Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sonsuzluğa uğurlarken zaman tünelinde buluşma

Bu gazetenin genel yayın yönetmeni 15 yaşındaydı.

Cumhuriyet spor servisinin en tıfılı oydu. O yüzden Abdül Abi (Abdülkadir Yücelman) onu işi öğrensin diye mi artık, yoksa ağaç yaşken en kolay eğilebilecek hal gece nöbetine kalmaktır diye düşünüldüğünden ötürü müdür, İsmet Berkan’ı gece gazetede bırakırdı, herkes evinin yolunu tuttuktan sonra.


Cumhuriyet yazı işlerinin en genci ben değilsem de, en kıdemsiz ben olduğum için beni de gazetenin başına bırakırlardı. İsmet’le (Berkan) aynı yıl Cumhuriyet’in kapısından içeri girmiştik. 1979 yılı.

Ne yıldı ama Türk basının en saygın ismi Abdi İpekçi’nin kurşunlanıp öldürüldüğü aynı gün, Ayetullah Humeyni 16 yıllık sürgünden sonra (İsmet Berkan daha doğmamıştı) İran’a dönüyordu. Dünyanın çehresinin değişeceğinin habercisi olan İslâm Devrimi gerçekleşiyordu. Sovyetler Birliği, daha sonra ömrünü kısaltacağı anlaşılan Afganistan işgaline o yılda, 1979’da girişmişti. Türkiye dolu dizgin, günlük cinayetler ve kaosla etkilerini hâlâ silemediğimiz 12 Eylül 1980 askeri darbesine doğru yol alıyordu.

İsmet Berkan ve ben, 1979’da girmiştik Cumhuriyet’e. Ülkenin içindeki şartlar ve uluslararası alandaki gelişmeler bakımından ülkenin en “netameli” gazetesi geceleri, ertesi gün okurların eline geçecek son baskısına dek, ikimizin elindeydi. Haber akışının siyaset kısmından ben, spordan o sorumluydu.

Abdülkadir Yücelman’ı tam 55 yıllık bir kariyerin ardından 77 yaşında bu dünyadan ayrılışında uğurlamak için Fatih Camii’nin avlusuna İsmet Berkan’la birlikte adımımızı attığımızda beynimden ışık hızıyla ilgili 1979 yılı anıları geçti.

***                ***            ***

Kalabalık bir topluluk. Türk spor dünyasının tanınmış simaları. Aynı zamanda edebiyat çevrelerinin ve siyasi gazeteciliğin, televizyon ekranlarının bildik yüzleri.

Kimisi son derece tanıdık ve bildik ama isimlerini bir türlü hatırlayamadığım yüzler. Bazıları gelip sarılıyorlar, çok iyi tanıyorum ama “Kimdi o? İsmi neydi?” soruları zihnimi yalıyor. Arada bir belli etmeden İsmet’e eğilip, az önce sarıldığımız ya da birazdan selamlaşacağımızı bildiğim bazı yüzleri soruyorum. Bazen o cevap vermeden ismi aklıma geliveriyor.

“Zaman Tüneli”nde bir yolculuk gibi Abdül Abi’nin ebediyete yolculuğu.

Onca insanı, yılların, olayların, gelişmelerin kaçınılmaz olarak birbirinden koparttığı onca insanı bir araya getirip buluşturmak herkese nasip olabilecek bir şey değil. İşte o noktada Abdülkadir Yücelman’ın kişiliği ortaya çıkıveriyor. Dile kolay 55 yıl, bir gazetenin spor servisini, onlarca insanın hayata yetiştirildiği bir tezgâhın başında bulunmak, o konumundan, o rolünden hiç ayrılmadan alçakgönüllükle koca bir yarım yüzyılı devirmek. Onun o “tezgâhı”ndan şu an görev başında üç gazetenin genel yayın yönetmeni geçti. İkisini cenazede gördüm

 Cenazesinde, musalla taşında tabutunun içinde cansız uzanan ufak tefek yapılı, mütevazı insan acaba birçok faniye nasip olamayacak bir “yaşam başarısı”na imza attığının farkında, bizleri seyrediyor mudur acaba düşüncesine kapılıyorum.

Kimi cenazelerde en çok merak ettiğim şeylerden biri bu. Abdül Abi acaba bizi görüyor muydu? Bunu ölmeden anlamanın, bilmenin mümkün olamayacağını şimdiden biliyorum ama bu “bilgi” merakımı engellemiyor.

O sırada günlük hayatın hayhuyu içinde neyle meşgul iseniz, birisini uğurlamaya gitmeniz bütün vazgeçilmez gibi gözüken önceliklerinizin başına geçiveriyorsa, sizi oraya çeken insan besbelli ki “özel” bir insandır.

Abdülkadir Yücelman’ın öyle olduğunu dün Fatih Camii’nin avlusunda gördüm.

***               ***            ***

Ta 1979’dan 2009’a ülkenin, dünyanın, bireysel hayatların içinden geçtiği değişiklikleri bir an durup fark etmek. Abdülkadir Yücelman’ı uğurlamak için gelmişken, birdenbire kendi yaşam serüvenimiz üzerinde 24 saat önce kararlaştırmadığımız bir “iç seyahat”e çıkıverdi birçoğumuz.

Abdül Abi için toplanan ve kimisi çok uzun yıllardır birbirlerini görmemiş nice insan, karşılaşma anında bir cenaze için gelmişten ziyade hasret gidermek için orada toplanmış insanları andırıyordu. Karşılaşmalarda yüzlerde aniden beliren gülümsemeler, karşılıklı birbirlerine sevecen davranışlar, birden anılara dönüş ve anekdot anlatmaya başlamak. Herkesin fiziğine, görüntüsüne sinmiş önlenemez değişikliklere rağmen, “Hiç değişmemişsin” gibisinden temiz yalanları bir anda fütursuzca söyleyebilmek.

Ve bu buluşma Abdülkadir Yücelman içindi.

Bugün için parmaklarım yazı yazmak için bilgisayar tuşlarının üzerine dokunduğunda içimden Abdülkadir Yücelman üzerinden bir şeyler yazmaktan başka bir şey gelmedi…

Ne kadar çok insanın hayatına onlar çok da fark etmeden dokunmuş meğerse… 

X