"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

U2 konseri terk etseydi…

Ne olurdu mesela?<br><br>Orada politikacının kendi de yoktu. Sadece adı vardı.

Bono konuşmaya başlayıp politikacının adını anınca, inanılmaz bir yuhlama sesi yükseldi. Bono öyle şaşkına dönüp affalladı ki, resmen cümlesini yarım bırakıp yön değiştirmek zorunda kaldı. “Peki politikadan bahsetmesem?...” demek zorunda kalıp, ardından: “Peki köprü hakkında konuşabilir miyim?” diye resmen seyirciden izin aldı. Tepkiyi ölçtü. Nabzı yokladı.
Tüm bunlar olurken, adım gibi eminim, ne Bono ne de U2’ nun diğer elemanları akıllarına sahneyi terk etmeyi, konseri yarıda kesmeyi hiç getirmedi.

Üstelik bu olay U2 nun başına ilk gelen olay da değildi. Daha önce de seyircisi ağzının payını vermişti.

***

Sanatçı ve politikacı aslında benim için birbirinden çok farklı değil. İkisi de fikir, görüş, taraf belirtiyor. İkisi de eleştiriye, aşka ve nefrete; sevilmeye ve yuhlanmaya son derece açık. Yani açık olmalı bence. Çünkü her ikisi de kabak gibi görüşleriyle, anlattıklarıyla ve icraatlarıyla ortada. Her ikisi de sürekli sahnede, spotlar onların yüzünde. Halkın gözü önünde ve halk tarafından çok sıkı takipteler. Bulundukları yerde halk sayesinde duruyorlar veya duramıyorlar. Ya alkışlanıyorlar, ya gişeler boş kalıyor...İşleri bu. Hayatları bu.

Spor bu ikisinden çok farklı. Farklı da olmalı.
Çünkü spor bambaşka bir misyona sahip. Adalet, centilmenlik, karşılıklı el sıkma var sporda. Hem de sonuç ne olursa olsun. Spor taraftara ihtiyaç duyarken, tarafsız bir hakem de gerekiyor. Hep ‘fair play’ olması amaçlanıyor. Nefret barındırmaması, nefreti körüklememesi tam tersine iyi duygular için biraraya gelinmiş olması isteniyor. Politika ve sanat görüş ayrılığı ile beslenirken, spor tek amaçla “fair play” le besleniyor. Spor sonuç ne olursa olsun “el sıkış” diyor. Sporun birleştirici olması bekleniyor.

Beklenmeli yani değil mi?

Bizde spor denince, akla futbol geliyor, futbol deyince de şiddet ve hatta politika. Hem de kaç türlü politika. Bu benim hiç hoşuma gitmeyen bir “birleşme”; çünkü sporun hakkaniyetini ortadan kaldırıyor.

Bu da çok üzücü ve spor adına çok yıpratıcı. Sporun misyonu dışında hiç de “fair play” olmayan bir müsabaka...

Bir karmaşa.

***

Protestoyu yadırgamayı da yadırgıyorum ben.

Eğer protestonun içinde şiddet yoksa, protesto bir şey anlatır insana. Düşünmeye çağırır. Çok insancadır. Duygusaldır bir bakıma. Hele de böylesi ortamlarda hiç de planlı değildir. Doğaçlamadır. Samimidir ve samimi olduğu için de iyi bir uyarandır. Kötü niyeti yoktur kanımca. Anlaşılmak ister. Gönül alma bekler...
İşte sırf bu yüzden anladım ki, protestonun protesto edilmesi de tepki uyandırıyor insanda.

Protesto edene diyetini sorup kızmaktansa, belki onu anlamaya çalışmak, hatta gönlünü almak çok daha yakışan olmaz mıydı, söz konusu tam da spor bahane olunca...

Olmadı.

Olamadı.

Daha da fenası,

Açılış sonrası yapılan kızgın açıklamalar, hepsinden daha ağır kaçtı.

Bazen bir şeye kızmadan önce, neden böyle oluyor diye sormak, belki hem çok basit hem de daha mantıklı.

***

Daldan dala dolaştım yazıyı bağlayamadım.

Ama umarım yine de anlamak isteyen anladı.

Yonca
“Cimbomlu”

X