Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Başkan adayının evrakı metrukesi

‘‘Beşiktaş'ı tarikata teslim etmeyeceksiniz değil mi?’’ diye yazınca, Beşiktaşlılardan çok yoğun bir tepki geldi.

Birkaç küfür faksının yanı sıra, çok sayıda tebrik, teşekkür...

Sevgili Beşiktaşlılara çok teşekkür ediyorum.

Cumhuriyetin kuruluşunda emeği olan bu kulübün mensuplarından başka türlüsü de beklenmezdi elbet...

Evet, şimdi gelelim, Beşiktaş'ta Süleyman Seba'ya rakip olan İhsan Kalkavan'a...

Bu kişi Fethullah Gülen Cemaati'ne çok yakın olduğunu zaten gizlemiyor... Hatta bunu övünerek anlatıyor...

Kendi bileceği şey. Övünebilir.

Ancak o zaman övünmesi gereken başka marifetleri de var İhsan Kalkavan'ın. Her nedense onları pek açıklamıyor... Bakın elimde bir belge var.

Genelkurmay Başkanlığı 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı başlığını taşıyor.

Belge İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne hitaben yazılmış.

Üç sanığın gözaltında tutulma sürelerinin uzatılmasına ilişkin talep yazısı.

Sanıklardan birinin adı tanıdık: İhsan Kalkavan...

Bir diğer belge ise buna ek.

Altında, dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Mali Şube Müdürü ve şimdinin Fatih Belediye Başkanı Sadettin Tantan'ın imzası var.

O da şöyle:

Uzun süreden beri kamu ve özel kuruluşların akaryakıtlarının nakliyesini yapan bazı deniz nakliyat şirketlerinin taşıma esnasında ve sonrasında tankerlerinde mal artırdıkları ve özel zulalar yaptırmak suretiyle çalarak bunları bilahare kara tankerlerine satmak yoluyla haksız kazanç sağladıklarının öğrenilmesi neticesinde 10. 04. 1984 günü İhsan Kalkavan ve ortaklarına ait Galata tankerinde 1000 ton civarında akaryakıt ele geçirilmiş....

Mali Şube Müdürü'nün raporu bu kişi ve ortaklarının çaldıkları akaryakıtı sahte faturalarla sattıklarını anlatan ifadelerle sürüyor..

İşte şimdinin Fethullah Hocacısı ve Beşiktaş Başkan Adayı'nın 1984 marifetleri böyle...

Biline...

Savarona'nın geri alınma hikâyesi

SAVARONA yatının aslında hâlâ Türk bandıralı olduğunu yazınca, bu yatın satın alınarak Türkiye'ye kazandırılması yolundaki talimatı hatırlayan dikkatli okurlarım fakslarıyla sormuşlar:

‘‘Fatih Bey, bu yat madem hâlâ Türk bandıralı, Sayın Başbakan neden Cumhuriyetin 50. yılı kutlamaları çerçevesinde bu yatın satın alınıp, Türkiye'ye getirilmesi talimatını veriyor? Başbakan bu yatın Türk bandıralı olduğunu bilmiyor mu?’’

Bu soru son derece ilginç bir soru.

Ancak soruyu soran cin okurlarımın aslında ne demek istediği anlıyorum.

Şunu demek istiyorlar.

Bu yat hâlâ Türk bandıralı ise, bu yatı Türkiye'ye kazandırın demek, aslında yatın sahibi olan Japon firmasını bu yattan kurtarın, adam yata para harcamaktan helak oldu, bir araba parası da bu yatta yatıyor, verin devletin parasını alın yatı demek...

Tabii aslında işin aslı bu yatın satın alınması da değil.

Çünkü yat aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin. Ve şu andaki kullanıcısı sadece 49 yıllığına kiralamış durumda.

Yoksa Savarona'nın satılması yasal olarak mümkün olmadığı gibi, satılamayacağı için geri alınması da söz konusu değil.

Yani verilecek para, bir anlamda kira akdinin iptali için.

Hatadan dönmek

GENELKURMAY Başkanlığı, üç meslektaşımız için aldığı ‘‘Garnizonlara giriş yasağı’’ kararını kaldırdı.

Askerler siyasetçilere ders vermeye devam ediyorlar.

Hatalı olduğu anlaşılan bir uygulamadan dönmenin, yapılacak en doğru şey olduğunu gösterdiler.

Kıvırmadan, hatada ısrarcı olmadan.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Milleti eşek yerine koymanın eşekliğin büyüğü olduğunu anladığımız zaman.













X