Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye kabuk değiştiriyor

Son dönemde yaşananlar, Türk dış politikasının ilginç bir denemeye başladığı izlenimi yaratıyor. Orta Doğu, ABD ve Rusya ile gelişen ilişkiler, Ermeni açılımı gibi girişimlerle yeni dengeler kuruluyor. Türkiye, eskiye oranla bölgesindeki duyarlılıkları daha fazla dikkate alıyor. AB ile ilişkiler ise, bir türlü beklenen ivmeyi kazanamıyor. Fransa ve Almanya’nın tavrı, kimsede heyecan bırakmazken, Ankara da süreci hızlandırıcı adımlar atmaya hevesli görünmüyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde son derece ilginç gelişmeler yaşanıyor. Aslında sadece AB ile değil, Türkiye’nin dış ilişkilerinde genel olarak, bir  kabuk değiştirme denemesi ile karşı karşıyayız. Ben bunu “Türkiye’nin batıdan ayrılıp, doğuya kayması” olarak nitelemiyorum. Başbakanı da, “Hayır, yön değiştirmiyoruz. Olması gerekeni yapıyoruz” diyor. Ne denirse densin, ortada açıkça yaşanan bir değişim var.

 

Ne demek istediğimi, örnekleyerek anlatmam daha kolay olacak.

 

Soğuk Savaş döneminde, Türkiye’nin dış ilişkileri tek yönlüydü.

 

Batı kampındaydık ve bizimle birlikte olanlara müttefik adı takmıştık. Müttefiklerimizle ilişkilerimizde genel olarak sorun çıkarılmazdı. Karşı cephedekiler ise Komünist kampın üyeleriydiler. Onlara düşman muamelesi yapılırdı.

 

İşte bu çerçevede, yönümüz Avrupa ülkeleri ve Amerika’ya dönüktü. Oradan kaynaklanan politikalar benimsenirdi. Bölgede, İsrail dost, Irak ve Suriye düşman olarak nitelenirdi.

 

Şimdi tüm dengeler değişti.

 

Özellikle, AK Parti iktidarının son 2-3 yılında, yeni bir denge kurulur, yeni değerler ön plana çıkarılır oldu. Hele son dönemde yaşananlar, Türk dış politikasının ilginç bir denemeye başladığı izlenimi yaratıyor.


TÜRKİYE, ORTADOĞU ÜLKELERİNİ
İLK DEFA CİDDİYE ALIYOR

 

    Suriye ile ilişkiler, şimdiye kadar hiç görülmemiş derecede yakınlaştı. İki ülke neredeyse birlikte hareket etmeye başladılar. Bu durum da, ister istemez Ankara’nın attığı adımların yönünü ve tonunu değiştirdi.

 

    Irak ve özellikle de Kuzey Irak ile yakınlaşma da, şimdiye kadar görülmemiş bir ölçüde gelişiyor. Bağdat ile Erbil ’in duyarlılıkları, Ankara tarafından çok daha dikkatle ele alınıyor.

 

    İran, Pakistan ve Afganistan ile yakınlaşma çalışmaları hızlanıyor. Türkiye bu ülkeleri daha iyi anlıyor ve yaklaşımlarını eskiye oranla çok daha fazla ciddiye alıyor.

 

    İsrail ile ilişkiler ise, tam aksine eskiye oranla giderek bozuluyor. Daha önceleri son derece dikkatli şekilde götürülen ilişkilerde giderek bir hoyratlık yaygınlaşıyor. Sanki, fırsat bulundukça İsrail cezalandırılmak isteniyormuş gibi bir görünüm sergileniyor.

 

    Bütün bu değişimin yanı sıra, Ankara’nın giderek daha fazla yakınlaştığı bir diğer ülke ise, ABD. Özellikle Obama yönetiminin başa gelmesinden bu yana, Ankara- Washington ilişkileri inanılmaz derecede sıkılaştı.

 

    Rusya ile ilişkiler de giderek ısınıyor. Rusya başta olmak üzere, bölgedeki tüm enerji kaynaklarının geçiş yolu konumuna giriliyor.

TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ BİR TÜRLÜ RAYINA OTURTULAMIYOR

 

Bütün bu gelişmelere baktıktan sonra, kendi kendimize “Peki, Avrupa Birliği ile ilişkiler nereye gidiyor?” diye sorduğumuzda, karşı karşıya kaldığımız manzara çok ilginçleşiyor.

Dışarıdan bakıldığında, Türkiye ile AB’nin sanki yollarını ayırmaya hazırlandıkları gibi bir resim ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği’ndeki genel isteksizlik hala devam ediyor. Brüksel hala soğuk, Ankara ise kolları sıvamakta hevesli görünmüyor.

 

Özellikle Fransa Devlet Başkanı Sarkozy’nin genel yaklaşımı öylesine olumsuz ki, Ankara’ya hiç ümit vermiyor. Aynı şekilde, Alman Başbakanı Merkel de elinden geleni ardına bırakmıyor. Her ikisi de, Türkiye’nin tam üyelik yerine, imtiyazlı ortaklık ile tatmin edilmesi gerektiğini sık sık tekrarlıyorlar.

 

Sözünü ettiğimiz bu iki ülke, Avrupa Birliği’nin en ağırlıklı iki kurucu üyesi. Yani bu iki ülkenin “HAYIR” dediği herhangi bir projenin gerçekleşmesi imkansız. Her ne kadar, müzakerelerin devamından yana olduklarını ve yolun sonuna gelindiğinde,tam üyelik veyaimtiyazlı ortaklık konusunda kararlarını vereceklerini söyleyerek, süreci engellemeyeceklerini belirtiyorlarsa da, bir yandan da imtiyazlı ortaklık statüsünün içini doldurmak amacıyla çalışmaları başlattıklarını saklamıyorlar.


SARKOZY VE MERKEL
KİMSEDE HEYECAN BIRAKMIYOR

 

Bu yaklaşım, ne Türk Hükümeti’nde, ne de iş dünyasında heyecan bırakıyor.

 

Türk özel sektörü, bu durumda AB uyum sürecinde üstlenmesi gereken yüksek maliyetli yükümlülükleri karşılamak için yatırım yapmaktan kaçınıyor. Sonu belli olmayan bir konuda, zaten ekonomik-mali kriz nedeniyle yaşanan sıkıntılar sürerken,  bu konuya kaynak ayırmaya kimse yanaşmıyor. Hükümete de AB sürecinde hızlanması için baskı yapmıyor.

 

Hükümetin durumu da hemen hemen aynı.

 

İktidar, zaten açık verdiği bütçesinden, ne zaman ne olacağının bilinmediği böyle bir ortamda, milyarlarca euro kaynak ayırmaya hevesli görünmüyor.

 

Motivasyonu sağlayacak itici bir güç olmayınca da süreç bir türlü hızlanmıyor.

 

Yanlış anlaşılmasın. Teknik çalışmalar sürüyor, ancak özellikle siyasi kriterlerin yerine getirilmesini sağlayacak yasalar, bu belirsizlik ortamında çıkarılamıyor.


TÜRKİYE YENİ BİR
DENEME İÇİNDE

 

Peki, şimdi başta sorulan soruya yanıt verelim.

 

Bence Türkiye, katılım sürecinin gereği olan kriterleri yerine getirmekten ziyade, farklı yaklaşımlarla AB’yi tatmin etmeye ve ilişkileri ayakta tutmaya çalışıyor.

 

Ermeni açılımı, Kürt açılımı, İran ve Afganistan konularında AB’yi tatmin edecek adımlar atılması, Nabucco’nun imzalanması gibi adımlarla, genel görüntü bozulmamaya çalışılıyor.

 

Bu durum, süreci yavaşlatmak isteyen bazı AB ülkelerinin de işine geliyor.

 

Burada, dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye’nin bir deneme içine girmesidir.

 

Türkiye, dünyanın AB’siz de dönüp dönemeyeceğini, kendine yeni bir dünya kurup kuramayacağını deniyor. Eğer bu gidiş sorunsuz ve başarılı şekilde yürürse, Türkiye ABD ile ilişkilerini daha da sıkılaştırarak, bulunduğu bölgedeki ülkelerle daha da yakınlaşarak yoluna devam edebilir.

 

İşte o zaman, bugün kesinlikle reddettiği imtiyazlı ortaklığı belki de Ankara isteyebilir...

X