Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tebrikler: Mısır’ın halkına ve Türkiye’nin Başbakanı’na...

Önceki gece yazısından başlayarak dünü zor ettim. Çünkü, dün sabah, hem Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mısır konusunda konuşacağından ve “Mısır halkından yana çıkacak” bir konuşma yapacağından haberim vardı; hem de Kahire’de Tahrir Meydanı’ndaki “Milyonların Yürüyüşü”nü heyecanla bekliyordum. Mısır’ın dünü, “Ortadoğu’nun yarını” için büyük virajın dönüldüğü gün olacaktı.

Öncelikle, Tayyip Erdoğan’a tebrikler. Yaptığı konuşma, Tahrir Meydanı’nda birikmeye başlayan Mısırlı yüzbinler arasında hemen yankılandı ve Mısır halkına çok değerli bir destek oldu. Mısır’ın geleceğinin biçimlenmesinde, “Ortadoğu’nun ve Mısır’ın en popüler siyasi lideri” parmak izini bırakmış oldu.
Günlerdir Türkiye’nin büyük halk hareketi karşısındaki suskunluğuna ve tavırsızlığına dikkati çekiyor ve eleştiriyorduk. Başbakan, dünkü açıklamasını yapmakta birkaç saat daha gecikse, herşey için çok geç olacaktı. Yaptığı bir “son dakika” açıklaması oldu, etkisini Tahrir Meydanı’na düşürecek kadar usta bir zamanlamayı ifade etti.
Mübarek’e “Bırak git” çağrısı
Elbette ki, “Türkiye’nin tavrı” diye algılanacak olan Başbakan’ın konuşmasının asıl değerli yanı, Ak Parti Grubu’nda yaptığı konuşmasının içeriği.
“Bu grup tüm dünyada mazlumların yanında olan bir grup olarak adını tarihe yazdırmıştır. Halkın demokratik taleplerine hiçbir iktidar duyarsız kalamaz. Tarihte baskıyla sindirmeyle ayakta kalan hiçbir yönetim yoktur. Halka gözünü kapatan yönetimler bilesiniz uzun ömürlü olamazlar. Mazlumun ahı aheste de olsa çıkmıştır. Halkın çağrısı karşılıksız kalmaz. Halka rağmen hiçbir iktidar ayakta kalamaz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışına dayanırız.
Buradan Mısır Devlet Başkanı sayın Hüsnü Mübarek’e içten bir uyarıda bulunmak istiyoruz. Bizler insanız. Bizler faniyiz. Kalıcı değiliz. Her birimiz ölecek ve geride bıraktıklarımızdan dolayı sorgulanacağız.. Bizler halk için varız. Onun için diyorum ki, yarın öldüğümüzde, hoca efendi gelip şunu söylemeyecek, Cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, Başbakan niyetine demeyecek, bakan niyetine demeyecek... Seninle beraber gelen kefen olacak. Öyleyse o kefenin kadrini kıymetini bilelim... Onun için halkın haykırışına kulak verin... Halktan gelen değişim arzusunu hiç tereddüt etmeden karşılayın. Halkı tatmin edecek adımlar atın. Mısır’ın iyiliği için önce siz adım atın...
Ortadoğu toplumlarının daha aydınlık, daha özgürlükçü bir geleceğe adım atacaklarına inanıyorum...”
O kadar açık ki. Mübarek’e “İn aşağı ve git artık”, Mısır halkına “Sizinle beraberiz” mesajını Türkiye adına açıkça ilan etti.
Türkiye’nin Mısır’da tarih yazan büyük gelişmeler karşısındaki “siyasi namusu” dünden itibaren kurtulmuştur!
Halk, orduyu Mübarek’ten ayırdı
Bu satırları yazarken, gözümüz Kahire’de Kurtuluş Meydanı’nda, yani Arapça, gerçek ismiyle Tahrir’de. İki milyon kişinin toplandığı bildiriliyor. “Milyon çağrısı” şimdiden ikiyi katlanmış durumda.
Önceki gece, Mısır ordusunun Tahrir’de toplanacak halka silah kullanmayacağını açıklamasıyla birlikte, Mübarek ile halk arasında titrek duran ibrenin halka doğru döndüğü anlaşılmıştı.
Ordu açıklamasından hemen sonra, Mübarek tarafından 30 yıl sonra ilk kez “Başkan Yardımcılığı”na getirilen eski askeri istihbarat başkanı Ömer Süleyman, televizyona çıkarak “muhalefet liderleri”ne yasa ve anayasa değişikliklerini görüşme önerisinde bulundu.
“Polis devleti”nin Hüsnü Mübarek’in ardından en büyük sorumlusunun, öyle bir “demokratik esneklik” sergilemesi ilginç tabii ama ne kadar inandırıcı?
Şu sıra, “inandırıcı” olmasının fazla önemi yok. Neye işaret ettiğinin anlaşılması daha önemli. O da:
1. Ordu, Mübarek’in gidişinin yollarını döşemeye başlamıştır.
2. Mübarek, gittiği vakit, yerini Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman alacaktır. Rejimin yıkılışının “kaotik” biçimde olmasına önleyebilmek için “geçiş dönemine geçiş dönemi” gerekli görünüyor ve Ömer Süleyman’ın işlevi o olacak. “Geçiş dönemi”ne “geçiş dönemi”ne nezaret etmesi tasarlanıyor.
Mısır gibi derin bir uygarlığa dayalı, yüzölçümüyle, nüfusuyla büyük, jeopolitik yeriyle eşsiz bir ülkede çok geniş bir bölgede tarihin yönünü etkileyecek “değişim” ancak çok büyük bir halk hareketiyle, çok büyük bir halk ayaklanmasıyla sağlanabilirdi. Olan, o oldu.
Ordu’yu da etkileyen halk hareketinin gücü ve yaygınlığı oldu. Mısır’da orduyla barışık bir “geçiş dönemi” olmaz ise, gelinen nokta rejimin ayakta kalabilmesi için çok büyük çaplı “katliam” demek.
Mısır hiçbir zaman askeri diktatörlük olmadı
Ne Mısır ordusu öyle, ne de –diktatör olmasına rağmen- Hüsnü Mübarek öyle biri. Mübarek, bir otokrat idi ama Saddam tipi bir zalim hiç olmadı. Mısır ordusu, evet, 1952’den beri rejimin temel dayanağıdır ama Mısır, hiçbir zaman bir “askeri diktatörlük” olmamıştır.
Monarşiyi sona erdiren 1952 askeri darbesi, Filistin topraklarının kaybedilmesi ve İsrail’in kurulmasının travmasını yaşayan Arap milliyetçi subayların eseriydi. Mısır ordusu, 1952-1967 arasında “Filistin’i kurtarması” beklenen güç idi, 1967-1973 arasında ise İsrail işgali altına giren Mısır topraklarının (Sina Yarımadası) geri alınması için kendisine umut bağlanan memleket çocuklarını ifade ediyordu.
Nitekim, 1973’te İsrail’e karşı yıldırım savaşıyla kendisinden bekleneni kısmen yerine getirdi. Anlatmak istediğimiz şu, Mısır ordusu, hiçbir zaman silahlarını kendi halkına çevirmemiştir. Meşruiyetini, o silahların İsrail’e çevrili durmasından almıştır.
Dolayısıyla, Türkiye iç siyasetinden yola çıkıp analoji yaparak, Ortadoğu’yu da, Mısır’ı da anlamak mümkün değildir. Bölgeyi, tarihi ve herbir ülkesini, toplumunun özellikleriyla tanımadan, “cehaletin cesareti”yle doğru anlatmak da mümkün değildir.
Mısır’da yarının tarihi, Mısır halkının büyük katkısıyla yazılmaya başlandı.
Türkiye, Tayyip Erdoğan üzerinden dünden itibaren bu “yazım süreci”nde alması gereken şekilde, yerini aldı.
Tebrikler, öncelikle Mısır halkına ve de Türkiye’nin Başbakanı’na...
X