Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ufuksuz açılımlar sonuçsuzluğa mahkûmdur

MESLEK ustalarımızdan rahmetli Metin Toker, Özal için şöyle derdi: “Turgut Bey istediği zaman medyayı burnundan tutup sürüklüyor.

Medya da onun peşinden gidiyor.”

Tayyip Bey ise Özal’ı fersah fersah geride bırakıp her üç günde bir yapıyor bunu.

Bir sorun ortaya atıyor, bütün kamuoyunu tartıştırıyor.

Sonra o tavsamaya başlayınca bir başka konu atıyor ortaya. Medya yine balıklama atlıyor.

Kamuoyu işi gücü bırakıp bütün gün bunu tartışıyor.

Bu kısırdöngü sürüp giderken de Tayyip Bey istediğini sessiz sedasız gerçekleştiriyor.

Örnek istiyorsanız, işte iktidara geldiğinden beri ortaya attığı açılımlar...

Avrupa Birliği açımı... Yeri göğü inletmedi mi?

Ne oldu? 2004’ten beri Avrupa Birliği’ni ağzına alıyor mu?

Ya Kıbrıs açılımı?

Hâlâ havanda su dövülüyor. Tayyip Bey göz ucuyla bile bakmıyor.

Ortalığı ayağa kaldırdığı Alevi açılımı ne oldu?

Hiç... Sıfıra sıfır elde var sıfır.

* * *

Bir zamanlar Türk-Yunan barışı için arkadaşı Kostas’la içtikleri su ayrı gitmiyordu.

Şimdi Kostas’ın adını bile anmıyor.

Ya Ermeni açılımı...

Ne nutuklar attı. Muhalefete ne sözler etti.

Cumhurbaşkanı bile kalktı Ermenistan’a kadar gitti.

Sonuç: Yine sıfıra sıfır elde var sıfır.

Ermeni açılımı unutulup gitti.

Ya arabuluculuğa soyunduğu İsrail-Filistin barışı açılımı?

Hani Ortadoğu’da barışı sağlayan dünya lideri olacaktı.

Davos’taki “One minute” skandalından sonra o rüyalar da yatıverdi.

* * *

Şimdi hepimiz önce “Kürt açılımı” diye açıklanan, sonra uyarılar üzerine “demokratik açılım” denmeye başlanan süreci tartışıyoruz.

Üstelik açılımın içeriğini, ne yapılacağını bilmeden...

Herkes olsa olsa böyledir diye senaryolar yazıyor.

Ama şunu unutuyoruz. AKP, iktidarı aldığı 2002 Kasım’ında PKK eylem koyamaz duruma getirilmişti.

O sıralarda bölgeye gitmiş, orada yaşamın normale dönmeye başladığını mutlulukla izlemiştim.

İnsanların yüzü gülüyordu. Herkes işinde gücündeydi. Bölgeye turlarla on binlerce insan geliyordu.

Bölgedeki eli yüzü düzgün otellerin doluluk oranı birden tepe yapmıştı.

O huzur ortamında bile bölgeyi endişeyle gezmiştim. Çünkü bu hükümetin huzur ortamının kalıcı olmasını sağlayacak hiçbir girişimi yoktu.

PKK toparlanır, yakında eylemler yeniden başlar diye korkuyordum.

İki üç sene içinde korktuğum başıma geldi. Yeniden kan akmaya başladı.

O huzur dolu ortam yerini yeniden korku ortamına bıraktı.

Ben Tayyip Bey’in ve kurmaylarının ellerine dışardan verilmiş bir harita yoksa kafalarında hiçbir şey olmadığını biliyorum.

Cindoruk da Beşir Atalay’la görüştükten sonra bunu açıkça söyledi:

“Sunum yapmaya geldiler, hiçbir şey söylemediler. Biz bazı öneriler yaptık.”

Tayyip Bey oturup bu ciddi sorunun çözümü için kafa yoracağına, her gün kürsülerden muhalefeti suçlamayı tercih ediyor.

Tümü fiyaskoyla sonuçlanan açılımlar için de hep aynı popülist politikayı uygulamadı mı? 

X