Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Talat’ın gafı

<B>SİYASETTE </B>tecrübe önemlidir. Kritik anlarda çok gerekli olur.<br><br><B>Mehmet Ali Talat,</B> geçtiğimiz günlerde işte böylesi bir tecrübe eksikliğinin kurbanı oldu.

Kıbrıs’ta yapılacak referandumun olası sonuçlarıyla ilgili bir değerlendirme yaparken, Rum tarafından da ‘Evet’ çıkması gerekliliğine değindi ve ‘Planın işlerlik kazanması Kuzey Kıbrıs’ın tanınmasından daha önemlidir’ dedi.

Bu cümleye kimsenin tepki göstermemesi benim için çok şaşırtıcıydı.

Talat’ın sözleri, Kıbrıslı Türkler için belki geçerliydi. Çünkü plan işlerlik kazanırsa Kıbrıslı Türkler de AB vatandaşı olacaklardı.

Ama Talat’ın sözleri yıllardır Kıbrıs’ı omzunda taşıyan anavatan açısından kırıcıydı.

Çünkü Türkiye, milyarlarca dolar yükü, uluslararası camiadaki eleştirileri, her olayda önüne çıkarılan Kıbrıs faturasını ‘bağımsız ve özgür’ bir Kıbrıs Türkü adına göğüslemişti.

Kıbrıs’ta bugün gelinen çözüm noktasında az zamanda çok emeği olan Başbakan Talat, bu sözleri için Türkiye’nin gönlünü almak zorunda.

Çünkü Türkiye’deki hükümetin desteği olmasaydı, bugünkü konuma gelmeye Talat’ın gücü yetmezdi.

Mahkemeler tekzipte dikkatli olmak zorunda

GAZETECİLİKTE
cevap hakkına ve tekzibe saygı duyan bir gazeteciyim.

Hatta bu yüzden eleştirilere maruz kalıyorum.

‘Kardeşim madem düzeltecektin niye yazdın?’ diye.

Oysa ben suçluların da kendini savunma hakkı olduğu gibi, benim yazılarıma konu olan kişilerin de konuları kendi bakış açılarından aktarma hakkı olduğuna inanıyorum.

Bu bence evrensel bir gazetecilik ilkesi.

Ama ilginç bir toplum olduğumuz için, bu cevap haklarını kullandırmayan gazetecilerin ‘sürekli’ doğru yazdığı, cevap hakkına saygı duyan gazetecilerin ise ‘uydurdukları’ gibi bir inanç oluşuyor.

Ben yine de kendi doğrularımın peşinde gittiğim için bu hakka saygı duymaya devam edeceğim.

Fakat cevap hakkı ve tekzip konularında mahkemelerin tutumu korkunç.

Ne yazık ki, bazı mahkemeler veya hákimler yüzde yüz doğru, belgeli, kanıtlı haberlerde ‘tekzip kararı’ veriyorlar.

Oysa tekzip, yalan veya yanlış habere yönelik bir durum.

Cevap hakkı herkese tanınabilir ama doğru haberin yalanlanması anlamına gelen tekzip, sadece yanlış habere uygulanabilir.

Bazı hákimlerimiz ne yazık ki bu durumun farkında değiller.

Geçtiğimiz günlerde Kanal D Haber’de yüzde yüz doğru, belgeli bir haber yayınladık.

Habere konu olan kişiler, devletin belgelerine dayanarak yapılan bu haberle ilgili olarak bir mahkemeden ‘tekzip’ kararı aldılar.

Biz de aynı mahkemede bu karara itiraz ettik.

İtirazımız reddedildi. Hem de itiraz dosyamız açılmadan. İçine bakılmadan...

Oysa dosyanın içinde devletin belgeleri vardı ve haberin doğruluğu, tersi iddia edilemez bir biçimde kanıtlanıyordu.

Fakat tekzip kararını veren mahkeme, bunlara bakmadı bile.

Ancak benim inadımı hesaba katmamışlardı.

Kanal D’nin başarılı avukatları vasıtasıyla bütün hukuk yollarını deneyerek haklılığımızı ispat peşine düştük.

Çünkü doğru bir haberimin, bir mahkemenin tembelliği ve işbilmezliği yüzünden yalanlanmasını istemiyor, bunu gururuma yediremiyordum.

Sonunda çetin bir hukuk savaşının ardından haberimizin doğruluğunu kanıtladık ve tekzibi durdurduk.

Tekzip konusunda mahkemeler çok dikkatli olmak zorunda.

Bu basit bir iş değil. Emekle, çalışarak, bazen can pahasına hazırlanmış doğru haberlerin ahlaksızlar tarafından yalanlanmasına alet olmamak lazım.

Aksi takdirde zarar görecek olan, aslında hem çok yararlı olan tekzip müessesesi, hem de hukuk olacak.

Bu bile başarı

DİKKAT
ediyor musunuz, Türkiye’nin Kıbrıs’a çıktığı 1974 yılından beri ilk kez gerek Avrupa’da gerekse dünyanın geri kalan bölümünde eleştirilen taraf Türkler değil, Rumlar.

Verheugen bile dün Türkiye’ye karşı tavrıyla bilinen Avrupa Parlamentosu’nda Rumlara ve liderlerine verip veriştirdi.

Sizce sadece bu kadarı bile büyük bir diplomatik başarı değil mi?

Bize değil gazetene söyle

BİR
yazar aynı günde iki kez ‘saçmalar’ mı? Evet saçmalar.

Hıncal Abimiz böyle yapmış.

Diyor ki: ‘Meclis Başkanı’nın ‘Şeyini şey ettiğimin şeyi’ sözleri böyle kolay geçiştirilemez. Bu sözleri söyleyen kişi görevi bırakmalıdır. Türk basını bunun peşini nasıl bırakır?’

Hıncal Uluç
böyle diyor ama bir Sabah yazarı olarak bu haberi Sabah Gazetesi’nde göremediğini herhalde bilmiyor.

Devletin ‘ucuz’ kiracısı Sabah Gazetesi, Meclis Başkanı Arınç’ın bu sözlerini 1. sayfaya koymayıp, içeri gizleyen tek gazete.

Bu sözler söylendiği gün, biz Kanal D Haber’de bu sözleri 1. haber yaparken, ATV haber kendi muhabirine yapılan bu hakareti görmezden geldi.

Sabah Gazetesi de aynı şekilde kendi grubundan bir yayının muhabirine yapılan bu sözlü hakareti haber yapma gereği bile duymadı. Ama Hıncal Abimize göre Meclis Başkanı’nın peşi bırakılmamalıymış.

Bu sözleri bize değil, yere göğe sığdıramadığı kendi gazetesinin yönetimine söylesin.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Spor kulübü başkanları, yalancılıkta siyasi parti genel başkanlarına açık ara fark atmadıkları zaman.
X