demeye… Eşitiz, AKP’nin her zamanki gibi el çabukluğu marifetle hazırladığı yasa taslağının, “Kadınlara karşı suçların, adım adım konu konu suç olmaktan çıkarılmasına neden olacağı” konusunda uyarıyor.

Haberi okumadıysanız televizyonda giderek dozajı artan kamu spotunda görmüşsünüzdür; bir arabuluculuk reklamıdır gidiyor. İşte yeni yasa taslağı bununla ilgili: 5 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlarda şüphelilerle savcılık arasında "pazarlık"la cezanın 1 yıla indirilmesi, ertelenmesi, para cezasına çevrilmesi ya da kamu hizmeti gibi yaptırımları öngörüyor. Taslağa göre, pek çok suçun yanı sıra; hakaret, tehdit, şantaj, yaralama, sarkıntılık, reşit olmayanla cinsel ilişki, cinsel taciz gibi kadınları yakından ilgilendiren suçlar da bu “pazarlık usulü”ne tabi! Üstelik pazarlık konusunda mağdurun onayına gerek görmüyor; failin talebini yeterli bulacak ve failin mahkeme önüne çıkması bile gerekmeyebilecek. Ayrıca, halen üst sınırı 3 ay olan suçlardaki “ön ödeme” sınırı 2 yıla çıkartılarak, her gün için 20 TL üzerinden bulunacak miktarı ödeyenlere dava açılmayacak. Böylece suçlulara, parası neyse ödeyip cezadan kurtulma yolu açılacak. İlerde kredi kartına 12 taksit de yaparlar belki, kimbilir.

KENDİ YASASINI, SÖZLEŞMESİNİ TAKMAYAN ADALET BAKANLIĞI

Adalet Bakanlığı bu taslağı hazırlarken, “cinsel dokunulmazlığa karşı suçların uzlaşmaya tâbi olmaması”nı öngören kendi Ceza Yargılaması Yasası’nı umursamamış belli ki. Kadına karşı şiddetle ilgili 6284 sayılı yasanın maddelerine de bakmamış, İstanbul Sözleşmesi’nin ise kurdeleli süsünü bozmaya bile kıyamamış.

Oysa o ilk imzalamaktan gurur duyduğumuz sözleşmenin 48/1 maddesi çok açık: Devlete, psikolojik, fiziksel, cinsel ve ekonomik, kadına karşı tüm şiddet biçimleriyle ilgili olarak arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere” zorunlu alternatif çatışma çözüm süreçlerini yasaklama görevi veriyor. Eşitiz, “Günde en az beş kadının öldürülmekte olduğu bir ülkede, siyasi iktidarların şiddeti daha başladığında, kadınlara karşı ilk hakaret, ilk tehdit, ilk şantaj, ilk yaralama vb. suçlarda daha etkin cezalar getirerek çözmesi gerekirken; bu suçları daha da yaptırımsız hale getirmeye çalışması dehşet verici bir girişimdir” diyor. İşin bu kısmı da sözleşmeye tamamen aykırı; taslağın kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilip 2005 TCK reformunu sağlayan TCK Kadın Platformu’na, Kadına Karşı Şiddet Yasası için mücadele eden, Türkiye kadın hareketi temsilcisi 251 kadın örgütünün oluşturduğu “Şiddete Son Kadın Platformu”na gönderilmemesi de… “Demokratik bir ülkede, bu tür yasa tasarıları, ilgili hükümet dışı örgütlerle birlikte hazırlanır; onların görüşleri, onayları alınmadan yasalaştırılması hayallerinin kurulması bile düşünülemez” diyen Eşitiz, şu an zaten suç ve ceza adaletinde ciddi sorunlar yaşayan yargı sisteminin, adeta iktidarca atanan “arabulucular/uzlaştırmacılar” kategorisiyle daha da “özelleştirildiğini” belirtiyor. Bu taslağın yasalaşması da ikinci bir büyük af ve suç olmaktan çıkarma operasyonu anlamına gelecek.

Eşitiz’in de belirttiği gibi, kadın ya da erkek, herhangi bir bireye karşı, hakaret, tehdit, şantaj, yaralama, eziyet, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, çevrenin kirletilmesi, imar kirliliğine neden olma, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti gibi suçlar, bir toplum halinde yaşamayı tehdit eden önemli suçlar. Devlet bu suçları cezasız bıraktığında, daha büyük suçları teşvik ediyor olacak. Mesela kadına tehdit suç olmadığında, ardından cinayet daha rahat gelecek.

Şimdi siz karar verin;

Sizi feci şekilde dövmüş, bıçaklamış, bir yerlerinizi kırmış, aşağılamış biriyle ‘uzlaşmak’ ve onunla yeniden aynı eve dönmek ister misiniz?

Farz edelim minibüsüne bindiğiniz kişi ormanlık alana çekti size tecavüz etti, onunla barışır mısınız?

Küçücük çocuğunuza cinsel istismarda bulunan biriyle anlaşma masasına oturur musunuz?

Ve devletin bütün bu “anlaşmalardan” topladığı paralarla yaratacağı, belki de yolsuzluğa kurban gidecek bir kaynağa katkıda bulunur musunuz?

Son not: İstanbul Sözleşmesi öyle kurdeleleyip PR malzemesi yapılabilecek bir belge değil, çok ciddi uluslararası yaptırımları var. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kadını şiddetten korumadığı için ciddi bir tazminata mahkum olan ilk ülke olduğunu da unutmuş görünüyor. Bu durumda yeni cezaları da görecektir. Ama yine de “ilk” ya ona bakın siz…

X