Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

SURNAME’nin NAME’si

“50. Dünya Tiyatro Günü” yaklaşırken İzmir’den bir “dev” geçti, kimse ayrımına varmadı.

Doğrusu, “kukla” deyip geçmiş olmalılar ki, tarihin tozlarını silkeleyip gelen o “iki boyutlu” tasvirlerin birden bir “üçüncü” boyutta canlanıp “dördüncü” boyutta devleşircesine sahneye çıkışı,” İzmir Uluslararası 5. Kukla Günleri” içinde, bir köşeye atılmış gibi hiçbir yankı uyandırmadı.
Türkiye’nin gündemi nelerle sallanıp duruyor. Kuklalaşan bir düzene kendilerini kaptırıp gidenler varsa, kim dinler o Surname’nin Kuklaları’nı!

 

* * *

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahneye getirdiği bir oyundu “Surname”. Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, Osmanlı’nın unutulup giden sanat değerlerine düşkünlüğüyle tasarıyı başlatmış, sanatçı Yiğit Sertdemir’in yazarlık ve yönetmenlik becerileri Candan Seda Balaban’ın kukla-maske-giysi gerçekleştirmedeki “tarifsiz” ustalığı ile birleşince, Selim Can Yalçın ve Barış Manisa’nın özgün müziği eşliğinde, Türk Tiyatrosu’nda bir aşamaya varıldığını belgelercesine, kuklalar insanı insana anlatmaya koyulmuş.
Nasıl bir sahne oyunuydu “Surname”, sözle anlatmak olanaksız gibi.  Görsel kurgulama, sözcüklerle anlatılanı aşıp gidiyor. Söze dökülmüş bir metin var,  tiyatrodur deyip insanlar oynasa, oyun sanki bir hiç! Kuklalar oynadıkça, insanın kendisi bir hiç.

 

* * *

Surname’ler, bir Divan Edebiyatı türü sayılsa da, edebiyat değeriyle değil, saray kutlamaları ya da şenliklerini ayrıca minyatürlerle de “tasvir” ettiği için Osmanlı yaşantısını belgelemiş olmakla önem kazanıyor. Minyatürlerden esinlenen Candan Seda Balaban, minyatürlerdeki tasvirleri “fersah fersah” aşarak çağdaş tekniklerle biçimleyip kuklalaştırmış, “üçüncü boyut”un sağladığı derinlikle de kuklalar kımıldar kımıldamaz canlanıverecek bir kişilik kazanmış.
Şehir Tiyatroları sanatçılarının, oyunculukları yanında, kuklalar içine girerek ya da kuklaları doğruca oynatmaktaki uyumları, ustalıkları gerçekten şaşırtıcı. Yedi kişinin, neredeyse sahneye sığmayan büyüklükteki bir kuklayı yürütüp canlandırması herhalde sanatçılığı da aşan bir özveriye bağlı.

 

* * *

Aşırı bir değerlendirme olacağını sanmam; İstanbul B.B. Şehir Tiyatroları’nın Surname’si,  geleneksel değerlerden çağdaş değerler yaratarak yeni bir anlatım yolu açmakla “dev” bir adım atıp Türk Tiyatrosu Tarihi’ne adını yazdırmıştır.
Yine de bu adım, atıldığı yerde duracak mı kuşkusuyla karşı karşıya. Değil mi ki, bir adımla varılacak yere varılmıyor!
Ve yine de, o tek adım, Türkiye’de kuklalarla kuklalaşmadan kuklalaşmaya baş kaldıran nice değerli sanatçıların var oluşunu sahne aydınlığına taşıdığı için kıvanç vericidir.
Hele bir de ardından gelenler olursa!

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI