Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sorular...

KOMPLO teorilerinden de, teorisyenlerinden de hiç hazzetmediğimizi okuyucularımızın bildiğini sanıyoruz. Ama şu hemen hepimizin “Galiba gerçek ortaya çıktı” dediğimiz “ıslak imzalı belge” hikâyesi, giderek zihnimizi daha çok bulandırıyor. O nedenle hiç değilse orada burada tartışılan soruları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

İsterseniz başlayalım:


İlk soru, Albay Dursun Çiçek’in imzasını taşıyan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın aslını İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na gönderen muhbir, elindeki orijinal belgeyi neden bu konunun çok tartışıldığı haziran ayında değil de, aylar sonra ortaya çıkarttı?


Öyle ya, söz konusu belgenin hazırlandığı bölümde çalıştığını ileri süren, o bölümdeki bilgisayarların “BİM” numaraları dahil her türlü teknik niteliğini tespit edecek kadar olayın içinde bulunan -dahası Taraf Gazetesi’nde bu konuyla ilgili haberin çıktığı gün belgenin orijinalini dosyadan alıp sakladığını söyleyen- bir insan neden bu kadar bekledi?


Siz burada, şimdilik içeriğini ve niteliğini bilemediğimiz bir “plan” ve bu planı hazırlayan bir “merkez” olduğunu düşünmez misiniz?


O plan neydi? Kimlerin işine geliyordu? (Buna ilişkin bizim tahminimiz var.)


”Orijinal”
olduğu ileri sürülen bu kadar önemli bir belgeyi 12 Haziran sabahı, herkes henüz uyanmadan saklayan yani onun çok önemli olduğunu daha ilk dakikadan itibaren dikkate alan bir insan onu İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na tutar da “posta” ile gönderir mi?

Türkiye gibi hemen hiçbir kamu kurumunun düzgün çalışmadığı bir ülkede siz olsanız bu belgenin kaybolacağını, ulaştığı yerde -yanlışlıkla?- yırtılacağını hesap etmez misiniz?


O zaman şu soru akla geliyor?


Bu “posta ile gönderme” eyleminin sebebi ne? Yoksa öyle gelmedi, örneğin biri getirdi ilgililere verdi de kamuoyundan saklanan bir şey mi var?


Bir meslektaşımızın kurduğu www.t24.com.tr adresli internet sitesinde, değerli meslektaşımız Çiğdem Toker’in dün bir yazısı vardı: Toker, Almanya’daki meşhur Deniz Feneri Derneği davasında, bu derneğin topladığı bağışlar için kestiği makbuzların gerçekte 2004 yılında mı, 2006 yılında mı doldurulduğunun araştırılmasına ihtiyaç duyulunca yapılanı anımsatıyordu.


Gerçekten Alman Mali Polis Başkomiseri Alexander Böhm makbuzlar üzerindeki mürekkebin “kuruma hızı”Hessen Eyaleti Kriminal Dairesi’nde inceletmiş, “mürekkebin yaşı”nı ortaya çıkarmıştı. Bu da sanıkların mahkûmiyetini sonuçlandırmıştı.


Toker
haklı olarak “Albay Çiçeğe ait olduğu ileri sürülen imzanın yaşını” araştırmak gerekip gerekmediğini soruyor.


Öteki kuşku konularını, örneğin Adli Tıp Kurumu’nda yapılan incelemenin “özel bir ekip”e havale edilip edilmediği sorusunu ilgililer yanıtlar diye düşünelim.

Çünkü orada da zihin bulandıran iddialar var.


Bir arkadaşımızın ortaya attığı başka bir soru var. “Genelkurmay’ın ilgili dairesinin kullandığı kağıtlarla şimdi orijinal denilen belgenin kâğıdı aynı mı?
Değilse belgenin orijinalliği kuşku götürmez mi?”
diyor.


Peki siz ne diyorsunuz? Aydınlanmaya ihtiyacımız yok mu? 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI