"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Türk köpekleri Veronica ve Robert’a müteşekkir

HAYVANLAR hakkındaki yazınız için teşekkürler. O güzel anlattığınız hayvan barınağını kuranın bir İngiliz olması ilgimi çekti. Benim de İsviçre’de yaşayan bir Avusturyalı dostum var: Veronica.

Hayatını, hastabakıcılık yaparak kazanıyor, varlıklı biri değil. Ona rağmen Bursa, Mustafakemalpaşa’da bir köyde 10 kadar köpeğin bakımını üstlenmiş. 3 ayda bir, üşenmiyor uçağa binip İstanbul’a geliyor, buradan otobüsle oraya gidip bir-iki gün kalıp hayvanları seviyor, bakımlarını yapıyor, veterinere muayene ettiriyor, iyi bakılıp bakılmadıklarını kontrol ediyor, köylüleri eğitiyor ve onlara 3 aylık yiyecek parası bırakıp geri dönüyor.
İnanılır gibi değil!
Oysa bizim gibi ülkelerde, çocuklar “Köpekler mekruhtur” gibi inanışlarla yetiştiriliyorlar. Köpek görünce taşlayıp, “Hoşt” diyorlar.
Bu çocuklar büyüyünce, kedilere köpeklere tekme atıyorlar, sonra da karılarına çocuklarına. İçlerinden politikaya girip devleti yönetenler de bizlere... (V. Sertoğlu.)
*
-  Ne güzel yazmışsınız!
Acı bir tablo ama güldürdünüz de beni.Gözümün önüne yine geldi ülke gerçeği.
Robert Smith benim de ilgimi çekti.
İngiltere’de yaşayan bir tekstilciymiş. Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı’nı kuran o. Artık Türkiye’de yaşamıyor, ama sistemi kurmuş ve sistem devam ediyor. Fakat o barınağın dönmesi için gerekli paranın yüzde 90’ını hâlâ o karşılıyormuş.
“Nasıl yani?” dedim, bunları bana anlatan ve barınakta gönüllü çalışan veteriner hekim Murat Bekhan’a.
“Her ay para yolluyor” dedi, “18-20 bin lira arası bir para...”
Alın size bir Veronica örneği daha...
O köpeklerin babası aslında Robert Smith, buradan şapka çıkarıyorum ona...
Bekhan’a bazı okurların, böyle doğal bir barınağı kurmanın kaça mal olduğunu sorduklarını ilettim.
“Şu İstanbul’a iki tane daha şöyle barınak yapsak 4 bin köpek daha kurtulacak. Çok mu imkânsız?” dedim.
“Yoo hayır” dedi.
SHKD Doğal Hayat Barınağı 250 bin liraya kurulmuş. 32 dönüme yayılıyormuş.
Şu anda 7-8 gönüllünün işi götürdüğünü söyledi, tabii onlar para almıyor. Bir de hayvansever işçiler var, her ay onların maaşlarını ödemek gerekiyormuş.
Hiç gönüllü yoksa böyle bir barınak kurulduktan sonra her ay ortalama 25 bin lira gerekirmiş. Hayvanların mama ve ilaç masrafları dahil. Gönüllü varsa, 18 bin lira yetermiş.
Ama düşünün, 2 bin sokak köpeğinin hayatı kurtuluyor.
Aslında varlıklı hayvanseverler böyle barınaklar da hediye edebilir İstanbul’a...
Neden olmasın?

Parayı iki barınağa bölüştürseydiniz

SİZE bir sorum olacak: O 20 bin lirayı niye Hasdal Hayvan Barınağı’na vermediniz? Oradaki hayvanların çok daha yardıma ihtiyacı yok mu? En azından 10 bin, 10 bin bölüştürseydiniz? (Dilara.)
-  Tam da öyle yaptık Dilara. Bilmeden sizin isteğinizi yerine getirmiş olduk. 6 bin lira Hasdal’a, 6 bin lira da Doğal Havyan Barınağı’na mama parası olarak yatırıldı, mamalar yetkili firmalar tarafından barınakların kapısına teslim edilecek. Bu miktar mama 20-25 gün idare ediyormuş. Geri kalan 8 bin lira da ilaç parası. Bu ilaçlar Bitlis’te 200 köpeğin aşılanması, kısırlaştırılması ve ameliyat olması için kullanılacak.

Vuitton’cu Şebnem ve Aytül’e binlerce teşekkür

CESARET böyle bir şey işte...
Louis Vuitton Türkiye’nin güzel ve cesur davranışından söz ediyorum.
Siz de takdir edersiniz, gazilere, çocuklara, zor durumdaki insanlara yardım edildiğinde genellikle hoş karşılanıyor, itiraz mitiraz çıkmıyor...
Amaa...
Söz konusu kimsesiz sokak hayvanları olunca...
Riskliydi...
İtiraz gelebilirdi...
“Bunca acı varken, bunca yardıma muhtaç insan varken, niye sokak köpekleri?” denebilirdi...
Firmalar da bu tür şeylerden ürküyorlar.
İşte o yüzden Louis Vuitton Türkiye Genel Müdürü Şebnem Berkol Yüceer ve Aytül Fıratoğlu’na çok teşekkür ederim.
Hep söylüyorum, kadınlar erkeklerden çok daha cesur...

50 köpeğe bakıyoruz

SİZE kendi imkânlarımızla, fabrikamız arazisinde oluşturduğumuz barınak fotoğraflarını yolluyorum. İnanın çok para harcamıyoruz. İşçilerden artan yemeklerle ve biraz sevgiyle mutlu olmalarını sağlıyoruz. Belediye katkısıyla kısırlaştırılmalarını herhangi bir ücret ödemeden yaptırıyoruz. Şu an yaklaşık 50 köpeğe bakıyoruz. Bunu niçin yazdığımıza gelince, bu sadece kamu kuruluşlarının yapması gereken bir hizmet değil. Her birey, kendi imkânlarıyla bu toplumsal yaraya biraz merhem olabilir. (Lütfen ismimizi açıklamayınız.)
-  İşte bu kadar! Budur! Müthişsiniz, fotoğraflar da çok güzel. Yaptığınız çok önemli bir şey, inşallah bir gün ben de, ‘50 köpeğe bakıyorum’ diyebilirim. Örnek olmanız dileğiyle...

Bana güvenebilir misiniz?

‘KİMSESİZ Sokak Hayvanları’ başlıklı yazını minnetle okudum. Tüm hayvanseverler adına sana teşekkür ederim. Ama lütfen bu işin peşini bırakma. Sadece bir yazıyla olmaz, sen de biliyorsun. İstediğinde her şeyi başarabileceğini de biz biliyoruz. Lütfen o çaresiz hayvanlar için daha fazlasını yapmaya çalış, çözüm bulunmasını sağla. Sana güveniyoruz. (Çiğdem S. M.)
-  İltifatlar için teşekkürler ama bana güvenmeyin. Elimden geleni yapıyorum ama yetmiyor, yazılar çıktığı müddetçe evet herkes asıp kesiyor, sonra tık yok. Mesela gay hakem Halil İbrahim Dinçdağ’a bakın. Ne oldu? Adam baştan sonra haklıydı. Müthiş bir ayrımcılık, müthiş bir ikiyüzlülük. Daha ne diyeyim? Yazdık, çizdik, Hepiniz okudunuz, günlerce sürdü. Ben ödül bile aldım o işten. Peki sonuç? Elde var sıfır. Çok iyi bir radyocu, çok hızlı bir beyin. Hiç mi bir yerde işe yaramaz, hiç mi kimse iş vermez? Vermiyorlar işte. Bu da cinsiyet ayrımcılığı... Hani bana güvendiniz de oldu... Benim de etim budum bu kadar... Ona bir iş bile bulamadım.

Aklın fikrin sekste diyenlere aldırma

DEMEK 18’inci Yarım Kalan Hayatlar, kimsesiz sokak hayvanlarına gitti. 20x18 eder 360 bin lira, yani eski parayla 360 milyar. Hayatlarında 5 kuruş kimseye faydası dokunmayanların klavye karşısına geçip de sana, ‘Aklın fikrin hep sekste. Bir de sürekli kızını ve aileni yazıp duruyorsun, baydı artık’ demelerine sakın takılma. Devam... (Alpaslan K.)
-  Teşekkür ederim. Zaten kimseye aldırdığım yok, neysem oyum, yaptığım iş de ortada. Seks yazılarına da devam. Sevgiler...

Kırış kırışsın Ayşe!

Aşk Tesadüfleri
Sever filminde amma yaşlı duruyorsun. Kuzum, hangi arada bu kadar yaşlandın? Yakın çekim olduğu için mi? Kırış kırışsın. Tabii sarışın olduğundandır. Sarışın kadınlar daha çabuk yıpranıyor. Keşke filtre miltre kullansalardı. Yazık sana... (Caner K.)
-  Ben filmi seyretmedim. Siz öyle diyorsanız öyledir. Ama tuhaflık bende değil sizde, bir insanı üzecek bir şeyi bu kadar zevk alarak, ağzından salyalar akarak söylemek, kötü insan olmanın bir göstergesi. Ben hiç değilse, “Bir zamanlar yüzüne bakılırdı” olacağım, ama siz hep kötü olacaksınız. Yürü canım anca gidersin!

Kızınız varoş çocuğu gibi davranıyor

BEBEK Parkı’nda kızınızı babaannesiyle gördüm. O kız ne kız öyle, koca kız, hiç buna terbiye, görgü bir şeyler vermiyor musunuz. Görmemiş çocuklar gibi, ağlamalar, dondurma istermiş, ayak diremeler. Varoşlardaki çocuklar bile sizinkinden daha görmüş davranıyorlar. Biraz çocuğunuzla ilgilenin. (Mesut C.)
-  Mesut Bey. Sizin haberiniz yok galiba ya da çocuğunuz yok! İnsanın her şeyine laf edebilirsiz, ama çocuklarına asla. Raconda yoktur bu. İnsanların çocuklarına dil uzatmak ayıptır, kalleşliktir. Ne derdiniz varsa benimle görün. İyi ki bunları yüzüme söylemediniz. Cesaret edemezdiniz o ayrı ama etseydiniz de o diliniz yerinde durur muydu bilemiyorum.

X